Kuvvetin ve Kudretin müşterek sembolü: Aslan

İnsanoğlu nam-ı diğer homo sapiens Afrika’da inkişaf ettiğinden beri tabiatı ve dolayısıyla kendini anlama ve anlamlandırma çabası içerisine girdi. Bu çaba ki, insanoğlunun tabiatının tarih boyunca en önemli nüansı oldu. “Hakikat arayışı”. Bu arayış öylesine mühim bir arayıştı ki, insanoğlunu insanoğlu yapan keyfiyetleri bu arayış sayesinde ortaya çıktı. Felsefe, fizik, kimya, matematik, sanat, sosyoloji, psikanaliz, teoloji… Biz kimiz? Neden varız? Tabiatın normları nedir? Gökyüzünde ziyalarıyla karanlık gecelerimizi aydınlatan şeyler nedir? Bu ve benzeri nice soruların tek müsebbibi vardı o da “hakikate” duyulan ve karşı konulamayan merak. Bir grup soruya cevap bulduk fakat bazıları birkaç bin yıldır aklımızı kurcalamaya devam ediyor.
Göbeklitepe keşfedilene değin antropolojinin keskin kurallarından biriydi “Tanrı tarımla birlikte doğdu”. Elbette Göbeklitepe bu normu tamamen ortadan kaldırmış değil, argümanlarıyla derin bir darbe vurduğuna dair muhtelif görüşler mevcut lakin tarımdan önce ya da sonra bir şekilde tanrıyı icat eden ve tarih boyunca mucit kimliğiyle karşımıza çıkan insanoğlu uzunca bir süre, ekseriyetle politeist dinlere mensup oldu bu konuda şüphemiz yok. İlkel Pagan inançlarından Eski Yunan’a, Mısır’a, İran’a, Hindistan’a uzanan bu inanç tipi yarattığı tanrıların tasvirlerinde her daim tabiattan ilham aldı. Eski Yunan’da öne çıkan figür insandı. Bazı tanrısal figürlerde hayvan-insan ortak yaratımı mevcuttu. Mısırlılar ve Hindularda insan ve hayvan-insan tanrılar yaygındı. Kadim ve bir o kadar da değerli olan bu mitolojiler insanın kısıtlı pozitif ilim, irfanı ışığında doğayı ve insanı insan yapan değerleri tasvir etme ve hakikate ulaşma çabasındaki önem arz eden buluşlarındandı. Tabiattaki hemen hemen her şeyin ilmine ve kabiliyetine sahip kendi içlerinde kısmen tutarlı kısmen tutarsız bu mitolojiler, insanlık tarihini değerlendirirken, “uzay çağı” insanları için hikmet kaynağı, hem de insanoğlunun en güzel icadı olan sanatın yüksek icralarının bir nevi keşif süreci oldu.
Tabiattan ilham alan bu kadim mitolojilerde öne çıkan bazı figürler vardır ki kahir ekseriyetinde karşımıza çıkar. İnsan, kartal, keçi, boğa, balık, “aslan”, ve niceleri. Bu figürlerin hepsine temas edip yazıyı iyice “cıngıllaştırmayı” arzu ederdim fakat epey uzun bir yazı olur. Bir nebze olsun minimalize etmek maksadıyla bu figürlerden en dikkat çekici (yahut daha doğru ifadeyle en çok dikkatimi çeken) olan “aslan” figürüne değinmeyi münasip gördüm. Hem yazının hem de siz saygıdeğer okuyucularımız nazarında isabetli bir tercihte bulunmuş olmayı ümit ediyorum.

Chauvet Mağarası’ndan aslan figür

Yaklaşık 25 milyon yıl önce kendi yollarına bakma kararı alan kedigiller familyasının en yaşlı üyelerinden olan aslanlar -ve akrabaları- insanlar için her daim ulvi bir statüye sahip oldu. Kimi zaman “tanrı” kimi zaman “muhafız” kimi zaman da “canavar” olan aslanlar Hindistan’dan Afrika’ya İran’dan Avrupa’ya onlarca kültürde statü kazandı. Tabiatta daima heybetiyle ve karizmasıyla insanların alakasını cezbeden bu heybetli yaratıklar her daim kuvvetin yegâne temsilcisi olmayı da başardı. Dinlerden ülkelere spor kulüplerinden şehirlere dinastilerin logolarından astrolojiye kadar muhtelif meselelerde insanlığın ilham kaynağı olmuştur. Hikayesi otuz iki bin yıl evvel Fransa’daki Chauvet mağarasında başlayan aslan sembolünden birkaç örnekle insanoğlunun tabiata bakış açısını anlamaya çalışalım.
Tanrı figürü olarak Aslan: Narashima

Tanrı Narashima

Kadim coğrafyanın kadim mitolojisi olan Hinduizm bünyesinde barındırdığı milyonlarca (üçyüzotuz milyon?) tanrısal figürüyle bu alanda eşine az rastlanır bir pozisyondadır. Daha evvelden de belirttiğimiz üzere bu tanrılar tabiattan ilham alınarak tasvir edilmiştir.(Fazla ampirist bir yaklaşım olacak fakat tabiat dışında herhangi bir şeyden ilham alınması mümkün müdür?)
Hinduizm muadili mitolojilerde-Yunan, Mısır, Arap- rastladığımız gibi üç büyük tanrı (Trimurti) temelinde hâsıl olmuştur. Brahma (her şeyin yaratıcısı zamandan mekândan münezzeh), Şiva ( kötülüklerin yok edicisi), ve Vishnu’dur ( koruyucu, kollayıcı). Reenkarnasyona fazlaca önem izafe edilen Hindu kültüründe tanrı Vishnu yazımız için önem arz etmektedir zira dokuz kez tecelli etmiş olan Vishnu aslan-insan vaziyetinde de zuhur etmiştir. Tanrı Brahma tarafından hiçbir insan ve hiçbir hayvan tarafından öldürülmeme keyfiyeti lütfedilmiş olan Vraha (Vishnunun üçüncü tecellisidir aynı zamanda yaban domuzu-insan şeklindedir.) Brahmanın kendisine bahşettiği bu lütufları kendi şahsi menfaatleri doğrultusunda kullanıp cenneti ve dünyanın muktediri olmaya çabalamış, haddini aşmaya başlayan Vrahayı cezalandırmak maksadıyla Vishnu Narashima ( aslan-insan) haliyle tecelli edip, Vrahayı katletmiş. Hadisede “muhafız” görevi üstlenen aslan figürü aynı zamanda rakibini alt edebilecek “kuvvete” de sahiptir.
Canavar olarak aslan: Nemea Aslanı

Nemea Aslanı ve Herakles figürü

Zeus’un yarı insan sabisi Herakles, birtakım şahsi sebeplerden dolayı cinnet geçirerek kendi çocuklarını vahşice katleder. Suçundan arınmak isteyen Herakles soluğu Thespios’un yanında alır. Evlilik tanrıçası Hera araya birilerini sokarak Eurythesus’un emrine amade olmasını verdiği görevleri yerine getirmesini ister. Çocuklarını katletmekten dolayı Hera’yı suçlayan Herakles’in bu görevi Hera’dan direktmen kabul etmeyeceğini düşünen Zeus, bu görevi oğluna kendisi izah eder. Toplamda on iki görev alan Herakles’in ilk görevi ebeveynleri konusunda muhtelif, muhalif fikirlerin mevcut olduğu Nemea Aslanıdır. Herakles rüştünü ispat etmek maksadıyla ilk görevini alır. Elindeki mühimmatın Nemea Aslanını alt edemeyeceğini fark etmesi üzerine bu “kuvvetli ve “kudretli” mahlukla boğuşmak zorunda kalır. İhtişamlı bir boğuşmanın ardından muzaffer olan Herakles insanın tabiattaki en kuvvetli yaratıklarla dahi baş edebileceğini göstermiş bir nevi insanın tabiata karşı muzaffer olmasını sembolize etmiştir.

Rastafari Bayrağı

Modern dünyada aslan sembolü: Rastafaryanizm
Yahudi ve Hristiyan öğretilerini yeniden yorumlayan Jamaika/Etiyopya menşeli modern bir dindir(mezhep?). Heterdoksist düşünceleri bünyesinde barındırmasından dolayı Yahudilik ve Hristiyanlığın bir mezhebi olarak görülmemektedir. Jamaika’yı cehennem olarak tasvir eden rastafiler, cennet olarak gördükleri Etiyopya’ya tekrardan döneceklerine inanırlar. Eski Ahitte (Tevrat) bahsedilen Jeremiah Peygamber’in -İslami literatürdeki Üzeyir Peygamber- kendini siyahi olarak tasvir etmesine istinaden gerçek Mesih’in de siyahi olduğuna kanaat getirirler. (Kendilerine bir aidiyet kazandırma çabası olarak da düşünülebiliriz) Siyahi olmasından mütevellit, Etiyopya imparatoru 1.Haile Selassie’i gerçek Mesih olarak gören (İmparator her ne kadar kendine böyle bir statü izafe etmemiş olsa dahi) Rastafari dininin mensupları tarafınca tanrısal bir statüyle onore edilmiştir. İmparatoru “aslan” olarak sembolize eden rastafaryanlar ünlü “rasta” saçlarını yahut kendi deyişleriyle “dreadlock” modelini de aslandan ilham alarak modellemişlerdir. Duruşu ve heybetiyle tamahkâr olmayan bir portre çizen aslan figürü siyahilerin kendi varlıklarını ispat çabasında önemli bir figür olarak yerini almıştır.

Venedik Aslanı

Şehrin Sembolü: Aslan
Yeni Ahit’in(İncil) kabul edilmiş (sinoptik) 4 versiyonundan birinin yazarı olan Aziz Markos on iki havarilerin en ehemmiyetli üyesi, Aziz Petro’sun talebesidir(oğlu?). Misyonerlik faaliyetlerini ifa etmek gayesiyle yerleşmiş olduğu Mısır’da M.Ö 68-74 yılları arasında varsayılıyor. Markos’un gospeli (müjde,incil manasındadır kutsal metin(?) olarak da düşünülebilir) Vaftizci Yahya’nın (John the Baptist) hikayesiyle başlar. Çölde inkişaf eden Vaftizci Yahya’nın hikayesi şu şekilde başlar.
Peygamber Yeşaya’nın Kitabı’nda şöyle yazılmıştır:
“İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum;
O senin yolunu hazırlayacak.”
“Çölde haykıran,
‘Rab’bin yolunu hazırlayın,
Geçeceği patikaları düzleyin’ diye sesleniyor.”
Çölde haykıran ifadesinden dolayı “aslanla” özdeşleştirilen Aziz Markos’un sembolü, elinde kitap tutan kanatlı bir aslan olmuştur. Venedik Dükü I. Giovanni Partecipazio (829 – 836) tarafından ise şehrin sembolü olarak kabul edilmiştir.
Burada bir antrparantez açıp bonus bir bilgi nakşetmek istiyorum. Eski zamanlarda Venedikliler “pantoloni” diye isimlendiriliyor giydikleri kıyafetlerden dolayı. Türkçe’de de kullandığımız “pantolon” sözcüğü buradan alıntıdır. Pantolon ise pianta ve “leonia(aslan)” kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır.
Tarih boyunca birçok kültürde etkisi olan “aslan” figürü gücü ve kudretiyle insanların nezdinde her daim değerli ve mühim olmayı başarmıştır. Hayatımızın hemen her alanına intikal etmiş semboller içerisinde ciddi bir konum elde eden ve bu konumu ziyadesiyle hak eden “aslan” heybetiyle “kuvvetin ve kudretin müşterek sembolü” olmuştur.

Daniel(Danyal) mağarada aslanlarla birlikte by Peter Paul Rubens
Aziz Dominik Katedrali girişi, Hırvatistan
Aslan Heykeli by Rinaldo Rinaldi from Derbyshire, England
Ishtar Kapısı’ndan aslan figürü
Aslan ve Keçi tablosu by Eugene Delacroix

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir