Stoa Ahlakının Sosyal ve Politik Çerçevede Roma Dünyasına Seyri

Yazar: Serdar Seyhan

1. Stoa’nın Sosyal Ahlaki İşlevi ve Roma Dünyasındaki Yeri

Stoa felsefesinin tarihsel bağlamda üç önemli aşaması bulunmaktadır: Zenon’un (İÖ. 334-263) 300’lerde okulunu kurmasının ardından gelen bir yüzyıllık ilk aşama, Panaetius (İÖ 185-109) ve Posidonius’un (İÖ 135-51) öne çıktığı bir yüzyıllık ikinci aşama ve “Roma Stoacılığı” olarak adlandırılan Seneca (İÖ 4- İS 65), Epictetus (İS. 55-135), Marcus Aurelius (İS 121-180) gibi isimlerin öne çıktığı son dönemdir.

Zenon’un okulunu kurduğu ve ölmüne kadar yaşadığı Atina’da düşünsel bakımından yaşanan zenginlikten bir düşüncenin çekilmek üzere olması diğer taraftan Epikür’ün düşünsel sistemi ile Zenon’un okulunun yükselişi birlikte olmuştur. Sedley, Sokratesçi felsefi hareketin ortadan kalkmaya yüz tuttuğunu bununla birlikte de Stoa temsilcilerinin “Sokratesçi” olarak anılmaktan gayet mutlu olduklarını dile getirir.

Bu sebeple Stoa düşüncesinin Sokrates etkisine girdiği de düşünülebilir. Bu durumun Stoa’nın Roma’ya olan yolcuğunda çok önemli bir rol yüklenir. Korkusuzca düşüncelerinin arkasında duruşu hatta bu düşünceleri ve ilkeleri için ölümü göze alışı, gelenekçi Romalılar Cato, Cicero gibi isimlerin etkilenmesi hususunda önemli bir dokunuş sağlamış olacaktır.

Stoa düşüncesi çerçevesinde bilgiye ulaşma çabası aynı zamanda ahlaken en iyiye ulaşma çabasıdır. Bu sebeple Stoa düşünce sistemi ahlaktan ayrıştırılmış biçimde anlaşılamaz ve Stoa ahlak odaklı bir düşünce sistemi olarak görülmelidir. Modern ahlak tanımıyla da uyuşan en iyiye ulaşma çabası, güncel tanımlarda bir sanat olarak nitelendirilir. Stoa’nın ahlak odaklı olması sadece ahlak etraflı bir düşünce sistemi oluşunu ifade etmez. Mantık ve fizik alanlarına eğilen Stoa filozofları evrenin yapısı ile ilgilenen fizik bilimini bir ağaca; insanların bu yapı içerisinde “iyiye” uygun nasıl davranacaklarını gösteren ahlakı verimli bir tarlaya; fizik ve ahlakı koruduğu için mantığı ise bir sura benzetmişlerdir.

Benzetmeden yola çıkarak oluşturulan metaforun içeriğinde doğa ürünleri, aklı ve doğayı uyum içerisinde bir düzene sokma çabası gibi görülmektedir. En iyiyi akılda arayan Stoa düşüncesi için dolayısıyla en iyinin doğada olduğu anlamı çıkmaktadır. O halde doğa içerinde gizli en iyi ancak ve ancak doğa ile bütünleşmiş bir akıl ile ortaya çıkarılabilir. Seneca doğa ve insan üzerine şunu söyler:
“Doğrusu, daima mutlu olmak, ruhsal bir sıkıntı çekmeden ömür sürmek doğanın bir yanına yabancı kalmak demektir.”

En yüce erdemlere ulaşmadaki en önemli unsur doğayı tanımaktan ve ona uyum sağlamaktan geçer. Mutluluk, ruhsal sıkıntı hepsi doğanın içerisinde kendisine bir yer edinir bunlardan kurtulmaya çalışmak doğadan kaçmaya dolayısıyla da en iyiden uzaklaşmaya çalışmaktır. Şöyle de denebilir: insanın mutluluğu, insanın doğa içerisindeki iyiyi ve kötüyü anlayabilmesinde saklıdır.

Stoa düşünce sisteminin bu tavrı Roma dünyasına kabul edilmesine oldukça etkilidir. Romalı doğa ile iç içedir. Romalı bir çiftçidir, bir askerdir fakat sadece çiftçi ya da sadece asker değildir. Doğanın içinde, doğanın “kötülükleri” yani savaşlarda bir askerken, doğanın “doğurganlığı” karşısında da bir çiftçidir. Romalı, tasarılar yapar, toprağı hazırlar, eker; fakat bunları kontrol altında tutmaya çalışmaz, doğanın akıl almayan güçlerinden sabırla yardım bekler.

Böylece bahsi geçen seçilim, dönüşüm, kabul ya da transformasyon süreçleri içerisinde Stoa Roma dünyasında seçilimin ve dönüşümün ardından kabul edilmiş ve tabiri caizse “Romalılaşmıştır.”
Bu işlem sırası içerisinde Stoa, seçilim yarışını tıpkı doğuşunda olduğu gibi Epikür’e karşı vermiştir. Hiç takipçisi olmadığı gibi bir sonuç çıkarılamayacak olsa da Epikür’ün Roma dünyasında yer edinememesi seçilim aşamasında elenmesi, varlığını kalıcı bir etkiyle sürdürememesi, yine Romalının ve Epikür’ün temel karakteristik özelliklerinin çatışmasından kaynaklanmaktadır.

Epikürçülüğün etrafında toplandığı “Atomcu Felsefe” görünmeyene hatta görünemeyecek olana odaklanmışken, pratik zekâ ürünü olan Roma/lı’nın işlevsel olarak hayatına dahil edeceği bir düşünce geliştirmemiştir. Epikür’ün mükemmel teorik aklı, Roma’nın pratik aklı karşısında “etkisiz” kalmıştır. Bu sebeple gündelik hayatın içerisinden çıkan unsurlarla Roma dünyasının karşısına çıkmış Stoa seçilimle dönüştürülmüş ve kabul edilmiştir.

Her ne kadar pratik hayata dökülemeyen bir düşünce sistemi gelişmiş olsa da atomcu düşünce de doğa felsefesinden etkilenmiştir. Fakat şöyle bir ayrımı göstermek gerekmektedir. Atomcu düşünce bölün/e/mez, yaratılmamış bir tözü ve oluşturduğu doğayı, Tanrısal yaratım yerine, kendi kendisini oluşturmuş bir “düzen” olarak görür.

Böyle bir düzen içerisinde toprağını ekmiş bir Romalının, ona ekinini alması için yardım edecek tüm unsurları ortadan kaldırması anlamına gelir ki bu pratik ve yaşamın her yerinde bulunan kutsal bakımından Roma dünyasında yer edinmesini imkansızlaştıracaktır. Epikürcü düşünce, geleneksel Roma dinlerini de karşısına almak durumunda kalmıştır ki bunu en açık bir biçimde Lucretius’ta görürüz. “Lucretius’un tutkusu dini gözden düşürmekti.” (Barrow, 2006:88) Bu düşünce sisteminin kabul edilmesini zorlaştıran bir diğer unsur da genius ile imkansızlaşır. Roma genius’u her bireyi tanrısallaştırır, kutsallaştırır. Romalı için numen, Tanrısal irade, her yerde, her şeyde bulunmaktadır. Aile ocağının ruhunda vesta, evin kilerini koruyan penat’lar, aile tanrıları olan Lares’ler Roma yaşantısının her alanına yerleşmiş bir kutsallık vardır. Doğanın her alanını çevrelemiş kutsal bir düzen içerisinde tesadüfler üzerine şekillenmiş, kendi kendisini oluşturmuş bir düşünce sistemine belli ki yer verilmemiştir. Bu sebepledir ki dine karşı açılacak bir savaşın Roma’da kabul görmesi olanaksız gibi görünmektedir.

Kaynak:

Marcus Aurellius, Düşünceler, çev. Ş. Karadeniz, Yapı Kredi Yay. 5. Basım, 2013, IV.,4.
Obbink, Dirk, “The Stoic Sage in the Cosmic City”, Topics in the Stoic Philosophy, ed. K. Ierodiakonou, Oxford University Press, 2004, 179.
Obbink,Dirk, “The Stoic Sage in the Cosmic City”,184.
Alexis Bertrand, Ahlak Felsefesi, çev. S. Zeki, Akçağ Yay., 2. Baskı, 2001,151.
Bknz. Seneca, Epistulae Morales, “on Master and Slave” trans. R. M. Gummere, Harvard University Press,
https://ryanfb.github.io/loebolus-data/L075.pdf
MÖ 5. yüzyılda yaşamış ünlü Yunan lirik ozanı Pindaros’tan alıntı; Platon tarafından,
Theatetus’ta alıntılanmıştır.
Marcus Aurellius, Düşünceler, çev. Ş. Karadeniz, Yapı Kredi Yay. 5. Basım, 2013, I,13.
Seneca, Tanrsal öngörü, çev. Ç. Dürüşken, Kabalcı Yay. 1. Basım, 1997, 63.
Semper vero esse felicem et sine morsu animi transire vitam ignorare est rerum natura alteram partem.
Reginald H. Barrow, Romalılar, çev. E. Gürol, İz Yay. 2. Baskı, 2006, 1.
Reginald H. Barrow, a.g.e, 1.
Reginald H. Barrow, Romalılar, çev. E. Gürol, İz Yay. 2. Baskı, 2006, 9.

Bir cevap yazın