Romantizmi Piyanoyla Buluşturan Kadın: CLARA SCHUMANN/Bölüm II

LEIPZIG’DE EVLİLİĞİN İLK YILLARI

1840 yılının Eylül ayında Clara ve Robert Schumann evlendiler. Clara, ‘Şimdi elimden geldiğince bir sanatçıyla bir ev kadınını birleştirmeye çalışacağım.’ demişti. Robert besteler yapıyor; Clara evini çekip çevirmeye, vakit buldukça da piyano çalmaya ve solistlik kariyerini sürdürmeye çalışıyordu.  Ayrıca Robert’in senfonileri bütün dedikodu ve entrikalara rağmen büyük bir zafer kazanıyordu. Karı- koca gerçekten mutluydular. Çok geçmeden çiftin ilk çocukları Marie doğdu. Doğumdan sonraki aylarda konserlere karı-koca beraber çıkıyor, programda Robert’in senfonisi ve Clara’nın solist olarak çıktığı yapıtlar yer alıyordu. 6 Aralık 1841’de gerçekleşen konser; Liszt’in de katılımıyla seyircinin büyük ilgisini çekmiş, salon ağzına kadar dolmuş, dokuz yüzden fazla bilet satılmıştı.

Genç kadının Robert’le evlendikten sonra müzik zevkinde önemli değişiklikler olmuştu. Babasının çalıştırdığı teknik ve gösterişi ön planda tutan parçalar yerine müzikal derinliği olan yapıtları tercih ediyordu. Bach’ın yapıtlarını incelemek ve Beethoven’ın piyano sonatlarını yeniden çalışmak müziğe bakış açısını değiştirmişti. Robert ise eşinin çağrıldığı konser davetlerine çağrılmadığı bu zamanlarda çok alınıyor, kendini işe yaramaz hissediyordu. Çalışmalarında yaylı çalgılar dörtlüsüne yoğunlaşmış, gereken ilgiyi göremediğinde ise “10 yıl içinde kendiliklerinden çalacaklar, dünya Beethoven’da takılıp kalamaz.” demişti. Gerçekten de öyle olacaktı, Robert çok geçmeden Almanya’nın en tanınan besteci ve müzik eleştirmenlerinden kabul edilecekti. Zaman geçtikçe maddi sıkıntılar içine girseler de tüm bunların üstesinden gelmişlerdi. Clara sık aralıklarla hamile kalıyor, bu da doğal olarak ev masrafını katlıyordu.

Aradan geçen zaman Wieck’in fikrinin değişmesine neden olmuş, aile yeniden bir araya gelmişti. Bunun büyük sebebi ise Robert’in besteci olarak hızla yükselmesiydi.

 

ALMANYA’NIN İLK KONSERVATUVARI

1843 yılının Nisan ayında Leipzig’de müzik eğitimi açısından önemli bir adım atılmış , Felix Mendelssohn’un uzun süredir üzerinde çalıştığı konservatuvar faaliyete geçirilmişti. 1795’te Paris’te, 1818’de Viyana’da eğitime başlayan benzer yapıdaki müzik okullarından sonra Leipzig’deki kurum Alman toprakları üzerinde ilk örnek olması yönünden önemliydi.  O zamana dek özel hocalar yardımıyla verilen müzik eğitimi artık belirli bir plan çerçevesinde ve farklı dersleri kapsayacak şekilde düzenlenmiş, okulun ilk öğrencileri arasında yabancı uyruklu öğrenciler de yer almıştı. Robert ve Clara da bu okuldan teklif almışlar, kısa süre de olsa burada ders vermişlerdi.

Clara tekrar bir bebek dünyaya getirmiş, küçük kıza ‘Elise’ adını vermişlerdi. Robert sürekli beste yapıyor ve oratoryo üzerine çalışıyordu. ”Das Paradies und die Peri” adındaki bu oratoryo, prömiyerinde büyük başarı kazanmış fakat oratoryoyu yöneten Robert şeflik konusunda başarılı olamamıştı. Eserin prömiyerinden sonra Clara ve Robert, Rusya turnesi yaptılar. O dönem St. Petersburg’da İtalyan bestecilerin hakimiyeti söz konusuydu.

Bu dönem Clara, taşkın duygulu kocasının ruh sağlığının günden güne bozulduğuna şahitlik ediyordu. Gençliğinden beri dönem dönem karmaşık ruh hallerine bürünen ve kendini ikiz ruhlu (Doppelgänger) gören bu adam gün geçtikçe kötüleşiyordu. Bu hastalığın en büyük sebeplerinden biri, Gewandhaus Orkestrası’nda Mendelssohn’un şefliği bırakmasıyla aynı göreve kendisinin uygun görülmemesiydi. Buna rağmen karısı için her doğum gününde liedler besteleyen Schumann, turne sonrasındaki doğum gününde Clara’ya buket içine saklanmış bir yüzük hediye ederek onu çok mutlu etmişti.

 

DRESDEN (1845-1850)

1845 yılında Dresden’e yerleştiler. Dresden’in sanat yaşamı, tarih boyunca daima saray zevki doğrultusunda şekillenmişti. Barok döneminde Heinrich Schütz ve Johann Adolph Hasse, daha yakın zamanlarda Carl Maria von Weber, ağırlıklı olarak İtalyan bestecilerin yapıtlarının sahnelendiği Saksonya Krallığı’nın başkentinde Alman operasının temellerini atmıştı.

1842’den beri Saray Operası’nda görevli olan Wagner, bir anlamda onun bıraktığı yerden İtalyan ve Fransız geleneğine karşı farklı bir yol izleme gayreti içine girmişti. Dresden’in yaşamına yön veren operada da başta Richard Wagner vardı. Üç yıldır burada orkestra şefliği yapıyordu. Clara bir süre sonra orkestranın baş kemancısı Franz Schubert ve kardeşi çellist Friedrich ile birlikte oda müziği çalışmaya başlayacaktı.

11 Mart 1845’te Schumannların üçüncü çocuğu Julie dünyaya geldi ve ardından Clara dördüncü bebeğe hamile olduğunu öğrendi. 1846 Nisan’ında Jenny Lind ile tanışmış ve bu şarkıcıya hayran kalmıştı. Bu sefer beşinci çocuğuna hamile olan Clara bu bebeği doğurmak istememiş, bilinçli olarak düşük yapmıştı.  1846 sonlarında eşi ile birlikte iki çocuğuyla Viyana turnesine çıktıklarında; konser programlarında Beethoven, Mendelssohn, Chopin, Scarlatti ve Robert’in eserleri yer almıştı. Yapıtlar içinde en çok Robert’in beşlisi ilgi görmüş, buna rağmen bekledikleri başarıyı yakalayamamışlardı. Bu ilgisizlik en çok maddi durumlarını etkiliyor; yarı boş salonlarda çalmak, masraflarını bile karşılamıyordu. Herkes Viyanalı dinleyicilerin yüzeysel zevkinden ve gerçek müziğe değer vermemesinden yakınıyordu. Robert eşine, ‘Sakin ol Clara, on yıl içinde her şey farklı olacak’ demişti. Bir yıl sonra Berlin’e gitmişler ancak Robert’in oratoryosunu seslendirecek olan solistler yapıtı henüz çalışmamışlardı.  Clara büyük bir fedakarlık yaparak vaktinin çoğunu piyano başında solistlere partilerini çalıştırmakla geçiriyordu. 1847 Kasım’ında çok değer verdikleri dostları Mendelssohn’un vefatı karı-kocayı derinden etkilemişti. Acı olaylar bununla kalmamış, Clara altıncı bebeğine düşük yapmış ve oğlu Emil vefat etmişti. Clara metanetli davranıp sorumluluklarına geri dönmüştü. Üstelik bitmek bilmeyen hamilelikler nedeniyle uzak kaldığı konser gezilerinden elde edemediği maddi desteği, piyano dersleri vererek kapatmaya çalışıyordu. Politik hareketliliğin yaşandığı 1848 yılının Mayıs ayında Wagner, Schumann’arı davet ederek yeni tamamladığı eseri Lohengrin’i göstermişti. Schumannların 7 yaşına gelen kızları da piyano çalmaya başlamış, babası küçük kız için etütler bestelemişti. Sonbahar aylarında Viyana’dan, Berlin’den, Avrupa’nın farklı kentlerinden ayaklanma ve çatışma haberleri gelmeye devam ediyordu. Bahar ilerledikçe devrim rüzgarları Dresden’ e doğru esmeye başlamıştı.  Dresden’de öğrenciler, işçiler ve devrimciler öncülüğünde sokak çatışmaları yaşanmaya başlamıştı. Çatışmalara katılıp ön saflarda yer alan isimlerden biri de Wagner’di.

Aile, Dresden’deki ayaklanmalar nedeniyle bir süre kent dışına çıktı. Ve Clara altıncı çocukları Ferdinand’ı doğurdu. Dresden’e döndüklerinde evlerinde önemli bir hasar yoktu ama kentin bazı mahalleleri tanınmayacak haldeydi. Ayaklanmalara katılan dostlarından bazıları hapse girmemek için Saksonya Krallığı sınırları dışına çıkmışlardı. Bunların arasında Wagner ilk sıradaydı. Ve bir süreliğine Düsseldorf’a taşınma kararı aldılar.

DÜSSELDORF (1850-1854)

Müzik, özellikle resim söz konusu olduğunda adından sıklıkla söz ettiriyordu Düsseldorf. 1850’de kentte yaşayanlar; devlet görevlileri, askerler, tüccarlar ve küçük yatırımcılardan oluşuyordu. Sanatın desteklenmesinde özellikle maddi yönden diğerlerine göre daha rahat hareket edebilen küçük katılımcıların önemli bir rolü vardı. Kentte önemle karşılanan aile; kısa sürede kente ayak uydurmuş, birçok değerli sanatçı ile tanışmıştı. Buradaki evleri onlara uygun bir çalışma ortamı sağlamıyordu ve maddi olanakları da pek iyi değildi. Clara ”Burada aşağı tabakadan insanlarla anlaşamıyorum, her zaman kaba, kendisini beğenmiş ve küstahlar. Kendilerini bizimle bir tutuyorlar, insanlara zorla selam veriyorlar…” demişti. Orada verdikleri konser çok başarılı geçmiş, Clara sanatçı olarak Düsseldorf’ta yeniden hayat bulduğunu söyleyip şunları eklemişti: ”Burada çok hoş bir yaşam sürüyoruz ve kendimizi çok mutlu hissediyoruz. Kocamın çalışma ortamı çok iyi, konserlere daha önce hiç gelmediği kadar çok dinleyici geliyor; her zaman altı, yedi yüz kişi kadar oluyor. Konserler Almanya’dakilerin en iyilerinden sayılır.” Clara bir taraftan öğrenciler, bir yandan provalar, ayrıca konserler, ev işleri, beş çocuk ve yalnızca iki yardımcıyla gayet iyi idare ediyordu.

Genç kadın; eşinin bozulan sağlığına iyi gelmesi adına onu Ren Nehri boyunca bir geziye çıkarıyor, bu durum Robert’te olumlu değişiklikler yaratsa da onu eski haline döndüremiyordu.

Çok sevdikleri Liszt; sürpriz ziyaretlerde bulunuyor ve bu ziyaretlerde birlikte müzik yapıyorlardı. Schumannlar, onun insan üstü bir müzik yaptığını, büyük bir cambazlıkla çaldığını dile getiriyordu. 1851 yılının Aralık ayında Clara, yedinci çocuğunu dünyaya getirmişti. Bu zamanlarda Robert, çalıştırdığı koronun provalarında yönetmeyi aniden bırakıyor, derin düşüncelere dalarak eşini ve dostlarını korkutuyordu. O dönem meşhurlaşan ‘ruh çağırma’ uğraşına Nietzsche ve Wagner gibi o da başlamış ve çağırdığı ruhlara yapıtları hakkında sorular yöneltmişti. Sonrasında Joseph Joachim ziyaretlerine gelmiş, genç ve yetenekli kemancıyı yakından tanıma fırsatı bulmuşlardı.

AİLENİN YENİ ÜYESİ: BRAHMS

30 Eylül 1853 tarihinde, Schumannların kapısını Hamburglu genç müzisyen Johannes Brahms çaldı. Joachim’in tavsiyesi üzerine, yapıtlarını onlara gösterip fikirlerini almak için gelmişti. Clara ve Robert, henüz yirmi yaşındaki bu gencin yapıtları karşısında gizlenemez bir hayranlık duymuşlardı. Brahms’ın çalışındaki olağanüstülük her ikisini de çok etkilemişti. Brahms’ın Düsseldorf’ a gelmesiyle; dostları Dietrich, Robert ve Brahms Joachim için bir keman sonatı bestelemişlerdi. Clara ise hamile kalıyor, konserlerinin çoğunu iptal ediyordu. Kimi zamanlarda da Brahms’la dört el çalıyordu. Schumannlar Brahms’ın eserlerinin basılması için yayımcılarla görüşmüş, genç bestecinin önünü açmışlardı.

Robert daha önce dile getirdiği gibi sesler duymaya başlamış ve bu, son zamanlarda dayanılmaz boyutlara ulaşmaya başlamıştı. Robert Schumann, 27 Şubat 1854 tarihinde intihar girişiminde bulundu. Olayın ardından Robert kent dışındaki kliniğe kaldırılmıştı ve doktorlar Clara’nın onunla görüşmesine tedavisi açısından izin vermiyordu. Bu zor zamanlarında annesi ve Brahms, onu yalnız bırakmamıştı. Bir zaman sonra Clara ve Brahms arasında duygusal yakınlaşmalar başlamış, Clara kendisinden on dört yaş küçük olan bu delikanlıdan çok hoşlanmıştı ve onu nasıl görmesi gerektiğine karar veremiyordu. Brahms; yalnızca müzik zevkleri bakımından değil, edebiyata bakış açılarıyla da Robert’e çok benziyordu. Akşamları sık sık birlikte kitap okuyup üzerine konuşuyorlardı. Brahms, Robert’e gönderdiği mektupta ona olan minnettarlığını dile getirerek bazı yapıtlarını eşine ithaf etme konusunda izin istemişti. Clara zor günler yaşıyor ve dostları sayesinde dayanma gücü buluyordu. Dostlarıyla Robert’in yapıtlarını seslendiriyor, onu hâlâ yanlarında hissediyorlardı. Bütün üzüntüsüne rağmen bu sefer ailenin tüm sorumluluğu onun üzerindeydi ve ders vermeye devam ediyordu. Yardım teklifleri alıyor ancak bunları kibarlıkla reddediyordu. Kendi ayaklarının üstünde durabilirdi ve bunu başarıyordu da. Bu süreçte yine hamile idi. Tüm ısrar ve dostça yapılan önerilere sırt çevirip oturduğu evden taşınmamış, eşinin iyileşip aralarına dönmesini beklemişti. En büyük manevi yardımı Brahms’tan alıyordu. Delikanlı kentte bir pansiyona yerleşmiş, tüm zamanını Schumannlarda harcar olmuştu. İlerleyen zamanlarda mektuplarında Clara’ya  ‘Bayan Schumann’, ‘Saygıdeğer Hanımefendi’ diye hitap eden Brahms; bir süre sonra ‘Canım Sevgilim Clara’ gibi hitaplar kullanacaktı. Fakat Clara kocasının kötü haberlerini alınca kimseyle hatta Brahms’la bile görüşmemişti. Brahms ona doğum günlerinde kocasının eserlerinin uyarlamasını hediye ediyordu. Clara ise günlüğünde  bu genç hakkında ”Oğlum gibi sevdiğim bu iyi kalpli insan, yüce dost, gerçek dost” diye bahsediyordu. Clara konserler vermeye çabalıyor, Robert’le doktorların uygun gördüğü zamanlarda mektuplaşıyordu ama o üzülmesin diye birçok sıkıntısını paylaşmıyordu.  O yıllarda Leipzig ve Weimar’da, Liszt yönetimindeki orkestra eşliğinde konserler verdi. Kısa sürede Brahms’a bağlanmış ve onsuz geçen turnelerinde hayatın çok zor olduğunu söylemişti. Brahms, sık sık Robert’in yanına gidiyor ve eşine klinikten haberler getiriyordu.

Brahms’la Beethoven’in Op.123, Missa Solemnis’ini dinlemiş, ”Bütün yapıtların en görkemlisi, ikimizi de çok etkiledi. İşte müzik bu. Sanki bir tanrı tarafından insanlar için değil, tanrılar için bestelenmiş, insan anlatmakta zorlanıyor.” demişti. Lippe-Detmold Prensliği’nden davet almış, prensese piyano dersi vermişti. Brahms’ın mektuplarının ise giderek aşk mektuplarına dönüştüğünü görüyordu. Clara, Brahms ve Joachim konserlere çıkıyor; beraber çalıyorlardı. Robert’in durumu daha kötüye gittiğinde ve doktorlar tıbben yapılabilecek bir şey olmadığını söylediklerinde Clara bütün olumsuz koşullara rağmen İngiltere’de konserler veriyordu. Londra’dan başka Liverpool, Manchester ve Dublin’de çalmış; toplam yirmi altı konser vermişti. Kliniğe eşinin yanına gitmiş ancak gördüğü manzara karşısında Brahms onu engellemişti. Daha sonra dayanamayıp tekrar gitmiş ve ‘Onu gördüm, bana gülümsedi…Büyük bir çabanın sonucunda kolunu boynuma doladı. Bu ânı hiç unutmayacağım. Bana dünyaları verseler o sarılmayı benden alamazlar.” demişti. 29 Temmuz 1856’da Robert Schumann vefat etti.

YENİ BİR YAŞAM, ESKİ ALIŞKANLIKLAR

Mutsuzluğu çok büyük olmasına rağmen Clara; kendisine sanatını, çocuklarını ve dostlarını verdiği için Tanrı’ya minnet duyuyordu. Berlin’e taşınmış, en değer verdiği dostlarından Bahms ise Hamburg’a evine dönmüştü. Mektuplaşmalarında ise sevgi sözcüklerinin yerini dostça bir ifade alacaktı. Günlüğünde ise Brahms’la yaşadıklarının gerçek bir dostluktan ibaret olduğunu vurgulamıştı. Clara, eşinin ölümünden sonra verdiği konserlerde genellikle siyah elbiseler seçmeye özen göstermişti. Hasta olmuş, paraya çokça gereksinim duyduğu zamanda piyano çalamaz hale gelmişti. Bir süre sonra ise durumu düzelmişti. 1865’te Clara, Londra’da Beethoven’ın Op.73, 5. Piyano Konçertosu ile kalıcı bir ün sağladı. Brahms’la onun eserlerini seslendiriyor, özel günlerde birbirlerine müzikal değere sahip hediyeler veriyorlardı. Robert’e olan özlemi onu acayip bir boyuta ulaştırıyor, onun vefatıyla birlikte bütün mutluluğunun da gittiğini söylüyordu. Paris turnesinde Rossini ile karşılaşmış yetmiş yaşına gelen ünlü besteciyle sohbet etmek hoşuna gitmişti. Günlüğüne, ”Çok neşeli bir adam, görmüş geçirmiş biri…” yazmıştı. Paris’te Brahms’ın yapıtlarını tanıtmak için önemli bir çaba içine girmişti. Çocuklarının sağlığı ile ilgili iyi olmayan haberler alıyor, bu onu çok üzüyordu. Oğlu Felix’in ciğerlerinde verem belirtileri çıkacak, Ludwig ise beyini etkileyen bir hastalık sonucunda babası gibi akıl hastahanesinde tedavi altına alınacaktı. Sonrasında sırasıyla annesi ve babasının ölüm haberini almıştı. 1878’in Şubat ayında bir konser için Frankfurt’a gitmiş, yeni kurulmakta olan konservatuvarda ders vermek için teklif almıştı.

Rektör Raff; maddi olarak istediği ücreti ödemeyi kabul etmiş, yaz tatili dışında kısa süreli konserler vermesine göz yummuş hatta istediğinde dersleri evinde yapabileceğini söylemişti. Kısacası Clara’yı aralarında görmek istiyorlardı.

 

FRANKFURT (1878-1896)

Clara, iki çocuğu ile Frankfurt’a taşınmıştı. Buradaki konserlerinde dinleyiciler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanmıştı. Clara, hocalık yaptığı okulda kompozisyon sınıfı açarak büyük bir adım atmıştı. Öğrenciler ve hocalar onu büyük bir törenle karşılayıp ona sürprizler yapmıştı. Ve burada Gewandhaus Orkestrası eşliğinde Schumann’ın eserlerini seslendirmiş, sahneye atılan çiçeklerden yürümekte güçlük çekmiş, orkestradan armağan olarak altın yapraklı bir taç almıştı. Frankfurt, sanatsal yönden Berlin ya da Viyana kadar hareketli olmasa da burada sahnelenen operaları kaçırmadan izliyordu. Beethoven’in ”Fidelio” operasından çok etkilenmiş, Verdi’nin ”Aida”sını izleyince Verdi’ye büyük bir saygı duyduğunu belirtmişti. 1811 yılını İngiltere’de geçiren sanatçı Royal Academy of Music tarafından şeref üyeliğine seçilmiş, başarılı konserler vermişti. İki yıl sonra ise müziğine bir türlü ısınamadığı, çoğunlukla kendisine düşman olarak gördüğü Wagner’in ölüm haberini almış; yine de cenazesine çelenk göndermişti. Brahms’ın Op.90 3.senfonisini çok yüce bulmuş, ”Bu nasıl yapıt, bu nasıl şiirsellik, her bir bölüm ayrı bir mücevher…” demişti. 1844’te duyma güçlüğü çekmeye başlamış ve büyük bir titizlik ve dikkatle seçtiği eşinin gençlik mektuplarını yayınlamıştı. Sanatçı 26 Mart 1896’da felç geçirerek hastahaneye kaldırılmış, dostlarından bu haberi alan Brahms ise kaçınılmaz sona kendisini hazırlamaya çalışmıştı. Bunun bilinciyle çok farklı bir ruh haline bürünen Brahms, ölümle ilgili ve sözlerini Kutsal Kitap’tan aldığı dört şarkı bestelemişti. 1896 günü, öğleden sonra Clara yaşama veda etti. Yatağının yanında bekleyenlerin arasında görmeyi en çok isteyeceği yüz -Brahms- ne yazık ki orada değildi.

Yağmur Durusu

KAYNAKÇA:

*BÜKE Aydın, Romantizmin Işığı Clara, Can Yayınları, 2012

*www.musicacademyonline.com

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir