Site Loader

Venezia mi ricorda istintivamente Istanbul
Stessi palazzi addosso al mare
Rossi tramonti che si perdono nel nulla

Venedik, içgüdüsel olarak bana İstanbul’u hatırlatıyor
Aynı saraylar, denize nazır
Hiçlik içinde kaybolan kırmızı gün batımı
Venice instinctively reminds me of Istanbul
Same palaces on the beach
Red sunsets that are lost in nothingness

Osmanlı Devleti ile Adriyatik’in incisi olarak tanınan Venedik arasındaki ilişkiler 14. yüzyıla kadar uzanmakla beraber, daha geniş ilişkiler Fatih döneminde gerçekleşmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler hem siyasî hem de iktisadî esaslara dayanıyordu. Osmanlı Devleti, Batı’nın bu en güçlü denizci tüccar devletinin gücünü yanına almak isterken aynı zamanda ihtiyacı olan emtianın düzenli olarak ülkesine girişini sağlamak istiyordu. Venedik de daha Bizans ve Selçuklu Dönemlerinde Doğu’da ticaret yapmak için aldığı imtiyazları kaybetmek ve hele bu imtiyazları rakibi olan diğer denizci devletlere kaptırmak istemiyordu. Osmanlı Venedik arasındaki bu karşılıklı iyi ilişkiler 16. yüzyılın sonlarında, 1571’de Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle kesintiye uğradıysa da kısa bir süre sonra yukarıda zikredilen karşılıklı mecburiyetlerden dolayı yeniden başladı. Bundan sonra Venedik Osmanlı Devleti için Hıristiyan ülkeler arasında himayeye en fazla layık ülke statüsüne yükseldi, Osmanlı Devleti’nin en sadık dostu oldu. 1624-1631 yılları arasında Avrupa’da Otuz Yıl Savaşlarının devam ettiği sürede İspanya-Avusturya ittifakının tehdidinde kalan Venedik, Osmanlı Devleti’nden yardım talebinde bulundu. Bu ilişkiler iki devlet arasında siyasî, sosyal, ekonomik ve aynı zamanda kültürel anlamda etkileşime neden olmuştu. 17.yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı-Venedik ilişkilerinde ilginç bir safhayı oluşturan Osmanlı Devleti’nin Venedik’e zahire ve asker yardımını, Venedik Devlet Arşivi’ndeki Bailo Defterlerinden takip etmek mümkündür.[1] Önemle belirtmek gerekir ki Venediklilerin Osmanlı Devleti’nin Balkan vilayetlerinden ücretli asker toplama taleplerine Osmanlı Devleti izin vermiştir.Sanayi öncesi toplumsal özellikleri yaşayan Osmanlı Devleti için uluslararası ticaret ağının canlı tutulması, dışarıdan bol ve kaliteli malın girişinin sağlanması hayati öneme sahipti. Bu sebeple ithalat-ticaret yapılırdı. Genelde Osmanlı Devleti’nin Avrupa, özellikle İtalya şehir-tüccar devletleri ile olan ilişkilerinin temelinde bu karşılıklı zaruretler bulunmaktaydı. Bu durum Venedik’i Osmanlı Devleti arasında oldukça önemli bir ilişki haline gelmişti.

IMG-9156

  1. İktisadî İlişkiler

Venedik dışında, diğer İtalya tüccar devletlerinin Doğu Akdeniz’deki etkinlikleri azalmıştı. Sadece Venedik Osmanlı Devleti’nin ihtiyacı olanları temin edebilecek güçteydi. Rusya ticareti henüz Osmanlı Devleti’nin taleplerini karşılayacak bir konumda değildi.  Avrupa’da ise durum aynı görünmekteydi. İngiltere, Fransa ve Hollanda tüccarları da henüz Osmanlı Devleti’nin ihtiyacını karşılayabilecek nitelikte değillerdi. Zikredilen devletler 17. yüzyılın ikinci yarısından sonra Venedik’in yerini alacaklardır. Bu durumda Osmanlı Devleti ile kadim ve samimi bir dostluğu olan Venedik rakipsiz kalıyordu.Bu imtiyazların veriliş sebebi iktisadî olmakla beraber aynı zamanda siyasî de olmuştu. Varlıkları tamamen ticarete dayalı olan Batılı devletler için Osmanlı’dan bir ticari imtiyaz almak son derecede önemliydi. Hatta Osmanlı Devleti’nden alınan bu ticari imtiyazlar, zaman zaman Papa’nın Haçlı Seferleri düzenlemek için yapmış olduğu çağrıları engelleyebiliyordu. Dahası, Osmanlı Devleti de bu ticari imtiyazları bir siyasî araç olarak kullanıyor, bir yandan iç piyasanın ihtiyaçlarını temin ederken diğer yandan imtiyaz verdiği devletleri, kendisine karşı oluşabilecek bir ittifaktan alıkoyuyordu.[2]

  1. Siyasî ilişkiler

Bu dönemde Venedik siyasî bakımdan da önemli bir konumdaydı.Venedik’in sınırları sadece birkaç adadan meydana gelen Venedik şehri ile sınırlı değildi.

IMG_9150

Adriyatik Denizi’nin en kuzey ucu denizin doğu kıyıları boyunca güneye bugünkü Bosna sınırına kadar uzanıyordu. Adriyatik’teki pek çok ada ve Girit Adası Venedik’in elindeydi. Bu haliyle Venedik, Osmanlı Devleti’nin Orta Avrupa’daki en büyük rakibi olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Adriyatik Denizi’ne açılmasını önleyen bir konumdaydı. Çünkü Avusturya’nın Adriyatik’e inmesi, Osmanlı Devleti’nin Balkan topraklarının denizden kuşatılması demekti. Avusturya’nın İspanya ile ittifak yaparak Venedik’e saldırması, Osmanlı Devleti’nin batı sınırlarını tehdit etmesi demekti.Osmanlı ve Venedik ilişkisinde açıkça görülür ki her iki taraf da birbirlerine muhtaçlardı.

Venedik tüccarlarının çok büyük tehlikelere ve haksızlıklara maruz kaldıkları, Osmanlı mahalli idarecilerinin kendilerinden haksız yere para talep etmelerinden mustarip oldukları anlaşılmaktaydı. Dahası, Trablusgarp’ın korsanları ve eşkıyaları tarafından gasp edilip yağmalanıyor, bazen öldürülüyor, bazen da esir ediliyorlardı. Fırtınaya yakalanıp denizde helak olmaları da sıradan olaylardı. Bütün bu tehlikeler karşısında Venediklilerin yine ticarette ısrar etmeleri, bütün tehlikeleri göze almaları, bir bakıma onların başka çarelerinin olmadığını göstermekteydi. Çünkü Venedik; çiftçi, balıkçı, esnaf bir devlet değil tüccar bir devletti, bütün iktisadiyatı ticarete dayanıyordu. Atlas, kemha, diba, kadife çeşitleriyle iyi bir tekstil sanayisine sahipti. Daha XI. yüzyıldan beri Murano Adası’ndaki cam sanayisi dünyaca meşhurdu. Ali Kurna olarak bilinen kâğıdın merkezi Algorna idi ve Osmanlı Devleti’nin bütün kâğıt ihtiyacı Venedik tarafından karşılıyordu. Venedik’in Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de yirmi civarında Konsolosluğu bulunmaktadır. Venedik ticaretindeki bu durum sadece Osmanlı döneminde değil, Doğu Roma (Bizans) döneminde de aynı olduğu görülmektedir. Venedik’in yönü daima Doğu’yadır. Bu durum sadece Venedik’e özgü değildi, Ceneviz ve Floransa gibi diğer İtalya tüccar devletleri için de geçerliydi.[3]

IMG_9152

Öte yandan 1618 yılında Avrupa’da başlayan Otuz Yıl Savaşları, Venedik’i Osmanlı Devleti’ne daha da yakınlaştırmıştı. Zira kuzeyinde Avusturya, Batıda Katolik İspanya ile ittifak yapmış ve Venedik’i tehdit etmeye başlamıştı. Osmanlı Devleti, Batı’daki en güçlü müttefiki Venedik’in karşılaştığı bu tehdit karşısında Venedik’e büyük yardımda bulunmuştu. Bu dönemde adeta Reform Savaşları’nın devamı niteliğinde olan Otuz Yıl Savaşları sürmekteydi. Avrupa esas olarak Protestan ve Katolik olmak üzere ikiye bölünmüştü.  Avusturya ile İspanya arasındaki siyasî evlilik dolayısıyla İspanya’daki Katolik Habsburg kralları, Doğu ve Orta Avrupa’da Katolikliği tekrar güçlendirmek istiyorlardı. Bu amaçla İspanya, Katolik olmasına rağmen Venedik’e karşı düşmanca hareket ediyor ve Avusturya ile iş birliği yapıyordu. Bu şartlar altında Venedik’in yardım isteyebileceği tek ülke Osmanlı Devleti idi. Venedik asker ihtiyacını karşılamak amacıyla Osmanlı Devleti’nden ücretleri kendilerine ait olmak üzere asker toplamak için izin istemiştir. Ülkesinden dışarıya değil asker, zahire ihracına bile izin vermeyen Osmanlı Devleti bu teklifi en iyi müttefiki için kabul etmişti. Bosna Beylerbeyi Murtaza Paşa ile eyaletteki kadılara şubat ortaları 1625 (Eva’il-i Cemaziyye’l-evvel 1034) tarihinde yazılan bir hükümle[4]; İspanyolların Venedik’in Frengistan sınırındaki bölgeleri zapt ettiği bildirilmekte, eskiden beri Osmanlı Devleti ile dostluk ve bu durum üzere sabit olan Venediklilere yardım edilmesi ve onlara herhangi bir zarar eriştirilmemesi hususunda emir verilmektedir. (Bailo Defterleri)

IMG_9153

İspanyolların saldırılarının devam etmesi üzerine Venedik Balyosu Sultan’a bir arz sunmuş ve mart başları 1630 (Evahir-i Receb 1039) tarihinde Rumeli Beylerbeyi, Mora Sancağı Beyi, Kadı ve Eminlerine yazılan başka bir hükümde, İspanya’nın Venedik’e saldırmak amacıyla çokça asker topladığı, buna karşılık Venedik’in de askere muhtaç olduğu, İspanya’nın Venedik’e saldırısının aynı zamanda Osmanlı devleti aleyhine sonuçlar doğuracağı, bunun için Venedik’e yardım edilmesi emredilmiştir.[5] Bu yardımın gerçekleşmesi İspanya-Avusturya saldırılarının önlendiği anlamına gelmektedir. Elbette bunun tek sebebinin Osmanlı-Venedik iş birliği olduğunu söylemek doğru değildir. Otuz Yıl Savaşlarının genel seyri, Avrupa’daki genel siyasî ve askerî sebeplerin ve gelişmelerin etkisi olduğu da göstermektedir.

IMG_9149

Sonuç olarak, Osmanlı coğrafyasında başka bir devlet adına paralı asker toplanmasına izin verilmesi hiç rastlanan bir olay değildir. Öte yandan Venedik, siyasî ve iktisadî bakımdan Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin en önemli müttefiki ve ticaret ortağıdır. Osmanlı Devleti, iaşe politikasının devamı için Venedik’in varlığına hayati önem atfetmektedir. Her ne suretle olursa olsun Venedik’in bölgesinde varlığını sürdürmesi gerekiyordu. Bunun için Venedik’e yönelen dış tehditler, aynı zamanda Osmanlı Devleti’ne yönelikti.

Merve Alemdaroğlu

[1] Archivio di Stato di Venezia (ASVe)- Venedik Devlet Arşivi’ndeki Türkce belgeler oluşturmaktadır.

[2] Halil İnalcık “İmtiyazat” Maddesi, Eİ III, Leiden, Briell 1979.

[3] Şerafettin Turan, Türk İtalya İlişkileri-Selçuklulardan Bizans’ın Sona

Erişine, Ankara 1990

[4] T.C. BAŞBAKANLIK Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 148

[5] The Ottoman Empire’s Military and Store of Grain Aid to Venetian Regarding to Bailo Registers in Venice State Archive (1624-1631)

mervealemdarogluu

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla