Özgür İrade Bir İllüzyon Olabilir mi?

Hiç pişman oldunuz mu, yaptıklarınızdan daha da kötüsü yapamadıklarınızdan dolayı pişmanlık yaşadınız mı? Eylemlerinizden hiç utanç duydunuz mu? Gerçekleşen sonuçlar ışığında kararlarınızı sorguladınız mı, kendinizi suçlayıp pişmanlığınızın huzurunda kendinizi yargıladınız mı?

Bunu mutlaka yapmışsınızdır, kendi tavırlarınızı defalarca sorgulamışsınızdır. Ancak bu sorgu genelde o şeyi neden yaptığınız ve yapmanızı etkileyen faktörler üzerinedir. Muhtemelen hiç kendi yaptığınız eylemlerin ve kendinizin aldığını düşündüğünüz kararların kaynağını sorgulamadınız. Aldığınız bir karardan dolayı başka kimi sorgulayacaktınız zaten değil mi? Bu kararları özgür iradenizle siz seçtiniz, siz… Seçtiniz mi?

Dediğim gibi aldığımız kararları ve bu kararları alış nedenlerimizi sıkça sorgularken, kararlarımızın kaynağını sorgulamaya gerek duymayız. Çünkü özgür irademizi aldığımız her kararda bilinçli olarak deneyimleriz ya da deneyimlediğimizi sanırız. Hatta birçoğumuz diğer hayvanların iradeden yoksun programlanmış bir makineden farksız olduğundan emin iken kendini diğerlerinden ayrı bir yere koyar. Oysa hepimiz eşit ölçüde irade sahibiyizdir. Sadece karar alma yetimiz diğer canlılara nazaran daha kompleks bir yapıda olduğundan irademizin daha kuvvetli olduğunu düşünürüz.

Birçoklarımız bunu sormasa da felsefe tarihinin en çetrefilli ve eski konularından biridir, “Özgür irade var mıdır?

Bu, o kadar eski bir sorudur ki temelleri Batı’da Yunan, Doğu’da Hint felsefesine kadar uzanır. Ancak nihai bir cevapta hiç karar kılınamamıştır.

Hint felsefesi, kendi okulları içerisinde dahi ortak bir paydada buluşamamıştır bu konuda. Vaisheshika ve Nyāya özgür iradeye karşı determinist bir tutumla özgür iradenin yokluğunu savunurken, Işvara tam anlamıyla (Hisler, kararlar, düşünceler vs.) sonuna kadar özgür olduklarını savunmuşlardır. Samkhya ise, ruhun özgürken bedenin bu özgürlüğü kısıtladığını düşünür.

Budizm ise hem determinist bir dünyanın hem de özgür iradenin varlığını kabul etmiş ama bunların mutlak olmadığını, belirli sınırlara kadar var olduğunu savunmuştur.

İbrahimi dinlerde de durum pek farklı değildir. Kader anlayışıyla özgür iradenin çelişen noktalarından dolayı bu çelişkiye farklı yorumlarla çözüm getirilmeye çalışılmıştır.

Hristiyanlık teolojisinde, Tanrı çocuklarına özgür iradeyi armağan etmiştir. Özgür irade olmasaydı ilk günah (Adem’in yasak meyveyi yemesi) işlenemezdi sonuçta değil mi?

Ancak Protestanlardaki hakim görüşe göre Tanrı; dün yaşanmış olanı, bugün yaşananları ve yarın yaşanacak olanları önceden planlamıştır. Her şey Tanrının planladığı gibi işler, bu da özgür iradenin var olmadığını dolaylı yoldan ilan etmektir.

Hristiyanlıkta ek olarak, Tanrının yapılacakları önceden bilmesine rağmen bunları kendi planlamadığı, kulun bunu kendi özgür iradesiyle seçtiği görüşü de yer almaktadır. Ancak bu görüş bizi sadece başka bir paradoksa yönlendirir.

Nietzsche Hristiyanlığın özgür iradeye olan “kaderci” tutumunu adabı olduğu üzere çok sert eleştirmiştir:

“Bu irade öğretisi esasen cezalandırmak yani suçlu bulmak için uydurulmuştur… İrade psikolojisinin temelinde din adamlarının kendilerine ceza vermek hakkını tanımak istemeleri ya da Tanrı’ya böyle bir hakkı tanımak istemeleri yatar… İnsanların özgür oldukları düşünülmüştür ki yargılanabilsinler, cezalandırılabilsinler, suçlu olabilsinler… Hristiyanlık bir cellat metafiziğidir.”

İslam’da da benzer fikir ayrılıkları ve tutumlar hakimdir. İslam’ın özgür iradeye karşı sergilediği tutum temel olarak iki kısma ayrılır: Kaderiye ve Cebriye.

Kaderiye tahminlerinizin aksine özgür iradenin varlığını savunur. Çünkü Arapçada kader, yapabilme gücü demektir. Kaderiye Yaratıcının kimseye adalete aykırı davranmayacağı düşüncesi çerçevesinde gelişmiştir. Kul, yaptıklarından sorumlu tutulduğuna göre, insanın irade özgürlüğü olmalıdır; aksi halde eylemlerinin hesabını vermeye zorlanması adalete aykırı olur.

Cebriye ise kulun bütün eylem ve kararlarının yaratıcının elinde olduğunu savunur. Kaderiyenin ele aldığı adalet sorununu es geçip, kulun özgür iradeye sahip olmasının yaratıcının kadir-i mutlak sıfatını yadsımak anlamına geldiğini savunurlar.

Bazı İslam alimleri ise bu iki tutumu da sapkınca bulmuşlardır.

Özgür iradeye dair -kabaca bir tabirle- “En sağlam” tutum ise determinizmdir. Determinizmin köklerini Thales’e kadar uzatmak mümkündür. Determinizmin temelinde “Nedensellik İlkesi” yatmaktadır. Nedensellik ilkesince her olgunun bir sebebi vardır ve her gerçekleşen olgu sebebi olduğu sonucu zorunlu kılar.

Aldığımız kararların, eylemlerin ve ideallerimizin şekillenmesini sağlayan şey genetik ve çevresel faktörlerdir. Freud da bilinçli yaşantımızın temellerini hep bilinç altında aramıştır, bu yüzden kendisine de determinist diyebiliriz.

Deterministler; özgür irademizin, hislerimizin, arzularımızın ve benzeri zihinsel eylemlerin tamamını içgüdüsel, biyolojik ve fiziksel olan bilinçsiz zihinsel eylemlerin sonucu olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Makro evrende, klasik fizik çerçevesinde bilim de determinizmi destekler. Beynimizde evrende olan her şey gibi evrenin fizik kurallarına tabidir, evren determinist ise beynimiz de öyle olmalı ve dolayısıyla bilincimiz, irademiz de öyle olmalıdır.

Tabi determinizm ve özgür irade çatışması burada son bulmadı. Bu çatışmanın sonucunda: Yumuşak Determinizm, Metafizik Liberteryanizm, Compatibilism ve Incompatibilism (Türkçeye uyumluluk/uyumsuzluk veya bağdaştırmacılık/bağdaştırmayıcılık olarak çevrilebilir) gibi çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır.

Yumuşak determinizm ve compatibilism, determinizmin doğruluğunu savunurken aynı zamanda özgür iradenin varlığına da inanırlar. Ancak bu iki görüş de kabul ettiği bu iki kavramı birbirine uyarlamakta yeterli olamamış ve çatışmanın temel sorununu çözüme ulaştıramamıştır.

Metafizik Liberteryanizm ise, politik yapılanmasından da tahmin edebileceğimiz üzere sonuna kadar özgür iradeyi savunmuş ve determinizmin doğru olmadığını iddia etmiştir. Deterministlere karşı oluşan bu fikir akımı daha sonra bireysel özgürlüğün savunucusu partizan bir tavır almasına rağmen deterministlere mücadeleyi asla kesmemiştir.

Incompatibilism ise hem determinizmi hem de özgür iradeyi reddetmiştir.

Determinizmin yorumlanmasından da farklı yorumlar ortaya çıkmıştır, bunun en bilineni kaderciliktir. Hayyam kaderci bakış açısını bize çok güzel özetler:

“Ve yazdı yaratılışın ilk sabahı

Ne okuyacaksa kıyametin son şafağı”

Ancak kadercilik ile determinizm aynı şeyler değildir; kadercilikte gelecek sabittir, önceden belirlenmiştir. Ancak determinizme göre dünün eylemleri bu günü, bugünün eylemleri yarını etkiler ve değiştirir.

Bazı bilim insanları kuantum dünyasının deterministlikten uzak “belirsiz” yapısından yola çıkarak, özgür iradenin var olduğunu savunmaya çalışmış ancak başarısız olmuştur. Beynimiz fiziksel bir sistemdir ve bu sebeple her fiziksel sistem gibi nedensellik yasasına tabi olarak işlemesi gerekir. Bilincimiz, kararlarımız, hayallerimiz ve hislerimiz hepsi beynimizin mekanik işleyişine tabi olduğundan ileri sunulan bu önerme de dolayısıyla geçersiz olmuştur.

Felsefenin bu köklü arayışını, 1965 yılında nörolog olan Kornhuber ve Deeckle tarafından, başka bir amaçla yapılmış deneylerinin sonuçlarında ortaya çıkan tuhaflıkla birlikte bilim camiası devralmıştır.

Ortaya çıkan bu tuhaflığı kavramak için Benjamin Libet 1983’te kolları sıvadı ve bir düzenek geliştirdi.

Adsız

Düzeneğe tabi olacak katılımcıdan sadece istediği bir zamanda parmağını oynatması ve parmağını oynatmadan önce, bilinçli olarak parmağını oynatma kararı aldığı anda, yandakine benzer, noktanın saat yönünde 2,7 saniyede tam tur yapan bir kadranda, noktanın nerede olduğunu söylemesi istendi.

Ayrıca daha somut, net ve ayrıntılı ölçüm yapabilmek için katılımcının parmağı, kaslardaki elektrik potansiyelini ölçerek kas hareketini belirleyen EMG (Elektromiyografi) cihazına bağlandı. Bu sayede parmağın oynatılış anı da ölçülecekti.

Son olarak katılımcının karar alma ve eyleme geçme anında meydana gelecek olan beyin elektriği değişimini ölçmek ve grafiğe dökmek için katılımcının başına EEG (elektroansefalogram) cihazı bağlandı.

Sonuçlar çarpıcıydı.

eeg-beyin-elektrik-grafiği

Deney sonucu ortaya çıkan EEG grafiği. Grafikte zaman akışı soldan sağa doğrudur ve çizgilerin her biri bir katılımcının sonuçlarıdır. Ortaya çıkan manzara tesadüf olamayacak kadar benzerdir.

Yeşil okla gösterilen 0 noktası eylemin yani katılımcının parmağını oynatmasının gerçekleştiği andır. Kırmızı okla gösterilen B noktası ise, katılımcının parmağını kaldırmadan önce parmağını kaldırmaya karar verdiği andır.

Katılımcının karar vermesinden ortalama 2ms (0,2 saniye) geçmesinin ardından eylem gerçekleşiyor, burada bir sorun yok. Sorun, karar vermeden önce, çünkü katılımcı karar vermeden ortalama 0,35 saniye önce beyin aktivasyonunda değişim yaşanmaya başlamıştır.

Bu deneyin sonucu birçok farklı biçimde yorumlanmıştır. Kararlarımızın bilinçsiz bir biçimde bizim kontrolümüzün dışında gerçekleşiyor olma ihtimali de bu deneyle git gide daha olası bir hal almıştır. Özgür irade bir illüzyon muydu?

Konuya dair sonraki önemli çalışmalardan biri 2007 yılında Kaliforniya Üniversitesi’nden beyin cerrahı Itzhak Fried’den geldi.

Fried, deneklerin beyinlerine her birinde saç teli inceliğinde elektrotlar bulunan birkaç duyarga yerleştirecekti.

Şiddetli sara nöbetlerinin nedenlerini anlama amaçlı ameliyat geçiren sara hastaları, ameliyat sırasında bu deneye de katılmaya razı olmuştu.

Gerçekleşen ameliyatta bilinci açık olan hastalara ameliyat sırasında duyargalar yerleştirildi ve istediği anda bir düğmeye basmaları ve bu eylemi yapma kararı aldığı anı belirtmesi istendi. Sonuçlar Gabriel Kreiman tarafından inceledi.

12 hastadan ameliyatı esnasında elde edilen veriler gösteriyordu ki, beynin hareketle ilgili motor ön destek bölgesinde, motivasyon ve dikkat ile ilintili ön singulatta bildirilen dürtülerden yüzlerce milisaniye ile birkaç saniye öncesinde tek başına ateşlenen nöronlar vardı. Sinirler, kişi tuşa basma kararını almadan çok önce bilinç dışı bir şekilde ateşlenmişti.

Deneyin gösterdiği kadarıyla deterministler haklıydı, özgür kararlarımız esasen bilinçaltımız tarafından alınıyordu!

Libet’in deneyi Fried ve Kreiman ile nihai bir sonuca ulaşılmıştı.

Tüm nöronlar içsel ve dışsal uyaranlara bağlı olarak ateşlenip başka nöronların öncül uyaranı olarak da onları ateşleyerek zincirleme bir nörokimyasal reaksiyon oluşturarak tepki veriyor ve karar alınıp, ardından da uygulanıyordu. Alınan kararın uygulanması arasındaki milisaniyelerde de alınan kararımızı bilinçli olarak farkına varmış oluyorduk.

Bu sonuçların ışığında Kreiman:

”Ben de çağlar boyunca sorula gelen şu sorunun yanıtı ile ilgiliyim: Kararlarımız gerçekten özgür mü? Bu konuda benim görüşüm biraz uç noktada: Bence özgür iradenin özgür hiçbir yanı yok. En sonunda sadece fizik ve matematik kurallarına uyan nöronlar var. ‘Karar verdim’ demek istiyorsanız buyurun deyin; sonuçta bu kullandığımız bir dil. Ancak içeride makineyi yöneten bir tanrı yok, yalnızca tetiklenen nöronlar var.” demiştir.

Bu çıkarımlara hala katılmayanlar var. Ayrıca bu deney de bizi başka bir soruya sürüklüyor, bilincimiz dışarısında ateşlenen nöronları veto etmek mümkün mü? Ateşlenen bir nörona itaat kaçınılmaz mı?

Bu sorunun cevabını bulmak için 2015 yılında Prof. Dr. Benjamin Blankertz, Matthias Schultze-Kraft, Charité Bernstein ve Prof. Dr. John-Dylan bir deney hazırladılar.

Deneyde katılımcıdan istenen bir bilgisayar ile karşılıklı bir oyun oynamasıydı. Katılımcı oyun oynarken EEG (Elektroenselfalogra) cihazı ile beyin dalgaları görüntülendi.

Katılımcının bilmediği şey, bilgisayarın kendisinin EEG bilgilerini kullanabiliyor oluşuydu. Böylece, katılımcı hareket etme kararını aldığını fark etmeden önce bilgisayar bunu bilecek ve ona göre katılımcının aleyhinde davranıp katılımcıya, kazanması için kararını veto etmeye zorlayacaktı.

Eğer bunu yapabilirse özgür iradeye bir noktada sahibiz demekti. Ve katılımcılar beklenileni, kararlarını veto etmeyi, başardılar. Ancak Prof. Haynes bireyin kararlarını veto edemeyeceği “Geri dönüşü olmayan noktalar” olduğunu da belirtti.

Sam Harris’in, Free Will kitabında dediği gibi:

“Yapmaya karar verdiğiniz şeyi yapabilirsiniz, fakat neyi yapmaya karar vereceğinize karar veremezsiniz.”

Mesela; Beyni hasar görenler, depresyonda olanlar, psikopatlar, kimyasal bağımlılıkları olanların muhakeme yeteneği diğer insanlara nazaran az olduğu için “özgürlük dereceleri” de düşüktür yani birçok kararı veto etmekten yoksundurlar.

Ki bu deneyde kararlarımızı veto etmek için baskın bir uyaranın son dakikada cereyan etmesi kullanıldı. Bu veto kararı dahi bizim kontrolümüzde olmayabilir. Bilinçaltımızın baskın seçtiği uyaranı harekete geçirmesiyle ilgili olabilir. Henüz net bir sonuç yok.

Tabi özgür irademizin kısıtlı bir alanda olması, hukuk sistemini baştan oluşturmamızı da gerektirebilir. Sonuçta, bilinçsiz olarak ateşlenen kararların ve onu veto edemeden yaptığımız işlerin yükümlülüğü ne kadarı bize ait olabilir ki?

Bilinçsiz olarak aldığımız kararlarımız bilinçaltımızdan gelir. Bilinçaltımız da eğitimimize, geçmişimize, arka planımıza göre şekillenir. Hukuk sistemi bunlara bakarak suçluları yargılar, tabii ki bu konuda daha hassas davranılması gerektiği de artık su götürmez bir gerçektir.

Kaynak:

  • http://www.jneurosci.org/content/27/51/13919
  • http://www.pnas.org/content/113/4/1080
  • http://www.jneurosci.org/content/27/34/9141
  • Danah Zohar- Kuantum Benlik
  • Antik Yunan’dan Modern Döneme Felsefe Tarihi – Gunnar Skirbekk, Nils Gilje
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Determinism
  • https://evrimagaci.org/article/tr/ozgur-bir-iradeye-sahip-miyiz-ozgur-irade-noronunu-ararken
  • https://en.wikipedia.org/wiki/Free_will
  • https://bilimfili.com/ozgur-irade-bir-yanilsama-mi/
  • Felsefe Aracılığıyla Düşünme – Emrys Westacott, Chris Horner
  • Felsefeye Çağrı – L. Okholm – S. M. Honer – T. C. Hunt
  • Tuğcu – Yabancılaşma Problemi
  • Adam Morton – Pratikte Felsefe
  • Nietzsche – Putların Batışı
  • http://www.informationphilosopher.com/freedom/semicompatibilism.html
  • https://www.technologyreview.com/s/528136/searching-for-the-free-will-neuron/
  • https://nbeyin.com.tr/ozgur-irade-var-mi/
  • https://plato.stanford.edu/entries/compatibilism/
  • http://tanrivarmi.blogspot.com.tr/2013/04/beynimiz-ve-biz-11-benjamin-libet.html
  • JeanPaul Sartre – Varoluşçuluk
  • Heinz R. Pagels – Kozmik kod
  • https://plato.stanford.edu/entries/incompatibilism-arguments/
  • Free Will – Sam Harris
  • https://plato.stanford.edu/entries/compatibilism/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir