Site Loader

Cumhuriyet öncesi Türkiyesi’nde, Milli Mimari Rönesans’ı olarak adlandırılan ve 1908-1927 yılları arasında denk gelen I. Ulusal Mimarlık Dönemi, Avrupai üslupla birleşerek ekletik bir Osmanlı canlandırmacılığını hayata geçirmiştir. Amaç, Usul-i Mimari-i Osmani’de belirtilmiş dekotatif unsurla (yarım küre şeklinde kubbeler, sivri kemer, tezyini çini dekorasyonu) yeni inşaat tekniklerini (betonarme, demir, çelik) birleştirmek ve devletin kendine has mimari kalıbını oluşturmaktır.

Devam eden yıllarda Cumhuriyet’in ilanı, ülkeyi ekonomik, kültürel ve sosyal alanda etkilemiş; demokrasi önderliğinde bir yaşamın geçeceği çağdaş bir başkent kurma iddaası, Ankara’da mimari yapıların geliştirilmesi alanında atılan adımlara ön ayak olmuştur. Uluslararası Mimarlık dönemi, önceki dönemin mimari anlayışından kaçınmış ve yapılar hangi amaca yönelik kullanılacaksa, onun çözümüne yönelik planlamalar yapılarak hayata geçirilmiştir. Dönemin temel tasarım anlayışı: betonarme iskelet, kübik kütle formu, geniş camlı ve süslemeden arındırılmış cephelerle oluşturulmuştur.

1933’te Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti tarafından ihtiyaç doğrultusunda yapımı istenen “Sergi Evi” fikri için bir yarışma düzenlenmiştir. Yarışma birincisi Ankara Stadyumu’nun da tasarımını yapan İtalyan mimar Paolo Vietti Violi olmasına rağmen, projesi için gerekli maliyet çok yüksek bulunmuştur. Yalınlık, akıcılık ve işlevselcilik temelleri üzerine şekillenen dönemin mimarlık anlayışı, yapılar için harcanan kaynakların daha tutumlu ve özenli kullanılmasını önerdiğinden, Sergi Evi projesinin gerçekleşmesi için uygun görülen isim Şevket Balmumcu olmuştur.

1933’te yapımına başlanan Sergi Evi, asimetrik yerleşimli giriş bloğu, karakteristik dikey saat kulesi tarafından dengelenen uçları yuvarlak ve uzun, yatay bir hacimden oluşur. Binanın uzun gövdesi üzerine yerleştirilmiş yatay şerit pencereleri ve bacaya  benzeyen betonarme kulesi ile büyük bir gemiyi andırır. Günümüzde Atatürk Bulvarı üzerinde hemen fark edilebilen ve heyecan uyandıran bu yapı, Kemalist Ankara’nın modernist bir ikonu haline gelmiştir.

Eğimli bir arazı üzerine kurulan yapı, bu durumdan yararlanılarak iki seviyeli olarak düzenlenmiştir. Alt seviye tarımsal makinalar, arabalar, motorlar gibi daha büyük nesnelere; üst seviye daha küçük nesneler olan fotoğraflara, grafiklere ve duvar panolarına ayrılmıştır. Şevket Balmumcu’nun Sedat Hakkı Eldem, Seyfi Arkan, Zeki Sayar ve Abidin Mortaş’la çıkardığı dönemin mimarlık dergisi “Arkitekt”te, binanın “ulusal varlığın son nokta olarak ulaştığı kuvvet ve olgunluk” uygun bir paraya mal edilmesi övgülerle anlatılmıştır. Bir yıl içerisinde inşaası tamamlanan ve en önemli kamu yapılarından biri haline gelen Sergi Evi, 1934’te beş yıllık kalkınma planını kutlamak için düzenlenen sergiye de ev sahipliği yapmıştır. Binanın fotoğrafları karpostallarda, gazetelerde ve en başta da La Turquie Kemaliste’nin sayfalarında yayınlanmıştır.


(Fotoğraflar: Arkitekt, 1933-05 (29) )
http://dergi.mo.org.tr/detail.php?id=2&sayi_id=92

1940’lı yıllardan itibaren yaklaşık 10 yıl kadar etkisini gösteren II. Ulusal Mimarlık Dönemi’ni ortaya çıkaran en önemli iki unsur Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümü ve II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesidir. Dışarıdan malzeme alımının zorlaşmasıyla beraber, iklim koşullarına uygun geleneksel mimari anlayışı benimsenmiştir. Eğitim alanında etkinliğini arttıran okullarla birlikte, eğitim vermek için ülkemize gelen mimarlar arasında adı öne çıkan mimar Paul Bonatz olmuştur.

Öz halinden oldukça farklı bir mimari tasarım ile Paul Bonatz, 1946-1948 yılları arasında Sergi Evi’ni Ankara’nın şimdiki Opera Binası’na dönüştürmüştür. Yapıyı II. Ulusal Mimarlık Dönemi özellikleriyle yeniden sergileyen Bonatz’ın bu tutumu, mimar Şevket Balmumcu’yu da derinden etkilemesi dolayısıyla oldukça eleştirilmiştir.

Paul Bonatz’ın tasarladığı Ankara Opera Binası, günümüz

Fazla sözü edilen bir hikaye olmasa da Balmumcu’nun bu hadiseden sonra kendi içine çekildiği, bir daha Ankara’ya adım atmadığı, mesleğini bıraktığı bilinmektedir. Öyle ki,  dönemin yaşamış birincil kişilerine odaklanan yeni işlevselci tarih anlatımını baz aldığımızda, Şevket Balmumcu eserinin geçirdiği dönüşümü kaldıramadığını ve bir buhrana sürüklendiğini, işin sonunda da hayata veda ettiğini söylenmektedir.

Işıl Ayçiçekka

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla