Roma ve Stoa: ve Transformasyonu Hıristiyan Ahlakı

Yazar: Serdar Seyhan

GİRİŞ

Kültür, inanç, ahlak gibi toplumu yaratan unsurların yaratıcıları olan, arka plan işlemcileri; varlıklarını hala sürdüren binlerce yıllık “ölü” bir geçmiş, kaçınılmaz bir döngüyle yeniyi oluşturan “ölü” bir sistemdir. Doğanın dahi içerisinden kaçamadığı, her yeni oluşumun arkasında gizli ve sessizce çalışan bu sistem, ataların fısıltılarının zuhuru olarak gün yüzüne çıkar. Bu, gün yüzüne çıkış, eskinin gün yüzündekinin kulaklarına fısıldamasıyla oluşurken eski ve yeninin bir transformasyonu olarak yeni bir “yeni” ortaya çıkar. Eski sinsice arka planda gelişen düşünce sistemine yön verirken, bilinçten olabildiğince uzakta bilinçdışı bir düzlemde çalışmaktadır. Hafızanın derinliklerinde bölük bir şekilde varlığını sürdüren tüm öğeler, görülemeyen yapısal bir yasa ile kurallarla işleyen bir işlem aracı (un operateur dote de codes) gibi görünmektedir. Bu durum bireysel tecrübelerden toplumsal davranışlara kadar tüm fenomenler için geçerlidir. Bireysele tecrübelerdeki bilinçdışı davranışın gücü bilinç halinden daha kararlı ve daha zeki olarak tecrübenin oluşumda, yaşantısında ve hissettirdiklerinde önemli rol alır. Nitekim kutsal bir tecrübenin ayak izlerinde de aynı durum geçerlidir. Kutsal tecrübeler de tarihsel durumlardan beslenir ve onlarla birlikte hareket eder. Bireyde yaşanan en içkin ve aşkın tecrübeler yaşanmış çağın izlerini de içlerinde gizlerler.
Bu sistemsel bilinç ve bilinçdışı zekanın ahlaksal değerlerin oluşumda da oynadığı rol oldukça keskindir. Ahlak bilimi aslı itibari ile siyer, adetler bilimi demektir. Adetler sürekli davranışlarımızla oluşurlar ve bunlar tarihsel sürecin bir parçası olarak bilinçdışı etkiden kurtulamazlar. Herhangi ahlaki bir değer ya da ahlaki bir davranış uğradıkları toplumlarda, toplumların bilinçdışı hafızasına göre ya seçilime uğrayacaklar ya da dönüşüme zorlanacaklardır.
Roma dünyasının yapısal davranışçı ilkeleri gereği karşılaşılan her farklı ilke seçilime uğramak durumdadır. İlke, olgu ya da fenomen seçilim, dönüşüm ve kabul süreçleri ile bu kültürel dünyaya girebilir. Epikür düşüncesinin yerine Stoa’nın Roma dünyasında yer alması da bu süreçle ilgilidir. Seçilimde Stoa bu kültürel dünyaya uyum göstermiş ve yaşantısını sürdürmüştür. Seçilimin ardından dönüşüm süreci ile birlikte Stoa Romalılaşmıştır. Artık kabul edilmemesi için hiçbir engel olmayacağı gibi bir Roma düşüncesiymişçesine benimsenmiştir.
Seçilim, dönüşüm evrelerinden birisinde yaşanan aykırılığın sonucunda kabul işlemi gerçekleşmez ve kabulünde ısrarcı olunursa orada transformasyon yaşanır. Transformasyonu oluşturan işlemsel sürecin merkezinde bilinçdışı hafızaya aykırılık yatar. Yerleşmeye çalışan toplumsal yapı ile varlığını sürdüren toplumsal yapı arasındaki çatışma ikisinin birleşmesi ile sonuçlanır fakat bu durum bilinçdışı hafızayı silemez. Bilinçdışı hafıza bulduğu çatlaklarla kendisini göstermeye devam eder. Tıpkı saklanmaya çalışılan bir su gibi hareket eder. Çatlaklarla kendisini dışa vurur. Çatlak bulamasa dahi buharlaşıp yoğuşarak kültürün üzerine yağmaya, kendisini göstermeye devam eder. Max Weber’in dile getirdiği Katolik dünyasının asketik yaşam tarzına karşı Protestan dünyanın “protesto” çevreli bakış açısının köklerine yine geçmişte transformasyona uğramış fakat ortadan öylece kaybolup gitmemiş karakteristik özellikler yatar. Roma kırbacı altında düzene girmiş “barbar” kuzey halklarının uzun bir zamanın ardından tekrar “aynı” otoritenin karşısında bulmak ancak bilinçdışı hafızanın izleri ile anlaşılabilir. Bu kutsalmışçasına süregelen döngü, iki çatışma taraflarını da yok etmek pahasına hareketini sürdürmekte ısrarcıdır. Bu devinimsel süreç bize gösteriyor ki her oluşum bir önceki ile ilişkilidir, o halde hakikate ulaşmak için ele alınacak toplumun gidilebilecek en eski tarihine gidilmeli, iletişim ve etkileşimleri iyi gözlemlenmeli ve seçilim, dönüşüm, kabul ya da transformasyon süreci içerisindeki davranışları incelenmelidir.
Roma ve Stoa arasında yaşanan birlikteliğin kabul işlemi ile sona erdiği görülmektedir. Bu birliktelik Helen/Greko-Romen dünyanın başlangıcını, modern Avrupa’nın, hukuk/ahlak düzenlemelerinin de temelini oluşturmaktadır. Fakat bu istekli birliktelikle uyum sağlaması pek mümkün görünmeyen Hıristiyan dünyası, Helen/Greko-Romen dünyası ile zaruri bir transformasyona girişirken öz/cevher paylaşımında ya da birleşiminde bulunmuşlardır. Bu transformasyonu zorunlu kılan gerek toplumsal gerek öğretisel ilkeler, toplumların karakterlerini ortaya koyarken, bahsini geçirdiğimiz transformasyon şiddetli bir evliliğin ürünü olarak dünyaya gözlerini açar.

kaynakça

Claude, Levi-Strauss, Din ve Büyü, çev. A. Güngören, Yol Yay. 1983, 21.
Carl Gustav Jung, Psikoloji ve Din, çev. R. Karabey, Okyanus Yay., 1. Basım, 1998, 42.
Mircea, Eliade, Dinler Tarihi İnançlar ve İbadetlerin Morfolojisi, Çev. M. Ünal, Serhat Kitapevi, 2005, 25.
Alexis Bertrand, Ahlak Felsefesi, çev. S. Zeki, Akçağ Yay., 2. Baskı, 2001, 1.
Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, çev. Z. Gürata, Ayraç Yay., 1999, 148.

A. Stoa Ahlakının Sosyal ve Politik Çerçevede Roma Dünyasına Seyri

Devamı gelecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir