Sezai Karakoç

İkinci yeni topluluğunun, mistik şiirlerinin şairi aynı zamanda yazar ve siyasetle de ilgilenmiştir.

Diyarbakır’da doğan şairimiz güzel bir eğitim hayatı geçirmiş,dergilerde çalışmış ayrıca Türkiye ve dünyadan sanat ödülleri almıştır.

Mistik şiirlerinden dolayı bir başka İkinci Yeni şairimiz Cemal Süreya ona “Sezo” derdi.

Şair olmak gibi aklında bir düşünce yoktu, ilk şiirlerini yaz tatilinde yayınladı, daha çok bilim yolunda olmak istiyordu.

Gelelim çoğu kişinin bildiği ve bu şiirin hikayesi içimizde burukluk bırakan Mona Rosa şiirine;

 

Mona Rosa akrostişi baş harflerinden Muazzez Akkaya ismini oluşturur. Bu efsane tek kişilik aşk hikayesi okulda başlar. Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Muazzez Akkaya sınıf arkadaşıdır. Sezai Karakoç’un Muazzez’e karşı çok derin hisleri vardır. Aşık olduğu kadına kitaplar, şiirler hediye eder. Cemal Süreya da Muazzez’e aşıktır bu arada. Muazzez kıyafetlerinin cebinden şiirler bulduğunda bunların kimden geldiğini anlayamaz.

Sezai Karakoç için tutku haline gelmiştir bu aşk. Sezai Karakoç hep bu aşkı yalanlandı, bu şiirin sadece sanat amaçlı yazıldığını söyledi.

“Bu şiir gittikçe beni dünyasına çekmekteydi. Gül kavramını yeniden diriltmenin gereğini düşünüyordum hep. Monna Rosa böyle doğdu, modern bir Leyla ile Mecnun denemesiydi bu. Bir gencin dilinden anlatılış şeklinde başladı şiir. Rosa bilindiği gibi gül demektir. Böylece aşağılanan gül kavramını yeniden gündeme getirmek istedim.’’

“Monna Rosa’nın her şiir gibi bir doğuşu vardır. Ama şiire bakıp bir takım senaryolar uydurulduğu söyleniyor ki bunların çoğu asıl ve esastan mahrumdur şüphesiz. Şiire bakıp tümünü hayatın bir fotoğrafı gibi düşünmek, şiiri hiç anlamamak demektir. Dante’nin ilahi komedyasında geçen Beatris’in gerçekten var olup olmadığı tartışılmış ve bir takım yakıştırmalardan öte kimlik bağlantısı kurulamamıştır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir