SİNEMANIN ÇİRKİN KRALI:YILMAZ GÜNEY

Yılmaz Güney, 1937 yılında Adana’da dünyaya geldi. Sinema kariyerine bir oyuncu olarak başladı ve yirmisinin senaryosunu kendisinin yazdığı altmıştan fazla popüler aksiyon filminde oynadı. Sömürülen, ezilen ve umutsuzların adına adalet arayışıyla özdeşleşerek izleyici için şaşırtıcı bir çekiciliğe sahip efsanevi ‘’Çirkin Kral’’ ı yaratıyordu.

Umut(1970)

umut.jpg

1960’ların ortasında Güney, Hudutların Kanunu(1966) filminde büyük Türk yönetmen Ömer Lütfi Akad’ın asistanı ve birçok filmde senarist olarak Atıf Yılmaz’la birlikte çalışarak kameranın arkasına geçti. 1968’de gerçekçilik ve şiirsellik çeşnilerini taşıyan epik film Seyyit Han’la yönetmenlik çıkışını yaparken edindiği bu deneyimi başarılı bir biçimde kullanıyordu.Anadolu’nun kırsal bölgelerindeki yoksulluk ve baskılarla ilgili otobiyografik bir film olan Umut’u(1970) yönetti. Neredeyse oybirliğiyle o zaman dek yapılan en iyi Türk filmi olarak alkışlanan Umut, epik üslubu, yumuşak kamera çalışması ve başarılı anlatı düzenlemesiyle, Türk film dilinin gelişimine büyük katkılarda bulunmuştur. Bununla birlikte, filmin konusu çeşitli tartışmalar yaratırken Güney’in yaklaşımı birçok kesimde eleştirildi.

1971 yılında dört film çekti. Ağıt ve Acı kırsal baskı ve otoritelere başkaldırma temalarını temel almaktaydı. Umutsuzlar ve Baba, kent kapitalizmini merkez alırken zaman zaman oldukça ağır birtakım melodramatik çözümlere başvurmaları yüzünden daha az başarılı oldular.

Duvar(1983)

zoom_1418768423_thewall@2x.jpg

1971’de askeri müdahalenin ardından, kısa süre içinde Güney, siyasal görüşleri yüzünden hapsedildiğinde yapım sürecinde olan filmi Zavallılar, daha sonra Atıf Yılmaz tarafından tamamlanacaktı. 1971’de hapisten çıktı ve hemen film çekmeye geri dönerek Umut’tan bu yana en iyi filmi olarak kabul edilen ve kentsel yozlaşmayla ilgili Arkadaş’ı yönetti.

Güney, aynı yıl işlediği bir cinayet yüzünden 19 yıla mahkum edilerek yeniden hapse giriyordu; bununla birlikte içinde bulunduğu bu güç koşullara rağmen sinemacılıktan vazgeçmeyecekti. Senaryo yazmaya devam ederken, hapishaneden vekaleten yönetmenliğe başladı.Onun adına Zeki Ökten tarafından yönetilen Sürü’yü(1979) ve Düşman’ı(1980), Şerif Gören tarafından yönetilen Yol’u(1982) tamamladı. Güney, Yol’un kurgusunu, cezaevinden kaçışının ardından gittiği Fransa’da kendi yapacaktı. Yol, 1983’de Cannes’da, Costa Gavras’ın Kayıp(1982) filmiyle beraber Birincilik Ödülü kazandı. Güney, son filmi olan Duvar’ı da(1983) 1984’de öldüğü Fransa’da çekmiştir.

Yol(1982)

yilmaz-guney-yol.jpg

Türkiye’nin yetiştirdiği en yenilikçi, etkili ve yetenekli yönetmenlerin başında gelen Güney, genç kuşak yönetmenler için esin kaynağı haline gelirken Yeni Sinema hareketinin gelişiminin de habercisi olmuş ve bunu yaparak Türk sinemasının gelecekteki yönünü belirlemiştir.

Duvar,Kamera Arkası

MV5BNDkzNjgxYjYtYzJkMC00MGIyLWI3NzgtNWY4OTliZTkwNmZjXkEyXkFqcGdeQXVyMjc0MjUzMzU@._V1_.jpg

 

“Hayata seyirci kalmak kötüdür oğlum. Hayatın iyi, uslu bir seyircisi olmaktansa hayatın içinde başarısız bir adam olmak bin kere daha iyidir. İyi bir boks seyircisi olmaktansa, kötü bir boksör olmayı göze almak daha iyidir, oğlum.”

  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir