Ruhumuza dokunan bir kadın: Umay Umay

Umay Umay

Umay Gedikoğlu, hem müzisyen hem şair kişiliğiyle bizleri kendisine hayran bırakan bu kadın 22 Mayıs 1966 tarihinde Trabzon’da doğmuştur.

90’lı yıllarda mavi saçlarıyla Türkiye’nin fazla marjinal bulduğu tarzıyla hafızalara kazınan, müzik piyasasında adeta bir devrim gerçekleştiren bu kadından bahsetmek isteyişimin en büyük nedeni çok güçlü bir kadın oluşu.
Neden güçlü dediğime gelirsek, o acılarının onu bitirmesine izin vermek yerine acılarından beslenerek üretebilen bir kadın. O, acılarımızdan umut yeşerten ve botlarında herkes için sevgi taşıyan bir kadın.
Acılarımızdan ve korkularımızdan kaçmak yerine onların üstüne giderek onları yenmemiz gerektiğini “seni iyileştirecek korkuyu bul” cümlesi ile çok güzel özetliyor.

Müziğe ilk olarak 1990 yılında Eɾay Aɾtan ve Melih Rona ile biɾlikte “Lepɾechaun” gɾubuyla başlamış daha sonra 1994 yılında pop ɾock taɾzındaki ilk albümü “Umay Umay”ı yayınlamıştır. Bu albümü sırasıyla Naylon (1996), Ağzı Bozuk Aşk Mektubu (2002) ve Cam Havli (2014) izlemiştir.

Orospu Kırmızı, Rüya Duvarları, Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz, Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli, Veda Busesi ve Cevapsız Ağrı isimlerinde birbirinden güzel ve ağır sözlere sahip kitaplarını yayınlamıştır.
Kitaplarında hep ötekileştirilenlerden bahsetmiş, eşitlik ve mutlak özgürlük adına çaba sarf etmiştir. Kitaplarını eşcinselleɾe adamıştıɾ.

Kimine göre puslu kimine göre yaslı bir kadın gibi gelse de bana göre aslında hep içimizde varolan ama dile getirmeye korktuğumuz şeyleri bize söyleyen, şiirleriyle duygularımıza hayat veren kişidir Umay Umay.
90’lı yıllarda üretip şimdilerde asla göremediğimiz insanlardan da değil üstelik, hala düzenli olarak dergilerde yazmaya, üretmeye ve sosyal medyada aktif paylaşımlar yapmaya devam ediyor.

Bir gün evde Umay’ın şarkısını dinlerken ablam eşlik etti, “Sen nereden biliyorsun?” dediğimde “Asıl sen nereden biliyorsun? Ben bilirim tabi Hareket Vakti vardı Düşmedim Daha vardı çocukken çok dinlerdim ben…” diye karşılık aldım.

Kendisini Kazım Koyuncu’nun yakın arkadaşı olması ve birlikte Gyuli Çkimi şarkısını seslendirmesiyle tanıyan insanlar da var.
Umay çok sevdiği dostunun vefatından sonra “Kalbini güneşe çıkardım Kazım, yine de seni hayatta tutmayı başaramadım.” yazmıştır Veda Busesi’nde.

Kaybedişlerimiz de tıpkı onun gibi.
Hem 50’li yaşlarının ortasında hem de 20’li yaşların başında bir insan onda kendine dair birçok şey bulabiliyor.
Belki de bu yüzden hala şarkılarını dinleyen, yazılarını okuyan bir kitle onu asla yalnız bırakmıyor.

Umay “Yazmak şarkı söylemekten daha farklı. Çünkü şarkı söylemek affediyor her şeyi, yazmaksa öç alıyor.” diyerek kendi sanatını yorumluyor, “Dedi ki; kollarını dambıl kaldırarak güçlendiremezsin, git birine sarıl, sımsıkı sarıl. Bin kilo kaldırsan, sarılmadan güçlenmez o kollar.” diyerek sevgiyi tanımlıyor, “Eğer karşı evde oturuyor olsaydın, senin sabahların için begonyalar alırdım.” diyerek umutlarını paylaşıyor…
Dilerim ki bu güzel kadın uzun yıllar boyunca yazmaya ve söylemeye devam etsin, mutsuzluğa sitemlerini, içindeki kırık parçaları, dünyayı kurtaracak güzellik için umutlarını hep bizlerle paylaşsın.

Yazımı yine senin bir sözünle sana seslenerek bitiriyorum sevgili Umay:
“Seni bir tek dokunuş için ölümsüz yapıyorum. Ben de en az senin gibiyim. Ve en çok senin gibi.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir