Site Loader

Roma imparatorluk kültü en temel anlamıyla imparatorların tanrısallaştırılması (divus) anlayışıdır. İmparatorluk kültü tabii olarak kendi oluşumundan çok önceleri çeşitli halkların kültürüne yerleşmiş olan birtakım kültlerin tesiriyle teşekkül etmiştir. Bunların en başlıca olanları MÖ 3. yüzyılın son yıllarında ortaya çıkmaya başlayan kahramanlık kültü ve MÖ 2. yüzyılda gelişimine rastladığımız Dea Roma kültüdür.

Roma cumhuriyet döneminde hanedan veya tek adamlık yönetimi gibi yönetim sistemi olmadığından ve ayrıca seçilen yöneticilerin görev sürelerinin kısa olması hasebiyle başkent Roma’nın uzağında kalan Roma devlet topraklarındaki halklar esasen kendilerine muhatap olarak bölgeye atanmış olan magistratus’ları (memurlar) bulmuştur. Bu Roma memurlarının halkın yararına olan faaliyetleri sonucunda da kahramanlık kültü ortaya çıkmıştır.

Kahramanlık kültü, eskiçağın kadim toplumlarında sıkça rastlanılan bir olgudur. Roma cumhuriyet döneminde de -ki özellikle Roma’nın önce MÖ 3 ve 2. Yüzyılda Akdeniz coğrafyasına ve daha sonraki yüzyılda da Anadolu topraklarına yayılmaya başlaması sonrasında- bilhassa Yunan kültüründen etkilenerek gelişen bir kahramanlık kültü geleneğine rastlanılmaktadır. Roma magistratus’larının atandıkları bölgede yaptıkları işler eğer bölge halkı bazında olumlu karşılanmışsa bu kişiler halk bazında bir külte sahip olmaktaydı. Halk, bu yüksek yönetici onuruna çeşitli festivaller düzenlemek, adlarına tapınaklar inşa etmek gibi onları yücelten ve kültleştiren faaliyetlerde bulunurlardı.

Roma’nın çeşitli coğrafyalara yayılımıyla beraber ise halk bazında devlet olarak Roma’nın soyut kudretini somutlaştıran bir Dea Roma kültü teşekkül etmiştir. Roma’nın hâkim olduğu bölge halkları, Roma’nın devletsel gücünün somut bir simgesi olan bu kült adına tapınaklar, sunaklar ve heykeller adamıştır. Dea Roma’nın, özellikle MÖ 2. yüzyıldaki gelişiminin temel sebeplerinden biri Roma’nın bu yüzyılın başında Anadolu topraklarına gelmiş olmasıdır. Fakat Dea Roma’nın gelişimine şahit olunmasının en temel sebebi Roma cumhuriyet yönetim geleneği olarak yönetimin kişi değil, devlet bazlı olmasıdır. Böylece diğer kadim Doğu halklarında ve Helenistik dönem krallıklarında görüldüğü şekilde bir tanrı-kral kültü değil de devlet olarak Roma’nın tanrısallaştırılması olan Dea Roma’yı görmekteyiz. Esasen Dea Roma kültünün yerleşmesiyle beraber Roma devlet adamlarının kültleştirilmesi adeti son bulmamıştır, özellikle doğuda kahramanlık kültü devam etmiştir. Zira bu iki kültün ortak kullanılmasının tesiriyle de imparatorluk kültünün temelleri atılmıştır.

Roma toplumu için tanrı ile insan arasında bir uzlaşma vardı. Pek çok dinde olduğu gibi Roma dini inancında da insanlar kendilerinden daha yüce bir varlığa bağlılık hissetseler de esasen taraflar, yani tanrılar ile insanlar, birbirlerine karşı sorumluluk sahibiydiler: İnsanlar geleneksel ibadetlerini yerine getirerek tanrılara her türlü maddi sunumlar yapar ve onları anarak şükranlarını dile getirir; tanrılar da buna karşı insanları korur ve onlara istediklerini bahşederdi (Bailey, 35). Bu bir nevi çıkar ilişkisine dayalı pratik bir inanç sistemiydi. Esasen sonradan ortaya çıkacak olan imparatorluk kültü de bu inanç sisteminin bir yansımasıydı. Zira imparator da devleti ve devletin bünyesindeki toplumları her türlü musibetten koruyan ve barışı (Pax Romana) sağlayan ulu bir figürdü.

Bunun yanında devlet, hanelerin birliğinden meydana gelmektedir. Dolayısıyla bir toplumda en büyük aile devlettir. Buna bağlı olarak geleneksel Roma aile kurumunun tüm unsur ve rol paylaşımları kendisini devlet mekanizmasında da göstermekteydi: Baba ailenin reisi/efendisiydi (pater familias). Aynı şekilde devletin başı da toplumun babası, efendisi ve en üst düzey temsilcisiydi.

Bunlara ek olarak, uğruna birçok ritüel gerçekleştirilen tanrıların, kendisine tapanların isteklerine cevap vermeyişi, insanların dünyevi güçlere ve yönetim erkinin kutsiyeti düşüncesine daha odaklı olmasını sağlamıştır. Nitekim tanrıların vermediği yardımı imparatorların vermesi (iş, ekmek, eğlence) bu yöndeki eğilimi artırmıştır. Ne var ki, imparatorun kutsiyeti de halkı memnun ettiği derecede etkili olmaktaydı. Zira halk nazarında her imparatorun yeri ve değeri aynı değildi, dahası her imparator da sırf imparator olmasından ötürü tanrısal sayılmazdı!

Roma İmparatorluğu’nda görevini iyi yaptığı düşünülen; refah ortamı oluşturan veya bu yönde uğraş veren ve özellikle senato ile iyi geçinen imparatorlar ölümleri sonrasında ‘divus’ ilan edilerek tanrısallaştırılmaktaydı. Bunun yanında, despot olarak tanımlanan imparatorların ölümleri sonrasında ise ‘damnatio memoriae’ kararı ile bu imparatorların isimleri lanetleniyor ve onların hatırasını yansıtan tüm unsurlar (heykel, yazıt vs.) ortadan kaldırılıyordu.

– Yusufcan Kalkan

Kaynakça:

  • Taylor, The Divinity of The Roman Emperor, Philadelphia, 1975
  • Bailey, Antik Roma’nın Dini, çev: Peren Gülmez, Kanon Kitap, İstanbul, 2018
  • Price, Rituels and Power: The Roman Imperial Cult in Asia Minor, Cambridge University Press, 1984

Not: Bir sonraki yazıda, gerek imparatorluk sisteminin gerekse imparatorluk kültünün oluşumunda öncü rol oynamış Gaius Julius Caesar’ın tanrısallığı inancı olan ‘divus Julius’ kültü kaleme alınacaktır.

Yusufcan Kalkan

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla