ÖZGÜRLÜK NE DEĞİLDİR?

 

Herkesin özgür olduğu, kimsenin kimseyi yargılamadığı, insanların dilediği gibi yaşadığı ve istediğini yaptığı bir dünya… Son zamanlarda benzer ütopyalar tahayyül eden insanlarla sürekli karşılaşıyoruz. Bu tip bir ütopyanın neden muazzam bir çelişki içerisinde olduğunu determine etmeye çalışalım. Birincisi insanın ontolojik yapısıyla alakalı birkaç preposutionu kabullenerek başlamamız gerekiyor. Burada Karl Popper’ın ontolojik çözümlemeleri ekseninde hareket etmemizin yazımızın sıhhati için mühim olduğunu ifade etmekte bir sakınca görmüyorum. Popper’a göre evren ve insan “3 Dünyadan” oluşmaktadır bunlar; Dünya 1 yani maddi ve fiziki evren, Dünya 2 yani şuuraltımız ve onla ilintili mekanizmalar ve Dünya 3 şuur ve onla ilintili mekanizmalardır. Bu dünyalardan birincisi ve üçüncüsü ütopyanın çökertilmesine ikincisi ise neden böyle bir hayal kurulmasını açıklamaya muktedirdir diye düşünmekteyim. Öncelikle bu tip bir ütopya hayali kuran şahısların insanın tabiatını fiziksel edimleriyle hudutlandırdığını söyleyebiliriz ya da başka bir ifadeyle insanı materyalist bir perspektiften ele almaktadırlar. Referans cümlemizdeki “istediğini yaptığı” bir dünyayla kastedilenin fiziksel amellerimiz olduğu açıktır. Bir örnekle bu olayı açığa kavuşturacağımıza inanıyorum.

Hüseyin ve Baran isimlerini haiz eşcinsel bir çiftimiz var. Bu çiftimiz aşklarını rahatlıkla yaşayabilmek maksadıyla birlikte eve çıkmaya karar verir. Maddi durumlarının elverişsiz olması hasebiyle muasır bir muhite yerleşemezler ve kendilerine mutaassıp sayılabilecek bir muhitte ev tutarlar. Takdir edersiniz ki mahalle sakinleri tarafından hoş karşılanmazlar. Sokakta diledikleri gibi el ele tutuşan hatta öpüşen çiftimiz mahalleli tarafından tefe koyulur. İlk başlarda sert bakışlar atıp iğrenen bir yüz ifadesiyle çiftimizi süzen mahalleli bu tavrın onların gözlerini korkutmayacağına kani olmaya başlar ve amiyane deyişle vites yükseltip kolektif bilinçle çiftimizi yıpratmaya çalışırlar. Dükkanlar satış yapmamaya başlarlar mahalleli ise sinir bozucu bir yüz ifadesiyle çiftimizi göz hapsine alırlar.  Başlarda bu duruma göğüs germeyi düşünen çiftimiz bir zamandan sonra mukavemet güçleri kalmaz ve çözümü kaçmakta bulurlar. Maddi anlamda kendilerini zora sokacak olsa da “kendilerine uygun” bir muhitte ev tutarlar. Atlattıkları badirenin ardından Hüseyin’in ağzından şu sözler dökülür “Keşke herkesin özgür olduğu, kimsenin kimseyi yargılamadığı, insanların dilediği gibi yaşadığı ve istediğini yaptığı bir dünya mümkün olsa…”

Mümkün değildir zira insan tabiatı gereği şuura dolayısıyla da düşünmeye meyyal bir yaratıktır. Hattı zatında hayvandan ayrıldığımız temel hususlardan birisi kesinlikle şuurdur demekte bir beis görmüyorum. Bunun neticesinde -yani düşünme kabiliyetinin varlığı- yargılamaya müsait bir insan, “varlık” modeli olduğuna da kanaat getirebiliriz.  İnsanı hem yaşayan (nefes alan, hareket eden, yemek yiyen, sevişen) hem de düşünen (şiir yazan, bir dine mensup olmayı tercih eden/etmeyen, teori üreten) bir “bütün” olarak ele aldığımızda ve bu varlığı özgür bırakmayı vaat ettiğimizde sadece fiziki dünyasını değil şuur dünyasını da özgür bırakmak durumundayız. Kısacası referans cümlemizdeki “herkesin özgür olduğu” lafzını çıkarmak daha tutarlı bir ütopya fikri doğuracaktır. Burada bir adım daha ileriye giderek insanın “yargılayan” bir varlık olduğunu ve bu yargılamanın da insan için çok mühim olduğuna inanıyorum. Bir örnekle bu olayı açıklığa kavuşturabilmeyi umuyorum.

X sıradan bir erkektir. Diğer birçok insan gibi sosyal medyada hesapları vardır. Bir gün can sıkıntısından telefonu eline alır. Twitter’da sörf yapmaya başlar. Fakat sörf yapmanın beyhude bir iş olduğunun farkında olan X güzel kadınları bulmayı kendine gaye edinir ve böylece sörfünü manidar kılar. Muhtelif yollardan güzel kadınların hesaplarını keşfeden X, Y’ye denk gelir. Gözüne estetik manada tabiri caizse banyo yaptıran T’ye karşı içten içe ilgi duymaya başlar. Tabii bu duygu safi bir duygu değildir. Y’ye karşı hissiyatında birden fazla hormonun etkisi olduğu aşikardır. X’te muazzam bir mesaj atma arzusu hasıl olur. Elbette X içinden geldiği gibi davranamayacaktır. Güzelliği fark eden ilk kişi olmadığının bilincinde olan X, Y’yi keşfetmeye çabalar. Öncelikle bir sevgilisi olup olmadığını öğrenmeye çalışan X, ufak bir araştırmaya müteakip Y’nin sevgilisi olduğunu öğrenir. İç dünyasındaki ahsası bastırmayı kendine ödev edinir ve kimseyi rahatsız etmeden sörfüne kaldığı yerden devam eder.

Hikayemizdeki X ve Y’lerle günlük hayatta çokça karşılaşıldığını söyleyebiliriz. Buradaki X ve Y’lerin yerine kendimizi koyabileceğimizi, bu olayın tam tersinin yaşanabileceğini de söyleyebiliriz. Burada üzerinde duracağımız mesele X kişisinin yaptığının tamamen yargılamadan ibaret oluşudur. Bunu da 3 maddeyle açıklayabiliriz.  X;

1- Y’yi estetik açıdan beğendi .

2- Y’nin duygusal bir ilişkisinin olabileceğine kanaat getirdi.

3- Sevgilisi olduğunu öğrendikten sonra Y’yi ve sevgilisini rahatsız etmenin doğru olmadığına kanaat getirdi ve mesaj atmaktan vazgeçti.

Bir de bu ütopik fikrin ışığında hasıl olacak bir dünyada X’in yapacaklarını düşünelim.

1- Y’yi beğenecek ki yargılama melaikesi olmadığı için bu durum pek mümkün değil fakat beğendiğini varsayalım.

2- Y’ye karşı hormonal tesirin altında mesaj atma isteğini harekete geçirir. Hatta dilediğini yapma fikri onu cezbeder ve rahatsız edici bir mesaj atar.

3- Mesajı gören Y mesajdan rahatsız olur fakat bu ütopik lafzın ekseninde bir çözüm getiremez ve olay burada tıkanır.

Elbette burada şu tip bir itiraz gelecektir. Yargılamadan kastımız insanların hayatına müdahale edilmesidir. Evet bu çok önemli bir savunmadır fakat gözden kaçan hususu yakalamak için ilk hikayemize dönmemiz gerekmektedir. Mahalleli tarafından kabul görmeyen çiftimize mahallelinin fiziksel bir müdahalesi olmamıştır. Tabii burada mahallelinin fiziksel şiddet kullanmayacağını iddia etmiyorum fakat kullanmadıklarını farz ediyorum ve tabii ki çiftimize gösterilen tavrı doğru bulduğumu da ifade etmiyorum.  Fiziksel müdahale olmaksızın bu durumdan hoşnut olmadıklarını ifade ettiklerine inanıyorum ve bu metodun doğru olduğunu düşünüyorum. Bunu da şu argümanlarla açıklamak istiyorum:

1- Özgürlüğün temennilerinden -kanaatimizce- birincisi şiddeti ortadan kalkmasıdır. Şiddetin vaki olduğu hiçbir yerde özgürlükten bahsedemeyiz. Burada mahallelinin özgürlüklere saygı duyduğunu söylemekte bir sakınca görmüyorum. Sadece yaptıkları davranış tasvip edilmiyor ve şiddete başvurmadan doğru bulmadıkları kendilerine uygun gelmeyen davranışları ya da sevmedikleri -düşündükleri doğru ya da yanlış- ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Yaşanmış bir örnek verecek olursak Amerika’da 2016 seçimleri evvelinde eşcinsel bir çift düğün pastası yaptırmak için bir pastacıya gider. Pastacı böyle bir evliliğe onay vermediğini ifade eder ve pastayı yapamayacağını söyler. Sonrasında pastane ve pastacı epey bir lince uğrar, linç etmeyi kınayanlar tarafından. Buradaki düşünceyi doğru bulalım yahut bulmayalım mühim olan buradaki davranışa saygı göstermektir.

2- Baran ve Hüseyin’in rahatça yaşadıkları bir ortamın her yerde olmasını temenni edebiliriz. Fakat bu senaryoyu dayak yedikleri hatta öldürüldükleri bir senaryoya tercih etmemiz gerektiğini ifade etmekte sakınca görmüyorum.

Hülasa özgürlük ne değildir sorusunun cevaplarından birinin yargılamayı ortadan kaldırmak olduğunu düşünüyorum. Yargılamayan canlının ise insan olmaktan epey uzakta olduğuna inanıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir