Site Loader

Sanatın uzun zamandır tarih sahnesinde olduğunu daha önce söylemiştik hatta tarihi oluşturan elementlerden olduğunu dahi iddia etmiştik. Tarihi oluşturan bir diğer element ise siyasettir. Siyaset aslında insanların topluluk içinde yaşamaya başlaması, ortak yerleşim alanlarını kullanmaya başlaması ve üretim araçlarını oluşturmasıyla zorunlu hale gelen bir faktördür. Bu kurumun doğal olduğunu savunan, insanın politik bir hayvan olduğunu ileri süren birçok realist düşünürün aksine günümüzde baskın olan liberal gelenekten ötürü siyaset, hukuk, devlet gibi kavramlar insan eliyle oluşturulmuş fakat insanın ötesine geçmiş kavramlar olarak ele alınmaktadır. Sanatın iyileştirici gücü ve güzelin estetiği olduğunu düşünerek ele almanın yanlışlığının farkında olarak bu cümleme devam ediyorum fakat siyaset bu özelliği taklit ederek ya da kendi bünyesinde sanatı eriterek onu bir tür manipülasyon aracı veya eğitim aracı olarak kullanmış bunu yaparken sanatı aşağılayıcı davranışlarından geri durmamış, yüceltmektense yerin dibine sokmuştur. İtalyan Fütüristlerin faşist yönetimi desteklemek için veya Rus Fütüristlerin Komünizmi desteklemek için sanatı propaganda amaçlı kullandığı artık herkes tarafından kabul gören bir gerçek (Oktay, 2004: 68).

Modernizm/Postmodernizm bağlamında 20. Yüzyılda sanat ve siyaset ilişkisi tekrar ele alınmış modernist teorisyenler sanat ve siyasetin arasında keskin ve kalın çizgiler olması gerektiğini savunurken Postmodernist görüşün en büyük öncüllerinden olan Frankfurt Okulu, işin bu denli keskin olmadığını bu sınırın gittikçe muğlaklaştığını iddia etmiştir (Yılmaz, 2014).
Sanat ve siyaset ilişkisi üzerine yazılan araştırmaların büyük bir kısmını oluşturan Marksist görüş günümüzde hâlâ insanların ilgi odağı olmaya devam etmekte. Bir nevi kendinden sonra gelişen modernist görüşe bir cevap olarak sanatın tarafsız olamayacağını savunmuş bunun bir burjuva illüzyonu olduğunu iddia etmiştir. Sanatçıların belli bir kesimden olması ve toplumdaki rekabet ortamı sanatı ziyadesiyle siyasetin içinde tutuyor. Bu düşünceden hareketle devam edip bu yanılsamanın yine sanat sayesinde yıkılabileceğine inanmışlar proletaryanın zincirlerinden kurtulmasında nihai araç olacaktır sanat, Marksist görüşe göre. Sanatçının bir üretici olduğunu bu yüzden işçi sınıfıyla aynı bilince sahip olması gerektiğini düşünüp özellikle bu analojiden faydalanarak işçi sınıfının bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünmüşler.


Bireysellik ve özgürlük gibi kavramların da gelişmesiyle -yaklaşık olarak 19. Yüzyıl diyebiliriz- sanatda yeni bir kavramla tanışmış “aykırılık”. Bu kavram ideolojiler yüzyılından çıkmış bir dünya düzeni için ne kadar yabancı olsa da sanatın ve sanatçının ihtiyacı olan bir kavramdır. AmedeoModigliani, EugéneDelacroix -“Özgürlük Halka Yol Gösteriyor” adlı tabloya bakarsanız devrimci ressam tanımının oturması daha muhtemel olacaktır-veya Jacques-Louis David -“Marat’nın ölümü” adlı tablosu- gibi devrimci sayılabilecek parti mensubu ressamlar için sanatın özerkliği pek alışılmamış bir kavram olsa da buna kısa zamanda alışan büyük bir topluluk ortaya çıkmış. Fakat derinlemesine incelenirse sanata giydirilen bu apolitik örtünün altında aslında anti-politik bir amaç vardır. Burjuva sınıfının bu apolitik örtüsü altında sanatı kendi istediği surete büründürmesinden fazla bir şey yoktur aslında. Özerkleşmiş alışılmış anlamıyla toplumdan uzak günlük dertlerin farkında olmadan gelişen sanatı meşrulaştırmak için kullanılan ‘sanat için sanat’ anlayışı kapitalist çerçevede öyle güzel pazarlanmış ki aksini iddia eden insanlar marjinal sayılmıştır. Verebileceğimiz enbilinen örnek Picasso’nun Guernica tablosudur.

Picasso, Pablo: GuernicaGuernica, oil on canvasby Pablo Picasso,
1937; in theMuseoNacionalCentro de ArteReinaSofía (QueenSofíaMuseum), Madrid. 3.49 × 7.77
m.© Fine Art Images/agefotostock

Savaş karşıtı olarak bilinen bu siyasal yapıt aynı zamanda dönemin klasik geleneğine de karşı çıkmasıyla ünlüdür. Picasso’nun bu tablosuna gözlerimizi, aşağıdaki sözlerine de kulaklarımızı vermeliyiz:
“… bir sanatçının ne olduğunu sanıyorsunuz. Bir ressam gözlerinden; bir müzisyen kulaklarından; bir ozan kalbinin tellerindeki lirlerden; hatta bir boksör kaslarının gücünden başka bir şeyi olmayan bir budala mı? Tam tersi. Sanatkâr, ister acı ister tatlı isterse sıkıntılı olsun, bu dünyada olan biten şeyleri her zaman bilen ve bunlarla kendisini biçimlendiren siyasal bir varlıktır. Benim bu davranışlarım, yaşamımın, çalışmalarımın mantıksal bir sonucudur. Resim sanatı hiçbir zaman yalnız basit bir haz ve eğlence sanatı değildir. Ben renkler ve desenler yoluyla –bu silahlarımla- dünyayı ve insanları daha iyi tanımak istiyorum. Resim, apartmanları süslemek için yapılmaz …” (Picasso, 1945)


Dönemin bağlamını ele alacak olursak ikinci bir dünya savaşının ayak sesleri kapıdadır ve sadece sanat değil bütün dünya tehlike altındadır. Tam da bu noktada bir kurtarıcı edasıyla ortaya çıkan ABD, savaş sırasında ve sonrasında üstlendiği liderlik rolünü sadece siyasette değil sanat alanında ve toplumsal açıdan devam ettirerek ikinci dünya savaşı sonrası sanatın merkezi haline gelmiştir. Rusya hala toplumcu gerçekçilik çevresinde sanatı kendi emellerine alet etmek için kullanırken ABD, bu konuda tam bir özgürlükler ülkesiydi. ABD’nin üstelendiği bu güzel görev aslında düşündüğümüz kadar iyimser bir altyapıya sahip değildi. Siyasetin en önemli kavramlarından olan çıkar kelimesi bu durumda da beşeri faaliyetlerin alet olmasına sebep olmuş. Adorno ve Okulun diğer mensuplarının yaptığı derin analizler sonucu ortaya çıkan “Kültür Endüstrisi” kavramının açıklamasına göre sanat ve siyaset arasındaki sınır kaybolmakta çünkü ikisi de sermaye tarafından yönetilen kavramlar olmuştur. Sanat ve siyaset artık kitlelerin ürettiği bir şey olmaktan çok tükettiği bir şey olmaya meyletmiştir. Marksist görüşün savunduğu üst ve alt kültür kavramları önemini yitirmiş; reklam,pazarlama,teknoloji bu yitimin en büyük sebebi olarak görülmüş. Sermaye dediğimiz kavrama bakacak olursak planlanan bu kocaman yanılsamanın en büyük sebebi, özel sektörün siyasetin içerisinde bir yer bulma çabasından ibaretolmasıdır. Bu yüzden kültürü, inançları, değerleri kullanan iş dünyası pazarlama konusundaki başarısıyla gece gündüz çalışıp planladığı ‘kültürümüzü’ bize çok güzel bir tabakta sunduve hepimiz afiyetle yedik, içeceğimiz ise küreselleşme miti idi. Post-modernist sanatçılardan HansHaacke iş dünyasının her alana hakim olma çabasını sergisinde çok güzel bir şekilde eleştirmiştir. Verilecek en çarpıcı örnek liberal serbest ekonominin eleştirildiği bu eserdir. İş dünyasının büyük desteklerinin altında yatan sebebi gözler önüne sermekten geri durmamıştır Haacke.

Source:(https://www.museoreinasofia.es/en/exhibitions/hans-haacke-castles-air)

Son olarak değinmek istediğim konu ise siyasetin estetize edilmesidir. Siyaset belli mecralar tarafından planlanan insanları etkilemek için uğraşılan bir alan haline gelmesinden ötürü estetikleşmiş durumdadır. Bunun yanında siyasete yüklenen bu estetik kaygı sanatta sapmalara sebep olmuş onu üretilen sıradan bir nesne haline getirmiştir bunun sonucunda sanat güzel ile arasına mesafe koymak durumunda kalmıştır. Sanatın bu sistemden uzaklaşma hareketi bir şekilde onu yine sistemin içinde başka bir pozisyona oturtmuştur. Maalesef ne sanat dünyasında ne de sosyal yaşamda dışarısı veya marjinal diye bir kavram kalmamış hatta bunlar bile bir tür çerçeveye oturtulup kullanılmaya başlanmıştır. Küreselleşmenin yardım ettiği bu evrensel olanın lokalleşmesi durumu gün geçtikçe yaratıcı olanında evrenselleşmesine sebep oluyor bunun nedenli büyük bir kriz olduğunun farkına varmak için henüz bir şey yapabilmiş sayılmayız çünkü hepimiz aynı gözlüğü takıyoruz, hepimize aynı gözlük satılıyor.

NOT:Bu yazı ilginizi çektiyse diğer yazıya da bakmanızı şiddetle tavsiye ederiz.
http://mozartcultures.com/nietzsche-icin-sanat-ve-tragedya/

Kaynakça

https://www.museoreinasofia.es/en/exhibitions/hans-haacke-castles-air adresinden alınmıştır
Picasso. (1945). Sanat ve Siyaset.
Yılmaz, A. N. (2014). Güzel Sanatlar Hakemli Dergisi , 285-315.
Oktay, Ahmet. Sanat ve Siyaset. İstanbul: Everest Yayınları, 2004

Polen Biçer

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla