Site Loader
Salâh Birsel

“Bizim bildiğimiz, ozanlar içinde kendini övmeyen,

 üstelik kendini yerden yere vuran ve bu yüzden de

 başı sevgisiz kalan biri varsa o da,

 Mesnevi’ye hiç çalışmamış olan

 Salâh Birsel-i Kadim’dir.”[1]

Salâh Birsel ile bu kitap sayesinde tanıştım. Okuduğum ve değerlendirmeye çalışacağım denemeleri Bir Zavallı Sarı At adıyla Çağdaş Yayınları tarafından, Mayıs 1985’te İstanbul’da basılmış. Kitap on iki eşsiz denemeden oluşuyor. Türk edebiyatında deneme denince neden birkaç isimden birinin Salâh Birsel olduğu bu denemeler okununca daha açık bir şekilde kavranıyor. Öncelikle kısaca denemelerin içeriklerinden bahsedecek ve üslup hakkında genel görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım bu yazımda.

Kitaba da adını vermiş olan ilk deneme, “Bir Zavallı Sarı At”. Birsel bu yazıda Plutarkhos ile bahse başlar ve oradan Charlie Parker’ın Yaşamı adlı yaşamöyküsünü anlatmaya girişir. Charlie Parker’ın çocukluğu, müzik yaşamı, özel hayatı ve ölümü küçük anılar ve alıntılarla anlatılır. Bu arada da müzisyenin hayatına girmiş birçok kişinin adı geçer denemede. İkinci deneme, “Berlindeki Kadın”dır. Burada da yazar Üsküdar’dan Almanya’ya oradan da Fransa’ya götürür okuyucusunu. Emile Zola’nın Paris romanından geniş alıntılar yapar. Kitabın üçüncü denemesi “Cigarayı Nasıl Bıraktım”. Yazarın bir arkadaşının ölüm döşeğine düşmesiyle birlikte sigarayı bırakma serüveni anlatılır. Birsel’in birebir şahsi yaşamından alıntıdır. Oldukça ibret verici, samimi ve hüzünlüdür bu yazı. Yazar sigarayı bırakmaya çalışırken ne gibi yollardan geçtiğini detaylıca anlatır. Yazıya her zamanki gibi ünlü isimler de konuk olur. Dördüncü deneme “Yüzüm” adını taşır. Kafzâde Faizî’den yapılmış bir alıntıyla başlar yazısına. Sonra ihtiyarlığın getirdiği fiziksel değişiklikleri anlatır. Zihinsel yorgunluktan yakınır. Arada kendi şiirlerinden de bahseder, yazar. Bir örnek verir. Tabii bu arada konudan kesinlikle uzaklaşmaz okuyucu. Yazının sonunda da Kaan Özbayrak’ın şiirinden birkaç dize verilir. Beşinci deneme de kitapta yer alan en uzun yazılardan biridir: “Beşir Fuat Öldü Mü Öldürüldü Mü”. Tarihi ve edebî yönüyle dikkat çekici olan bu denemede Beşir Fuat’ın yaşamı ve onu intihara sevk eden sebepler üzerinde -yarı gerçek yarı kurgu- durulur. Adeta bir öykü okur gibi oluruz bu denemede. Şairin intiharı da en ince detaylarına kadar anlatılır. Görüşlerini açıklaması da Manastırlı Halim Selim Efendi vasıtasıyla olur. Rousseau’dan Lamartine’e, Ahmet Mithat Efendi’den Muallim Naci’ye birçok edebiyatçı ve bilim adamı hakkındaki görüşleri dile getirilir Beşir Fuat’ın. Şairin ölümüyle son bulan deneme, Birsel’e göre Beşir Fuat’ın yaşamından uzundur: “Bu da, ey okur, Beşir Fuat’ın yaşamından daha uzun olan denememizin gerçek sonu olur.”[2]

“Hançerova” altıncı denemedir. Lastik Sait Bey ile Ahmet Mithat Efendi arasındaki edebî münakaşadan bahseder önce Birsel. İnce bir geçişle Le Cid’i mercek altına alır bu kez. Dona Urraca ve aşk anlayışına değinilir. Ardından sıra Stendhal’ın Kırmızı ve Siyah’ındaki Mathilde’ye gelir. Onun aşk anlayışı da Dona Urraca gibidir. Stendhal’ın aşk hayatına da değinir yazar. Stendhal’ın İtalya Hikayeleri ve Castro Rahibesi eserlerine de bir selam verilerek, yeniden Kırmızı ve Siyah’a dönülür. Alain Fournier’in Adsız Köşk’ü de göz ardı edilmez bu roman cümbüşünde. Son olarak Orhan Kemal’in eserleri gelir meydana ve Rousseau’yla kapanış yapılır. “Şairler” yazısında da günlük şiirlerden bahseder yazar. Önce Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinden örnekler verir. Sonra Divan edebiyatına geçer. Yazının sonunda da kendinden bahsetmeden edemez. Sekizinci deneme, “Kırk Arşın Alev” adını taşır. Burada da Alphonse Daudet’nin Paris’te Kırk Yıl adlı anı kitabından başlar ve Avrupa’da, özellikle Fransa’daki gazetecilik ve gazetecilerden bahseder. Edebiyatın bu gazeteler vasıtasıyla nasıl desteklendiğini anlatır. Paris’teki ünlü kahvelerden ve Yahya Kemal’den bahsetmeyi de ihmal etmez yazar. Yazının sonunda da tespitini yapar. “Bu, Batıda, kitapların neden daha çok satıldığını da –vah bize, vahlar bize- açıklamıyor mu?[3]Niagara”da, Amerika’ya şöyle bir gidip geliriz. Big Sur’de yaşamını sürdüren bir şair/yazar –Jack Kerouac– vardır. Onun ilginç yaşamı anlatılır okuyucuya. Hemen ardından, yine orada yaşamış, bir başka yazar olan Henry Miller ortaya çıkar. Eserlerindeki açık-saçıklık üzerinde durulur çoklukla. Miller’dan yapılmış alıntılarla desteklenir yazı.

“Öykü Nasıl Yazılır”, onuncu deneme. Julio Cortazar’ın Gizli Silahlar adlı öyküsünden yola çıkarak, Cortazar’ın öyküyü nasıl yazmış olabileceğini anlatır Birsel. Ardından Franz Kafka’nın Değişim’i gelir gündeme. Kafka’nın diğer iki romanı, Dava ve Şato’nun polisiye olduğuna inanır Birsel. Bu yönüyle Edgar Allan Poe ile ilgi kurar. Böylelikle polisiye romanlar konusundaki fikirlerini de öğreniriz yazarın. Tüm bunların ardından küçük bir sır da verir yazar.

“Bizden duymuş olmayın, Kafka’nın scarabaeus imgesi, Poe’nun “Altın Scarabeus” öyküsünde de vardır. Ne var ki, Kafka işi çaktırmamak için 21 ekim 1913 günü günlüğüne şu haberi geçeceketir.

-Boyuna bir kara scarabaeus düşünüyorum. Ama öyküsünü yazacak değilim.”[4]

On ikinci deneme “Beyoğlu Geceleri” adını taşır. Yazı edebiyat ve sinema dünyası hakkında detaylı ve oldukça samimi bilgiler sunar. 1940 ve 1950’li yıllarda Beyoğlu’nda bulunan hemen her sinemanın ve lokantanın adı geçer yazıda. Türkiye’de gösterime girmiş onlarca film adı da cabası. Yazar, Sait Fâik Abasıyanık ve diğer arkadaşlarından da sıkça bahseder bu yazıda. Zamanın ünlü meyhanelerinden Nektar ve Degustasyon’dan da bolca söz eder ve buralara gelip giden yazar ve şairlerin isimleri de söylemeden geçmez. “Bir Filozof”ta ise Hilmi Ziya Ülken anlatılır. Yazarın çalışkanlığı ve üretkenliği övülür. On dördüncü deneme “Ham Gam Gem”de de yazmanın zorlukları üzerinde durulur. Virginia Woolf’tan bahsederek konunun özüne inen Salâh Birsel, Woolf’un yazarken çektiği fiziksel ve ruhsal zorluklardan bahseder. “Bu işte ince ders vardır.”[5] diyerek okuyucuyu uyardıktan sonra kendi yazma serüvenine başlar. Kitaplarının adlarını ne zorluklarla seçtiğini, sözcüklerle olan mücadelesini anlatır ve yazıyı özetler. “Diyeceğim, sözcüklerin üst tetik raconları başkadır, alt tetik raconları başka.”[6] “Floransa”da çeviri yapmanın zorlukları ve herkesin bu işin üstesinden gelemeyeceğinden bahsedilir. Rabelais[7] ve onun eserlerini çevirmenin zorluğu anlatılır. “400 Dirhem Bir Yazar”da, İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın nev-i şahsına münhasır kişiliği ve edebiyata katkıları anlatılır. On altıncı deneme “Posta Tatarı” adını taşır. Katherine Mansfield’ın öykücülüğü, Çehov ve Maupassant’ınkine bağlanır. Buradan da Maksim Gorki ve Tolstoy’a geçiş yapılır. Sözün özü de öykücülerin genellikle çalakalem yazmak zorunda kalmalarıdır. “Dünyanın En Büyük Seyirleri”nde, dünyaca “kahraman”laştırılmış kişiler ve onların yazılmış biyografilerinden bahsedilir. Biyografilerin tarih boyunca ne kadar önemsendiği görülür. “Labirent”, kitabın on sekizinci denemesidir. James Joyce ve tabiatı yorumlayışı ile başlanır yazıya. Betimleme işinin yazara göre nasıl değiştiği, yapaylaşabileceği söylenir. Ayrıca eseri yazar ortaya getirse de bir süre sonra esere o da müdahale edemeyebilir. Bu konu için de Miguel de Unamuno’nun Sis adlı romanı örnek verilir. “Bir Parça Kuru Ekmek”, Henry Miller’ın edebiyat dünyası ve real yaşamının zorluklarını anlatan bir denemedir. Miller’in detaylara önem verişi ve bu detayları eserlerinde kullanması onu farklı kılar. Hayatından da şikayetçi olmaz yazar. Miller’den Reichel[8]’e geçilir. Reichel de Miller gibi yoksuldur. Bu örneklerle sanatçıların yaşamlarının aşağı yukarı böyle olduğu sonucu çıkar ortaya: “Sanatçıların yaşamları bundan başkası değildir. Van Gogh da bir parça kuru ekmekle, bir bardak biranın insanı yaşama bağladığına inanmıştır.”[9] Yirminci ve son denemenin adı “Bitliler”. Heredotos’tan ve onun yazdıklarından yola çıkarak, antik çağlardaki inançlardan bahsedilir. Keyhüsrev’den Mısır firavunu III. Psammetik’e, Pers Kralı Kambis’ten Romalı diktatör Sulla’ya kadar birçok hükümdar ve onların dillere destan kibirleri anlatılır. Bolca detay, örnek ve alıntıya da yer verilir.

Salâh Birsel hem seçtiği konular hem de kendine özgü üslûbu sayesinde denemeyi eğlenceli bir tür haline getirmiş bir yazar. Okuduğum basımın arkasındaki kapakta da dendiği gibi, “Salâh Birsel okuyucusunu, daha doğrusu “tiryakilerini” yaratmış bir yazardır.” Çok geniş bilgisi her okuyucuya seslenebilmesinin başlıca nedeni bu olmalı. İstanbul, edebiyat, felsefe, müzik, sinema gibi birçok konuda yazılmış yazılarını okurken sıkılmak mümkün değil. Samimi söylemi, bir yazıyı okumaktan çok, yazarla sohbet ediyormuş izlenimi bırakıyor okuyucuda. Sık sık kendine özgü ifadeler kullanıyor. Kimsenin hatırlamadığı, kullanılmayan sözcüklere can veriyor yazılarında. “Nefes darlığı, şeker, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon türünden rahatsızlığı olanlar bir Salâh Birsel denemesi okumaya kalkışmamalıdır” der, Ali Çolak.[10] Birsel de Bir Zavallı Sarı At adlı deneme kitabının sonlarına doğru şöyle der kendi denemeleri hakkında, “Ben denemelerimi kronometre ile ölçerim. Hiçbir olayı, hiçbir öyküyü gereğinden çok tutmam ekranda. Bu, şu demektir ki; denemelere Kaşıkçı Elmas’ı gözüyle bakarım. Her denememde de rozası altın değer yeni bir Kaşıkçı türetmeye çabalarım.” Kısaca Birsel, öğretti, hissettirdi, eğlendirdi bu yirmi denemesiyle; diline ve sözcüklerine hayran bıraktı. Deneme türünün dar kalıplarını kırdı.

[1] Salah Birsel, Bir Zavallı Sarı At, Çağdaş Yayınları, 1985 İstanbul, s.101.

[2] age, s.78.

[3]age, s.107.

[4]age, s.123

[5]age, s.149

[6]age, s.151

[7] François Rabelais (1494-1553)

[8] Hans Reichel (1892-1958): Alman ressam. (http://www.hans-reichel.com/)

[9]age, s.194

[10] Kitap Zamanı’nın 12 Nisan 2012 tarihli “Acemi Salâh Birsel Okuruna Tavsiyeler” adlı Ali Çolak’ın yazısından alıntıdır.

Yazan: Seda Öztürk

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla