Roma’nın Despot ve Sapkın İmparatoru: Caligula

Caligula, veya Gaius Caesar, tam ismiyle de Gaius Caesar Germanicus (MÖ 12 – MS 41), MS 37-41 yılları arasında hüküm sürmüş olan üçüncü Roma imparatorudur. Bu kadar kısa süreliğine imparator olup günümüzün en merak edilen imparatorlarından biri olmasının sebebi ise hemen tüm idare süresince despot bir lider tutumu göstermiş olmasındandır.

Esasen Caligula, Gaius Caesar ismiyle doğmuştur. Caligula ismi ise “küçük çizmecik” anlamına gelmektedir. Bu isim ona, kumandan babası Germanicus Caesar’ın yanında askeri seferlere katılıp kendine has mini üniforma ve askeri çizmeleri (caligae) giymesinden sonra babasının askerleri tarafından lakap olarak verilmiştir. Babası dönemin ünlü generallerinden biriydi, aynı zamanda imparator Tiberius’un hem yeğeni hem de üvey evladıydı. Ancak babasının MS 19 yılındaki ölümünden sonra Caligua’nın annesi Vipsana Agrippina ve iki büyük kardeşi Caesar Nero ve Drusus Caesar’ın Tiberius’un entrika ve zalimliğine maruz kaldıkları atfedilir. Caligula ve üç kız kardeşi hayatta kalmayı başarmıştır. Caligula daha sonraları babasının ismini almıştır. Böylelikle o artık Gaius Caesar Germanicus’tur.

Tahta çıktıktan yedi ay kadar sonra Caligula şiddetli bir hastalık geçirdi. Hastalığı atlattıktan sonra karakterinde bariz bir değişim yaşadığı görülmektedir. Öyle ki paranoyak bir kimliğe bürünerek zorba bir lider haline geldi. Kendisini eleştirenleri hainlikle suçladı ve bir şekilde onları ortadan kaldırdı. O artık despotik bir imparator haline gelmişti. 38 yılında kendi Muhafız Alayı (Praetorian) kumandanı Naevius Sutorius Macro’yu öldürtmüştür. Ayrıca Tiberius’un torunu Tiberius Gemellus’u da potansiyel taht mücadelesi kaygısı sebebiyle ortadan kaldırmıştır. Caligula güç zehirlenmesi yaşamıştır ve elinde bulundurduğu gücün kudretine kapılarak tanrısal güce eriştiği düşüncesine kapılmıştır. Caligula’nın kız kardeşlerine karşı aşırı düşkün olduğu söylenir. Ne var ki bu düşkünlük sevgiden çok cinsel manadadır. Özellikle de 38’deki ölümünün ardından kutsanmış olan ve Roma’nın bu anlamda onurlandırılmış ilk kadını olan kardeşi Drusilla’ya karşı özel ilgisi vardı. Bazı araştırmacılara göre Caligula, Mısır’daki Helenistik Ptolemaios Hanedanı’nda görülen kardeşler arası evlilik yoluyla sürdürülen monarşi tarzında bir idare sistemi kurmak istemiştir. Diğer bir görüşü savunan araştırmacılara göreyse Caligula, özellikle hastalığının ardından, aşırı uçta yaşayan zalim biri haline gelmiştir ve tüm saçmalıkları buna bağlanabilmektedir.

Bunun yanında Caligula ve onun saçma gelen ve deliliğe yorulan bazı faaliyetlerinin yorumlanmasının, her ne kadar doğruluk payı olsa da, esasen daha sonraki tarihçiler tarafından abartılı anlatımlarla süslenmiş olduğunu düşünmek yanlış olmasa gerek. Örneğin onun çılgınca hareketlerinden biri olarak anlatılan meşhur ‘atını consül yaptığı’ anlatısı pek de doğru değildir. Suetonius (MS 1-2.yy yazarı) ve Cassius Dio’nun (MS 2-3.yy yazarı) Caligula hakkında yazdıklarından onun atını consül dahi yapmayı arzuladığı bilgisini alırız. Ancak yazarlar bu konu hakkında detaylı bilgi vermemekle birlikte olayı sadece Caligula’nın çıldırmışlığına vurgu yaparken değinmektedirler. Dolayısıyla bu da bizi, ölümünden çok sonraları onun hayatını yazan kimi yazarların onu daha da kötülemek adına hakkında bolca abartıya ve hatta aldatmacaya başvurup başvurmadığı konusunda düşünmeye sevk etmektedir. Caligula’nın yaşantısına dönecek olursak, davranış analizi yaparak, onun epilepsi hastalığına yakalanmış olabileceği düşünülebilir. Her ne olursa olsun fiziksel ve psikolojik bir takım sorunlar geçirdiği olasıdır.

Caligula 39 yıl Kasım ayında olası bir ayaklanmayı bastırmak adına Yukarı Ren Ovası’na hareket etti ve henüz başlama aşamasında olan potansiyel bir isyanı bastırdı. Ardından Drusilla’nın eski kocası M. Aemilius Lepidus ile Yukarı Ren ordusu kumandanı Gnaeus Lentulus Gaetulicus’u bu ayaklanma dolayısıyla suçladı ve onları öldürttü.

Tüm bu despotik tutumların yanı sıra Caligula, Tiberius’un biriktirmiş olduğu geniş çapta devlet hazine birikimini büyük bir müsriflik örneği ile israf etmiştir. O yetmediği gibi, gittikçe artan savurganlığına kaynak sağlamak adına Roma yurttaşlarından verginin yanı sıra bir de haraç toplamıştır. Ayrıca zenginlerin bazı mülk ve arazilerine el koyarak mali kaynağını genişletmiştir.

40 yılında Caligula ordusuyla beraber Galya üzerine yürüdü. Ve bölgeyi yağmaladı. Daha sonra ordusunu, Britanya’yı işgal etmek amacıyla Galya’nın kuzey kıyısına konuşlandırdı. Ancak söylenceye göre buradaki tek faaliyeti askerlerine deniz kabuğu toplatmak olmuştur. Bu da bölgenin ve dahili karasuların imparatorluk tarafından fethedildiğinin sembolik bir göstergesi olarak kabul edilmiş olabilir.

Caligula tanrısallık iddiasından vazgeçmedi, üstelik daha da ileri gittiğini görmekteyiz: 40 yılı yaz aylarında Yahudilerce kutsal sayılan Kudüs Tapınağı’na kendi heykelinin dikilmesi emrini vermiştir. Ancak Judaea (Yahudiye) Kralı Herod Agrippa’nın büyük uğraşları sayesinde Caligula, olası felaket ve ayaklanmalara sebep olacak bu kararından vazgeçmiştir.

Bu arada Roma toplumunda bu tiran yönetime karşı olan hoşnutsuzluklar iyiden iyiye artmış ve Caligula’ya karşı çeşitli suikast planları hazırlanmaya başlamıştı. Galya Seferi’nden dört ay sonra 24 Ocak 41’de Caligula, Muhafız Alayı kumandanı Cassius Chaera’nın önderlik ettiği bir takım suikastçı grubu tarafından öldürüldü. Caligula’nın karısı Caesonia ile kızı da aynı kadere mahkûm edildi. Caligula’nın ölümünün ardından imparatorluğun başına amcası Claudius getirildi.

.

Çeviri orijinali: britannica.com/biography/Caligula-Roman-emperor

Çeviren ve Hazırlayan: Yusufcan Kalkan

Bir cevap yazın