SOSYOLOJİ NEDİR?

İki insandan sosyoloji alanına doğru bir yol. Bir fincan kahvenin 40 yıl sosyolojisi olur mu? Kesinlikle olur. Ancak aşağıda açıklayacağımız sosyolojik imgelemden önce ufak bir giriş yapalım ve “ Sosyoloji Nedir? ” sorusunu incelemek için tanımdan bilime, bilimden yönteme, yöntemden kahveye doğru yol alalım.

Hepimizin duyduğu açıklama olan, sosyolojiye, “toplumbilimdir” demek aslında oldukça yüzeysel ve yetersiz bir tanımdır. Sadece bu tanım hiç süphesiz çoğunlukla toplumun zaten bilindiğini düşündürecektir ya da kısmen daha sığ düşünülmesine mahal verecektir. Oysa sosyoloji bilimini etraflıca ele almak ve kulaktan dolma değil, yöntemlerini öğrenerek ilerlemek; günlük yaşamımızda karşımıza çıkan tüm toplumsal konuları yorumlamamızı ve bellememizi, bu durumlarda daha yaratıcı fikirler üretebilmemizi çok daha mümkün kılacaktır. Ayrıca az önce belirttiğimiz ‘günlük yaşamımızda karşımıza çıkan tüm toplumsal konular’ ile ilgili spesifik bir durum gündeme geldiğinde eğer ki ‘bu bildiğimiz bir bilgi’ diyebiliyorsak; bu, tamamen sosyoloji biliminin var olması sayesindedir. Demek istenilen;

“Eğer durumu zaten biliyorsak, tam orada sosyoloji biliminin varlığını da zaten bilmeliyiz.”

Ayrıca çoğu zaman her bireyin çoğu konuda yaşadığı bir yanılgı daha vardır. Bu yanılsamanın içeriği, bildiğimizi sandığımız konuya aslında tam anlamıyla hakim olmadığımız gerçeğidir. Kişi(ler) anlık koşuşturmalarının arasında elbette bazı konulara ve kavramlara derinlemesine bir düşün gerçekleştiremez, işte bu nedenle ‘zaten bilmek’ yanılsamasına sık sık düşebiliriz.

Hangi alanda olursa olsunlar, bilimler için en kötü senaryo bilgi eksikliği olan bir yuvada büyümeye çalışmalarıdır. Şayet böyle bir yuvada hiçbir bilim layıkıyla büyüyemez ve gelişemez.

Daha önce felsefe ve psikoloji alanları üzerine yaptığımız kısa incelemeleri, bu yazıda sosyoloji için yapacağız ve sosyolojinin ne olduğuna, kapsamına ve nasıl işlediğine, ‘kısaca ama temel taşları da eksilmeden’, hep birlikte göz atmış olacağız.

Enoch Wood Perry – Talking it over – 1872 ( sosyloji )
Enoch Wood Perry – Talking it over – 1872

Öncelikle toplum dediğimiz kümenin oluşması için en az iki insanın karşılıklı bir ilişki haline girmiş olması ve kalıplaşmış ya da modelleşmiş davranış örüntülerinin olması gerekir. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz ki sosyoloji ‘insan-insan çelişkisi’¹ temelinde çalışmaktadır. Oldukça yüksek sayıda olan nüfus, sınırsız denebilecek kadar fazla ve farklı davranış örüntüleri sunacağına göre, sosyolojinin konuları da inanılmaz çeşitliliktedir. Ancak temelinde sosyoloji tüm bu davranış örüntülerini, bireyin yaşadığı olayın gerçekte ona veya topluma çok daha geniş sorunlar açabileceğini ya da çok daha farklı yönde davranış örüntülerine sebep olabileceğini görebilmesini sağlamak için inceler. Bir bağlamda ileri görüşlülük kazandırmak bile diyebiliriz. Bu açısıyla sosyoloji geçmişten metodolojik² olarak değerlendirdiği bir örüntüyü, güncel ya da gelecek bir sisteme uyarlayarak, aynı örüntünün uyarlandığı yeni sistemde topluma nasıl yansıyacağını düşünebilir, kurabilir.

‘SOSYOLOJİK İMGELEM’ NEDİR?

Pierre-Auguste Renoir - Bal du moulin de la Galette – 1876 ( sosyloji )
Pierre-Auguste Renoir – Bal du moulin de la Galette – 1876

Sosyolojide çok sık kullanılan sosyolojik imgelem C.Wright Mills’in ünlü bir söylemidir. Bir olaya sosyolojik açıdan bakmak demektir. Diğer bir deyişle olayı düşünsel olarak ele alırken sosyolog; olayın içinde olan, sıradan aktivitesini gerçekleştiren kişi olarak değil, bunlardan tamamen sıyrılarak dışarıdan, çerçeve dışından yorumlayarak işlemelidir.

Nasıl mı?

İşte şimdi o bir fincan kahvenin, bir sosyoloğun ödevi haline geldiğinde ortaya çıkan soru ve sorunlara Anthony Giddens’ın kitabından bakabiliriz:

[…Sıradan bir şeyi, bir fincan kahve içmeyi ele alalım. Hiç de ilginç görünmeyen böylesine bir davranış biçimi hakkında, sosyolojik bir bakış açısıyla söyleyecek ne bulabiliriz?….Öncelikle, kahvenin yalnızca bir içecek olmadığını söyleyebiliriz. Kahve, bizim gündelik toplumsal etkinliklerimizin bir parçası olarak simgesel bir değer taşır. Kahve içmenin törensel yönü çoğunlukla kahvenin kendisini tüketmekten çok daha önemlidir….bunlar da sosyolojik inceleme için zengin bir konu ortaya çıkarmaktadır….İkincisi, beyin üzerinde uyarıcı bir etkisi olan kafein içeren kahve, keyif verici bir maddedir. Alkol gibi kahve de toplumun kabul ettiği bir uyarıcıdır, oysa örneğin marihuana böyle kabul gören bir madde değildir. Sosyologlar niye böyle karşıtlıklar olduğuyla ilgilenirler.Üçüncüsü, bir fincan kahve içen biri, dünyanın bütününe yayılan karmaşık bir toplumsal ve ekonomik ilişkiler kümesi içerisinde yer almaktadır. Kahve, gezegenimizin en zengin ve en yoksul bölgelerindeki insanları birbirine bağlayan bir üründür: zengin ülkelerde büyük miktarlarda tüketilir, ancak esas olarak yoksul ülkelerde üretilir….Dördüncüsü, bir fincan kahveyi yudumlamak, bütün bir geçmiş toplumsal ve ekonomik gelişme süreçlerini varsayar. Şimdilerde Batı beslenme biçiminin çok bilinen diğer kalemleriyle birlikte kahve, ancak 1800’lerin sonlarından başlayarak çokça tüketilir hale gelmiştir….kahve hiçbir biçimde, Batı beslenme biçiminin ‘doğal’bir parçası değildir. Beşincisi, kahve küreselleşme, uluslararası ticaret, insan hakları ve çevrenin yok edilmesi hakkındaki çağdaş tartışmaların merkezinde yer alan bir üründür. Kahve, yaygınlaştıkça “markalaşmış” ve siyasallaşmıştır: Tüketicilerin hangi çeşit kahveyi içecekleri ve kahveyi nereden satın alacakları konusundaki seçimleri, yaşam biçimi tercihleri haline gelmiştir….”şirketleşmiş” kahve zincirleri yerine “bağımsız” kahvecileri desteklemeyi tercih edebilirler. Kahve içenler, insan hakları ve çevre konusunda sicilleri kötü olan belirli ülkelerden gelen kahveyi boykot etmeye karar verebilirler.Sosyologlar küreselleşmenin , insanların gezegenin uzak köşelerinde ortaya çıkan sorunlar hakkındaki bilinçlenmelerini nasıl artırdığını ve onları yeni ortaya çıkan bilgileri kendi yaşamlarında kullanmaya nasıl yönelttiğini anlamaya çalışırlar….]

Tıpkı bu örnek gibi sosyoloji günlük rutin dediğimiz pek çok davranışımızı, pek çok seçimimizi inceler ve örüntüler arasında bağlantılar kurar. Sosyolog kendisi tamamen dışarıdan ve metodolojik açıdan bakan kişi rolündedir.Tercihlerimizin yönünü ya da dışardan nasıl yönlendirildiğimizi araştırır. Tüm bunlar olurken gelecekte bizi nelerin bekleyebileceğini ya da aksayan bir düzen varsa nasıl tedavi edilebileceğini, örüntüleri yorumlayarak bulmaya, ön görmeye çalışır. Sosyoloji kökenimizden gelişimimize, gelişimimizden geleceğimize tüm bu desen ve düzenleri yorumlar, okur-görür ve toplumuna önerilerde bulunur.


¹Emre Kongar, kitabında şu şekilde açıklamıştır: “İnsan-doğa çelişkisi çok kısaca, insanın adeta kendisini yok etmeye çalışan doğaya karşı verdiği yaşam mücadelesi ile belirlenir. Doğa insanı yaratmıştır. İnsan ise yaratıldığı andan başlayarak, doğayı denetimi altına almaya, ona egemen olmaya çabalar. Bu çaba içinde insanı, yarınını düşünmeye başlar. Daldan toplanan yiyecek biriktirilir. İşte hemen bu noktada insan-insan çelişkisi başlar: Depo edilmiş malı olanlar ve olmayanlar. Kışı geçirmek için yiyecek depo eden karınca, günü gününe yaşayan ağustosböceği üzerinde denetim gücüne sahip olur. İnsanlararası farklılaşma, sahip olunan mal esasına göre başlamıştır artık: Yaşamın sürdürülmesi için gerekli besin maddelerine sahip olanlar olmayanlar üzerinde egemenlik kurar.”

²Yöntembilimsel. Metodolojide tüm yöntemler karşılaştırılır, eşleştirilir, değerlendirilir, geliştirilir ve yeni metodlar aranır. Böylece en iyi uygulama, en iyi şekilde yapılmaya çalışılır.

KAYNAKÇA

GIDDENS Anthony, Sociology-Sosyoloji, (Haz.:Cemal Güzel), Ayraç yay.,Ankara 2005

KONGAR Emre, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, Remzi kitabevi, İstanbul 2006

FORM William, FARIS Robert E.L., Sociology, 21 Mart 2018 tarihinde erişildi. www.britannica.com

Yazan:Gizem Gökçakan


(Image-1 Mihaly Munkacsy – Strike – 1895)

Bir cevap yazın