Ruhların Harflere Dönüşümü ve Rüyâ

Harf, sanatkârın elindeki boyadır. Sanatkâr, boyayı ne kadar iyi kullanırsa o kadar can alıcı olur ve ruhu iyileştirici derecede eserler meydana getirir. Kendi ruhunu harfleri ile mündemiç kılan, iç içe geçiren bir kişi ancak bu şekilde “varlık” ve “yokluk” arasındaki o muazzam tempoyu bize izah edebilmiş olur. Eşya, varlık ve yokluk arasındaki muazzam tempo içerisinde bir an var bir an yoktur ve bu anlar içerisinde yakalanan enstantane sayesinde bizi vurucu derecede şeyler meydana gelir. An içerisindeki bu enstantaneyi yakalayan sanatkâr, bu enstantaneye ruhunu da akıtmalı ki an içindeki enstantane can bulsun ve gelecek, anlara doğru akıp gitsin. Harfler rüyâdır. Bunu kanıtlayacağız.

Harf kelimesinin etimolojik yönüne dikkat ettiğimiz zaman ilginç birkaç nokta ile karşılaşırız. “Harf” kelimesi ile “harafe” kelimesi arasında iştikak noktasında bir alâka vardır ve “harafe” kelimesi “delilik” mânâsına gelir. Novalis der ki: “Şiir, aklın açtığı yaraları iyileştirir.”[1] Aklın açtığı yaralar diyor. Aklın açtığı yaralar bizi doğal olarak “delilik” mefhumuna çıkarır. Şiir ile harf arasındaki alâkayı açıklamaya ise sanıyoruz gerek yok.

“Harf” kelimesinin iştikaklarına girmeden önce yazacağımız metindeki bazı “tanımlar” ile alâkalı biraz bilgi paylaşmak istiyorum. Bu bilgiler, metni anlamamızı biraz daha kolaylaştıracaktır. Şerh’ul-Muğnî’de şöyle geçer:

“Kelime «kelm» kelimesinden türemiş olup sözlükte «yaralamak»tır.

İştikak, iki kelimenin asıl harflerinde ve mânâlarında birbirlerine uygun olarak gelmesine denir. Mesela «kelime» ve «kelm» kelimeleri asıl harfleri olan kaf, lam ve mim harfleri aynı oldukları gibi, ortak mânâ açısından da kökteştir. Yani her ikisinin de mânâsı «yaralamak, tesir etmek»tir.

Konuşanın sözü dinleyeni etkilediğinden kelm, «konuşmak, tesir etmek» anlamına gelmektedir. Yaranın yaralananın üzerinde bir etki bıraktığı gibi.”

Ve gelelim tedaiye… Tedai dediğimiz şey “çağrışım” demek. Kelimenin çağrıştırdıkları da o kelime ile bir bütündür, ondan bir parçadır, dolayısıyla o kelimedir. Bundan dolayı biz, sırf iştikak üzerinden değil de bazen tedailer üzerinden de birtakım şeyler ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Şimdi “harf” kelimesinin iştikaklarına bir girelim.

(Harafe)… Delilik… (Harf) Harf… (Harafet) Hararetiyle dil yakan tad… (Haraib) Bir kimsenin geçineceği şeyler… (Haraif) Ev için yapılan güz hazırlıkları… (Harb) Toy kuşunun erkeği… Yarmak… Delmek… (Harba’) Kulağı delik koyun… (Harba) Güneş ışığının bulutlara vurması… (Harbak) Kat etmek, kesmek… (“Hail” kelimesi “Kat etmek, kesmek” ile alâkalı… Mânâsı “İki şey arasını ayıran” ve bir diğer mânâsı) Örtü, perde… (Harbak) Deva, ilâç… (Harbat) Ahmak, bön… İri yapılı kaz… (Harban) Eşekçi… (Harben) Muharebe… (Harbende) Seyis… (Harbes) Bir ot cinsi… (Harbüş) Alaca yılan… Bir kuş cinsi…
“Harf” kelimesinin iştikakları bu şekilde ve biz bu iştikaklar üzerinden birtakım şeyler anlatmaya çalışacağız. Öncelikle “ruhlarına harflere dönüşmesi” tanımı Novalis’te geçer. [2] Bizde hisseden ruhtur. Ruh olmadığı zaman hisseden kişi ortadan kalkar, doğal olarak varlık da ortadan kalkar. Ruhu inkâr edemeyiz. Bu, çocukça bir çaba olur. Şimdi ruhun var olduğunu kabul ettirme gibi beyhude bir çabaya da girmeyeceğiz ve konumuza döneceğiz.

Tedailerden bahsetmiştik. “Harf” kelimesi iştikakta “harbak” kelimesine denk geliyor, bunun mânâsı “deva, ilaç” ve bu bize “akar” kelimesini çağrıştırıyor. Peki ne demektir “akar”?

(Akar) Ziya, ışık… (A’kar) Kısır… (Akar) Korku ve dehşetten kişinin ayakları titreyip dövüşememesi… Köşk, yüksek bina… Babil vilayetinde bir yer adı… Dehşetli olmak… YARALAMAK… Boğazlamak… (Akar) Para getiren mülk… (Akakir) İLAÇ YERİNE KULLANILAN NEBATÎ KÖKLER… (Aker) Zeytin yağının tortusu… (Akerker) Kuvvetli aslan… Yoğurt… (Âkıre) Çocuksuz kadın… (Akire) Ses, sedâ… (Akrat) Deve sürüsü… DİL DİBİ…

“Yaralamak” kelimesine gelmek istiyorum. Onun tedaîleri bizi bambaşka yerlere götürecek.

“Balığ: Yaralı

Balık: Çamur (Oğuz ve Argu dilinde) (Bk: Balk (Arguca).

-lığ: Çamurlu yer.

Balık: Kale, şehir (İslâmlıktan önceki Türklerce, Uygurca).

Balık: Yaralanmak.

Balıkçın: Balıkçıl kuşu.

Balıklan – = Balıklanmak: (Arguca)

Çamurlanmak; (Uygurca) bir yerde kale yapılmak.

Balık: Balık

-lığ: Balığı olan, balıklı.

Balıksa: Balık yemek istemek.” [3]

“Harf” kelimesi “akar”a denk geliyordu ve “akar” iştikakta “yaralamak” kelimesine denk geliyordu. Bu da bizi “balık” kelimesine götürdü. Eski Türkçe’de “balık” yaralamak mânâsına geliyormuş.”
Peki, “akakir”? Yani “ilaç yerine kullanılan nebatî kökler”? Nebat kelimesi “ot” mânâsına geliyor. İbranice “ot” kelimesi “rüyâ” mânâsına gelir. Bu, iştikak değil de tamamen bir tedaî ürünü. Rüya kelimesine denk gelmesi ilgi çekici. Şöyle ki “akar” kelimesi “harf” ile alâkalıydı ve doğal olarak şimdi “harf” kelimesi “rüyâ”ya denk geliyor. Rüyâ’ya çıkıyoruz “harf”ten… “Harfler” birer “rüyâ” oldular şimdi ve birer birer “ruhlar”a mı dönüşmeye başladılar acaba?

Dikkat ederseniz mevzu o kadar geniş ki açıldıkça açılabiliriz ve sonu gelmez. O yüzden kısaca özetlemek istiyorum.
Şöyle ki “harf” kelimesi iştikakta “deva, ilaç” mânâsına geliyor. “Deva, ilaç” da “akar”a denk geliyor, “akar” da “balık”a denk geliyor, “balık” da bizi “çamur”a getiriyor. Çamur, direk olarak “yaratılış” ile alâkalı bir mevzu. Ve “akar”ın nebat’a denk geliyor olması bizi “rüyâ”ya götürüyor. Nasıl mı? Aynı zamanda rûya kelimesi “yerden biten ot” demek. Yani sırf İbranice üzerinden tedaî olarak bakmıyoruz. Rûya ve rüyâ arasında da kök alâkası var. Bu durumda nereye çıkıyoruz? Rüya ve ot kelimelerine… “Ot” kelimesi “akar”a geliyor, o da “balık”a ve “balık” da “yaratılış”a çıkıyor. Bu durumda her şey “rüya içinde rüya” mı acaba? Yani kelimeler bize bunu mu söylüyor: Harfler rüyadır…

Lisân, ruhun kökündendir, direkt ruh ile alâkalıdır. Harfler, ruhun ürünleridir. Ruh, canlı olduğu için belki de harfler de birer canlıdır. Bilemeyiz. Bu kadar derine de bu kadar kısa bir yazıda değinemeyiz. Ancak, “balık” üzerinden biraz daha devam etmemiz gerekirse nereye çıkarız? “Hût” kelimesine… “Hût” kelimesi “balık” demektir. İştikakta “haslet, tabiat” gibi mânâlara gelir. “Haslet, huy, tabiat”… Yani biz. Balık ve insan.

“Cihan-ârâ cihan içindedir, arayı bilmezler, ol mâhiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” diyor Hayâlî.

Burada kısa bir not daha düşelim mi?

“Kamus” kelimesi ne demek? “Sözlük” demek ancak bir diğer mânâsı “denizin orta yeri”. Yani “lûgat” aynı zamanda “derin bir deniz” mânâsına da geliyor. Hayâlî diyor ki balıklar deniz içindedir, denizi bilmezler. Balığı kaldıralım ve insanı koyalım. İnsanlar ki deniz içindedir, denizi bilmezler. Olmadı. Denizi kaldıralım, harf koyalım. İnsanlar ki harfler içindedir, harfleri bilmezler. Harf neydi? Rüya.

İnsanlar ki rüyâ içindedir, rüyâyı bilmezler!

DİPNOT:

[1] Novalis – Poetika, s. 68, Babil Yayınları, Aralık 2003, İstanbul
[2] A.g.e. s. 44
[3] Kâşgarlı Mahmud – Divanü Lûgati’t-Türk, TDK, s. 65, 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir