Site Loader

Bütün felsefeciler zamanın anlayışlarından kaçmalıdır. Felsefi düşünceler zaman içinde yükselir veya gözden düşer ancak zorlu deneme; bizlerin bir filozofun fikirlerini onlar sahneyi terk ettikten çok sonra da tartışıp tartışmadığımızdır. Jean-Paul Sartre’ın doğum günü, ölümünden yaklaşık kırk yıl sonra, çalışmaları bir dönemi açıklamaya yardım eden ve düşünceleri hala politik çevrede yankı uyandırmaya devam eden bir filozofun mirasına bakmak için güzel bir an. Profesör Richard Falk Sartre’ı Noam Chomsky ve Edward Said ile beraber birkaç ‘halk entelektüeli’nden biri olarak yerleştiriyor. Yine de hayatının sonlarına doğru Sartre politik ilişkilerde ilerledi, politikaları yeterince radikal olmadığı için sızlanıyordu. Büyük ihtimalle bundandır ki Sartre’ın politik felsefesi oldukça iddialıdır.

Diyalektik Aklın Eleştirisi’nin 1960 basımından beri bilginler çoğunlukla Sartre’ın politik felsefesini “Varoluşsal Marksizm” olarak yorumladılar; Marksizm’in eleştirel bir benimsenişi. Sartre bu düşünceyi, sonradan geri çektiği bir düşünce, Marksizm’e yakınlığını açıklayarak, hatta varoluşsalcılığın Marksizm’e parazitik olduğunu ifade ederek, güçlendirdi. Ancak Marx’ın etkisini vurgulayan yorumcular Sartre’ın şüpheciliğinin işaretlerini atlıyorlardı. Fransız Komünist Partisi’nin destekliyici olmak bir yana dursun, diyalektik materyalizmin dogmatik Marksizm’in ideolojisini desteklemesini kesin olarak reddetti.

“Eğer biri kitabımı okursa anlayacaktır ki özünde değişmedim, her zaman anarşisttim.”
Marx’ın etkisi önemle vurgulansa da anarşizmin etkisi şu anda gördüğü etkiden çok daha fazlasını hak ediyor. Sartre dedi ki “Eğer biri kitabımı okursa anlayacaktır ki özünde değişmedim, her zaman anarşisttim.” İlk yazılarından savaş sonrası yazıları dönemine kadar Sartre’ın anarşist girişimleri yalnızca onun politik pozisyonlarını desteklemiyor aynı zamanda fikirleri için çok daha radikal temeller sağlıyor.
Sartre’ın politik düşüncesindeki en açık anarşist unsur otoriterlikten muaf bir toplum arayışıdır. 1950’nin başlarında Sartre, devrimci hareketle düşen sistem baskısının getirdiği ideal bir toplum görüşünün taslağını oluşturmaya başladı. Critique’de Sartre otorite baskısı değerlerin, diziselliğe ve beraberinde gelen güçsüzlüğe adapte olarak, içindeki grupların bireysel özgürlükten sakınan hale geldikleri kurumsallaşarak gerçekleştirildiğini savundu. Bireysel özgürlük bu yöntemle işlemez hale getirilmiş ancak mağlup edilememiştir. Birleşmiş bir grup olarak yeniden yapılanmaları ve bir ideal için çalışmaları ihtimali hayatta.

Sartre’ın anarşist çağdaşları baskı rejimi ve otoriterlik üzerine kurulu enstitüleri kınadı. Devlet ve merkezileşmiş otorite, detaylı incelemelere darbeyi devletin gayri meşru olduğuna, var olmaya hakkı olmadığına ve feshinin sosyal şeytanları eleyeceğine inanan birçoklarıyla birlikte aldı. Aynı endişeler bugün İsyancı Anarşizm olarak bilinen İşgal Hareketi, Görünmez Komite ve Tarnac 9’da görülebilir. Sartre’ın grup yapılanması hakkında açıklaması gösteriyor ki sadece baskı ve otorite hakkındaki endişelerini paylaşmadı, kurumsallaşmış otorite baskısına karşı çağdaş anarşistler benimsemeden uzun süre önce kuvvetle karşı çıktı. Sartre’ın devrimci çözümü benzer şekilde var olan düzenin bozulmasına yol açtı.

Lakin Sartre’ı en çok ilgilendiren baskının derecesiydi.Felsefeciler bu durumun, makine metaforunu daha da genişleterek kötü çözümleme sebebiyle kurumsallaşmış bürokrasiyle bağdaştırarak, insanları otomata çevirdiği eleştirisinde bulundu. Onun görüşüne göre praktiko-inert çevre ve koşullar insan varoluşunu, görünen ve görünmeyen yollarıyla, makine güçlerine bireysel özgürlüğü haşat ederek köleliği temsil eder.


“Toplumsal hareketle bütün bir grubu ikna etmiş ve temel ilkesi özgürlük olan anarşistlerle her zaman anlaştım.”


Anarşizm, devlet yerine toplumsal özgürlükle beraber olmayı ve karşılıklı yardımlaşma, işbirliği, saygı ve toplumsal ilişki temelinde barış içinde var olmayı destekliyor. Sartre, yalnızca bireylerin egemen olduğunu kabul ederek, insanlar özellikle çalışma alanlarında olmak üzere birbirlerine ve etraflarındaki dünyaya etkileşimleriyle bağlı olduklarını kabul etti. Sartre’a göre çalışmak, insan gerçekliğinin ortak bir bağlılıkta birleşme temelinde başkalarıyla iş birliğinde olma ihtiyacından doğan bir temel davranıştır. Kendisinin de belirttiği gibi “Toplumsal hareketle bütün bir grubu ikna etmiş ve temel ilkesi özgürlük olan anarşistlerle her zaman anlaştım.” Birey yüce olmasına rağmen (diğerlerine) bağımlılık, Sartre’ın şahsiyet konseptinin temeli olan, “kendi dışına çıkmayı” teşvik eder.

Sartre, toplumsal alanda, insanlar ve elementlerin ilişkisini “ilgi” olarak kabul etti. İlgi, insanların çevreleri için içsellik sağlayan tek anlamlı bir ilişkidir. Buna karşın öznellik bir soyutlama, toplum tarafından gönüllülükle emirleri yerine getirmeye zorlayan bir jüri kararı olarak ele alınır. Sartre’a göre ilgi bizim varoluşumuzu kapsayan içsel, öznel kararlarımız değil, daha ziyade “kendi dışında oluşumuzun” keşfimizdir. Max Stirner’a göre doğuştan gelen fikirler veya sabit öz yoktur, aklımızda hareketlerimizi kontrol eden bir teker yoktur. Onun yerine her daim başkaları tarafından, durumsal olarak, belirleniyoruz.

Anarşist düşüncenin takıldığım son noktası, Sartre’ın politik felsefesinde ses bulan acil ve pratik değişim çağrısı: diğer şeylerin arasında praksis bir davranışı kucaklayan sosyo-politik bir teori. Ekonomik ve politik otoritenin merkezileşmesi, işçinin kendini yönetmesi ve ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere, praksis belirtileri bugün hala anarşistler tarafından kucaklanır. Sartre’ın çalışmalarında sürekli olarak beliren birkaç tema vardır ve praksis teorisi sayıca en yaygın olanıdır.

Critique’in ana yönlerinden biri Sartre’ın, praksisi dış dünyayla derin diyalektik ilişkiyle birleştiren, ortaya çıkarma isteği oldu. Sartre’ın önceki çalışmalarına bakacak olursak, devrimin amacı sadece dünyayı değiştirmek değil aynı zamanda beraberlik durumumuzu yeniden yaratmak. Bu görevi başarabilmek adına, yalnızca bireysel gerçeklik oluşturmuyor aynı zamanda praktiko-inertin etkinsizliğini yok ettiğinden praksis vazgeçilmez bir hal alıyor.

Ancak Sartre’ın praksisten kastı ne? Konsept biraz karışık olsa da herhangi bir zamanda gücümüzü belirleyen bütün bir dichotomiesin plethoraına karşı tutumumuz, imkanlı veya imkansız gibi, tarihsel bütünlük olarak algılanmalı. Bu gerçekleşiyor çünkü praxis geleceğimiz kadar hareketlerimizi de belirliyor. Sartre’a göre aklı başındalık dünyanın seyrine teslim olmak veya yapılanmasına katılmak seçenekleriyle karşı karşıya. Bu yolları ayıran güçse hareket, bireyi olayı herkesçe algılanan bir gelecekte bağlama yerleştirmeye iter.

Bu paylaşılan özelliklerin birkaçını araştırdıktan sonra bir şey kesin; Sartre’ın politik felsefesi Marksizmin çok daha ilerisine uzanıyor. Özünde anarşist düşünceyle ilintili olarak Sartre sadece baskın güçlerin sosyal yapı üzerindeki kontrolden feragat ettikleri bürokratizm, ademi merkeziyetçilik ve demokratikleşmenin hegemonik ve baskıcı çağdaş toplumun üstesinden gelebileceğine inanıyordu.

https://iai.tv/articles/sartres-anarchist-philosophy-auid-1242

Çeviren Başak Tufan

MozartCultures

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla