Kimdir bu Kamplumbağa Terbiyecisi?

Türk ressamlarından bahsedilince akla gelen sanatçılardan birisi de Osman Hamdi Bey’dir. Onu en çok Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun ressamı olarak tanırız. Fakat Osman Hamdi Bey’in Türk müzeciliğinde, Anadolu’daki arkeolojik kazılarda, sanat eğitiminde ve daha fazla kültür-sanat etkinliklerinde bir baş olduğunu bilmekte fayda var.

s-136d933e2c839910282d788dc8728b404ec10ddf.jpg

Osman Hamdi Bey’in babası İbrahim Edhem Paşa Osmanlı’nın belli bir döneminde sadrazamlık yapmış bir kişidir. İbrahim Edhem Paşa’nın Batı’ya yollanan ilk öğrencilerinden biri olması aslında Osman Hamdi Bey’in yenileşme fikirlerinin tohumlarıdır. İbrahim Edhem Paşa büyükelçilik, hükümet nazırlığı, sadrazamlık gibi yüksek kademelerde görev yapması Osman Hamdi’nin yapacağı yeniliklerde bir kolaylık sağlamış, denilebilir.

Henüz on yedi yaşındayken Paris’e Hukuk okumak için giden Osman Hamdi orada hazırlığını başarılı bir şekilde bitirse de bir zaman sonra medeniyetin beşiği olan Paris’te içindeki sanat ateşini söndürememiştir. Büyük bir ihtimalle Hukuk okuyup o ateşi söndürseydi yine adını bir şekilde tarihe yazdırırdı fakat bahsettiğim o ”başı çeken insan” olamazdı ne yazık ki.

”Babam eve bir adamla gelmiş ve ardından da anneme ”Osman Hamdi’yi güzelce giydir.” demişti. Sekiz ya da dokuz yaşındaydım. Annem beni güzelce giydirip saçlarımı da güzelce taramıştı. Ardından da o adamın karşısına geçtim ve poz verdim. Her fırça darbesinde içim içimi yiyor ve resme sürekli bakmak için pozumu bozuyordum.” der.

Herkesin bildiği üzere Osmanlı’daki sanat anlayışı oldukça sınırlıdır. Bundandır ki sanatın yoğun bir şekilde yaşandığı Paris’e giden Osman Hamdi’nin bu güzellikten ötürü sarhoş olmaması mümkün değildir. Hazırlığı bir şekilde bitirdikten sonra orada bir sanat okuluna misafir öğrenci olarak gider başlarda Osman Hamdi.

Tam bir Doğu hayranı olan Jean-Leon Gerome’un çırağı olur Osman Hamdi zamanla. Gerome zamanının en iyi ressamlarından birisi olduğu için Osman Hamdi bu konuda yine şanslıdır.

Jean-Léon_Gérôme_013_Moorish_bath.jpg

Jean-Leon Gerome’un ”Türk Hamamı” adlı resmi.

Osman Hamdi Paris’teyken sürekli babası ile mektuplaşır. Başlarda babasına ressam olmak istediğini söyleyemez. İbrahim Edhem Paşa her ne kadar yenilikçi bir kişi olsa da oğlunun bir bürokrat olmasını ister.

Osman Hamdi bu sıralarda Maria adlı bir kadın ile evlenir. Maria ile sanat okulunda tanışmıştır. Maria’dan Hayriye adını koyduğu bir çocuğu olur. Maria ile Osman Hamdi bir gün İstanbul’a Paris’e geri dönmek üzere gelse de o sıralarda Fransa savaşa girince Paris’e geri dönememişlerdir. Osman Hamdi’nin on iki yıllık Paris maratonu böyle sona erer.

Osman Hamdi döndükten sonra ilk görevi Bağdat olur. Batı’dan henüz gelen Osman Hamdi’nin Doğu’ya gitmesi, her iki tarafı da görmesi onun kişiliğine, sanatçı kişiliğine yarar sağlayacaktır. Bağdat’a dönemin yenilikçi paşası olan Mithat Paşa ile giden Osman Hamdi’yi yine şanslı sayabiliriz. Orada bir de Tanzimat Edebiyatı’nın en üretken yazarı olan Ahmet Mithat ile de tanışır.

osman-hamdi-11156-gezintide-kadinlar.jpg

”Gezintide Kadınlar” adlı eseri.

Osman Hamdi daha sonralarında Viyana’da düzenlenen sergide sorumlu kişi olur. Orada yine Maria adlı bir kadınla tanışıp İstanbul’a gelir. Ona Naile der ve önceki karısı da Fransa’ya geri döner.

Osman Hamdi; belediye başkanı olur, müze müdürü olur, Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulunun müdürü olur, arkeolog olur…

Anadolu topraklarının en eski medeniyetlere ev sahipliği yaptığını biliriz hepimiz. Doğal olarak ne kadar çok tarihi eser olduğu da aşikardır. Günümüzde bile her geçen gün yeni şeyler bulunan bu toprakların yüz yıl kadar öncesini düşünelim şimdi.

Batı’nın kültür-sanat alanında ne kadar ileride olduğunu biliyoruz. Arkeoloji’ye önem veren bu medeniyetler, Anadolu topraklarının zenginliklerinin de doğal olarak farkındadır ve tarihi eser kaçakçılığı o dönemde inanılmaz fazladır. Osman Hamdi de bu kaçakçılığın farkındadır ve bundan rahatsızdır.

Müze müdürü olan Osman Hamdi Bey’in ilk işi de bu kaçakçılığı önlemek için bir yasa çıkartmak olur. Böylece Anadolu topraklarında izinsiz kazılar yapılmayacak, tarihi eserler ise başka ülkelere gönderilmeyecekti.

Osman Hamdi; Nemrut Dağı, Lagina ve Sayda’da arkeolojik kazılar yaptı. Sayda’da arkeolojik kazılarda bulunan eserlerin en değerlilerinden biri olan İskender Lahdi’ni bulmuştur.

iskender-lahdi.jpg

İskender Lahdi, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde.

Osman Hamdi’nin Sayda kazısından sonra o kadar çok eser bulunmuştur ki artık o zamanın müze binası olan Çinili Köşk’e sığamaz. O da bu yüzden o zamanki hükümeti bir müze binası için ikna etmiştir. Bu müze binasının çizimini de Sanayi-i Nefise Mektebi’nin yani sanat okulunun mimarlık bölümünün hocası olan Alexandre Vallaury’ye yaptırmıştır.

Alexandre Vallaury, Osman Hamdi Bey tarafından ”Mimar-ı Şehir” diye adlandırılmıştır. İstanbul’a birçok yapı kazandırarak İstanbul’un görünüşüne farklılık kattığı da söylenir.

İstanbul-Arkeoloji-Müzeleri-Klasik-Arkeoloji-Binası-İstanbul-Archaeology-Museum-Classical-Archaeology-Building.jpg

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Eh, Osman Hamdi’den o kadar bahsettik. Şimdi Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablosundan bahsetmezsek olmaz. Bu adamın birçok tablosu var fakat neden Kaplumbağa Terbiyecisi en çok ilgi çekenidir?

Mihrap adlı tablosunda hizmetçisi olan bir Ermeni kızını mihraba ters bir şekilde rahlenin üzerine oturtur ve ayaklarına da dini kitapları da gelişine güzel atar. O zamanın Osmanlısında bu tabloyu çizmek büyük cesaret ister.

973637_773d2deab62eca5765310de12ef66712

MİHRAP 

İstanbul Hanımefendisi, Silah Taciri, Leylak Toplayan Kız, İlahiyatçı ve daha fazla tablosundan neden Kaplumbağa Terbiyecisi? Ne var bu tabloda da dillere destan. Ondan esinlenip belgeseller çektiren, kitaplar yazdıran, karikatürler yaptıran…

Osman Hamdi, altmış dört yaşında bu tabloyu yapmadan önceki gecelerde bir gram uyku uyumamıştır. Karısı Naile Hanım, onu uyandığında sürekli salonda ya da kitap okur bir şekilde olduğunu söyler. Ta ki bir gün uyandığında atölyesinde gecesini gündüzüne katarak o tabloyu çizer. Naile Hanım sonrasında ise gözüne uyku girebildiğini söyler Osman Hamdi Bey’in.

Osman Hamdi’nin bu tablosu yurtdışında sergilerde gezer. Birçok insan bu tabloyu görür ve herkesin aklında aynı tip sorular vardır.

”Kaplumbağa Terbiyecisi de nedir?”, ”Eskiden böyle bir meslek mi vardı?”, ”Osman Hamdi ne anlatıyor?”…

Tabloya bakalım. Bir adam var. Kafasında bir sarık, elinde bir ney, boynunda asık bir sopa. Terbiye edilmesi gereken en son hayvanlar olan kaplumbağalara bakıyor. Peki kaçımız o terbiyecinin yüzündeki sabrı görüyoruz?

Bu tablo aydınlatılmaya çalışılan muhafazakar toplumu anlatıyor. Kabaca bir açıklık getirirsek, budur. İğneyle kuyu kazmak değil midir muhafazakar bir toplumu aydınlatmaya çalışmak? Sabır, umut, şefkat ve sonucunda da tahmin edilen hayal kırıklığı. Ne kadar uğraşılsa da terbiye edilemeyecek bir sürü kaplumbağa.

Bu topraklarda ne terbiye edilmesi gereken kaplumbağalar biter ne de umutlu  ve sabırlı kaplumbağa terbiyecilerimiz biter.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir