Süper İyi Günler

Zihinsel ve bedensel engelliler üzerine çalışmalar yapan Mark Haddon’ın yazdığı ‘’Süper İyi Günler’’ adlı roman Christopher Boone isimli özel bir çocuğun hikayesini konu alıyor. Haddon’un bu kitabı İngiltere’de yayınlandığı günden beri satış rekorları kırıyor, 15 farklı dile çevrilerek 32 ayrı ülkede yayınlanıyor ve aynı zamanda 8 yıldır Londra’da sahneleniyor. Nedim Saban tarafından Türkçeye kazandırılan ve yönetilen bu oyunu böylece biz de izleme ve Christopher’ı tanıma şansı elde ediyoruz.

süper iyi günler tiyatro nedim saban ile ilgili görsel sonucu


Türkiye’de ilk defa denenen High-Tech teknoloji ve animasyon kullanımımları ile başarıyla sahnelenen bu oyunun başrollerini genç ve başarılı oyuncu Emir Özden, ile Ayça Erturan, Korel Cezayirli, Didem İnselel ve Celile Toyon paylaşıyor. Oyunun müzikleri ise Son Feci Bisiklet’e ait. Tufan Dağtekin’in on ay süren görsel tasarımı ve Türkiye’nin en başarılı dekor-ışık tasarımcılarından biri olan Kerem Çetinel’in de katkılarıyla, koreografi ile teknolojinin birleştiği üç boyutlu animasyonlar oluşturuluyor. Animasyonlar, tamamı 80 metrekare LED ekranlardan oluşan özel dekorlu sahnede gösteriliyor. Uzun bir ön araştırma dönemi, Tohum Otizm Vakfı’na yapılan ziyaretler, çeviri aşamasında Asperger sendromlu Mesut Uygun’un esin kaynağı olması ve otizmli bireylerle çalışıldıktan sonra, büyük bir emek ve başarılı bir oyun ortaya konuyor. ‘’Süper İyi Günler’’ Tohum Otizm Vakfı iş birliği ile farkındalık projesi olarak hayata geçiriliyor.

Ä°lgili resim

Christopher, otistik ve üst düzey bir hatırlama, matematik yeteneklerine sahip olan özel bir çocuk. Christopher, bütün ülkeleri, onların başkentlerini ve 7.507’ye kadar bütün asal sayıları sayabiliyor. Zekası ile bizi büyülüyor. Onun için düzen çok önemli bu yüzden günleri bile ikiye ayırıyor, “iyi günler” ve “kara günler” olarak ikiye ayırıyor. Kırmızı rengini çok seviyor ve bu yüzden kırmızı araba görmenin anlamı iyi gün demek onun için. Böylece rahatlıyor ve kendisini güvende hissediyor. Öyle ki arka arkaya beş adet kırmızı araba görürse o gün “Süper İyi Bir Gün” olur. ‘’Evrende her şeyin bir düzeni var. Peş peşe araba sollarsan trafik var demektir, peş peşe kırmızı araba sollarsan düzen var demektir. Evrenin düzeni açıklanabilir ve insan güzel bir gün geçireceğini böyle anlar.’’ der Christopher ve
cinayeti çözeceği gün olduğunu düşünür. Kendine güvenli bir yol çizmek istediğinde ise yine kırmızı renkte bir yol çiziyor ve biz Christopher’ın aklında çizdiği bu yolu LED ekranlarda görebiliyoruz ya da geçen arabaları, yaptığı hesaplamaları… Bu yüzden teknolojinin kullanılmasıyla beraber izleyiciye çok farklı bir sahne tasarımı ve deneyimi sunuluyor.

süper iyi günler tiyatro nedim saban ile ilgili görsel sonucu

Özellikle tüm hikâyeyi Christopher’ın kendi ağzından ve kendi cümleleriyle dinlememiz, aslında onun dil ile olan ilişkisine de tanık olmamızı sağlıyor. Metaforları sevmiyor ve insanları karışık bulmasının
bir nedeni de aslında metafor kullanmaları çünkü metaforlar gerçeği yansıtmıyor. O esnada Christopher’ın iç sesi de canlandırılıyor ve biz bu metaforları duyuyoruz. Christopher bu yüzden asal sayılara sığınıyor, asal sayılar yalan söylemiyor. Sayılara güveniyor çünkü ‘’Hata yapsa da sayılar insanlar gibi değiller ve bazı hataları kabul edebilirler. Sevgi de asal sayı gibi. Bölünemiyor, sadece çarpılıyor.’’


Belki de şimdiye kadar hiç düşünmediğimiz teoriler ortaya atıyor ve gerçekten algımızı başka bir boyuta çekiyor, işte tam da bu süreçte Christopher’ın zengin dünyasının içine girmiş oluyoruz. Onun duygu ve düşünce dünyasında yolculuğa çıkıyoruz ve yeri geliyor Christopher’la beraber esrarengiz bir cinayeti çözmeye çalışıyoruz, yeri geliyor onunla üzülüyoruz, merak ediyoruz hatta telaşa kapılıyoruz. Christopher’ın gözünden hayata bakmamızı sağlayan ve anlaşılması çok güç ama bir o kadar da anlaşılması önemli olan bu konuda, sahneye koyulan oyunun otizmli bir bireyi anlamamızı nasıl kolaylaştırdığını görüyoruz. Bu noktada biz de farkındalık kazanıyor ve Christopher gibi çocukların ve ailelerinin durumunun güçlüğünü anlıyoruz. Onlara karşı toplumsal engelleri kaldırmayı amaçlamamızın ne kadar önemli ve ciddi olduğunu görüyoruz. Toplumsal dışlanma ve ötekileştirilmenin, daha da her şeyi yokuşa sürdüğünü ve empati yoksunluğunun yol açtığı zorlukları direkt olarak oyun boyunca biz de yaşıyoruz.


Christopher’a özel sınıf açılmasını babası talep ettiğinde, okul müdürü bunu yapmamak için elinden geleni yapıyor ve en sonunda özel sınıf açıldığında gelecek yıl bunun tekrar yapılmasının mümkün olmadığını söylüyor. Christopher’ın üniversiteye gitmek için matematik sınavına girmesi gerekiyor ve eğer bu sınavı kaçırırsa tekrar yapılmasının mümkün olmadığını ve aynı zamanda eğer bu sınavda başarısız olursa bir daha özel sınıfa devam etmesinin de imkânsız olduğunu söylüyor. Oyunun aktarılışının ve başarılı oyunculukların da etkisiyle, Christopher sınava girene kadar bizim de yüreğimiz sıkışıyor ve sınavdayken en az onun kadar heyecanlanıyoruz.


Kapsamlı bir eğitime ulaşmanın zorluğu oyunda altı çizilen noktalardan biri oluyor, oysa eğitim otizmli bir çocuğun hayatını kökten değiştirebilir. Böylece çevreye, okula ve aileye daha iyi uyum sağlayabilir, daha bağımsız yaşama becerileri kazanır. Aynı zamanda bu kazanımlar sadece çocuklar için değil, tüm aile bireyleri için faydalı olur ve hayat kaliteleri artar. Tüm oyun boyunca Christopher çevresinde olup bitenleri nasıl algıladıysa ve bunlardan nasıl etkilendiyse, biz de aynılarını hissedebilme şansı bulduk ve alışılagelmişin dışına çıkabildik. Özellikle Christopher’ın dediği bu iki cümleyi içselleştirebiliyoruz:


‘’ Caddelerin ışıkları ve araba farları ve evlerin bacalarının sesleri yıldızların işlerini bozuyor. Yeryüzü dağınık ve gökyüzünü dağıtıyor. Ben yeryüzüne bakmayı sevmem, yeryüzünde sadece karışıklık var, sonbaharda düşen yalnız yapraklar var. Ama gökyüzünde her şey düzenlidir. Yıldızlar birbirlerinden uzaktırlar ve yalnız değildirler çünkü bazen ölmüştürler veya meteorlar onları yok etmiştir. Bazı yıldızlar hayata büyük başlar ve çok küçülürler. Bu da demektir ki, insanların korkuları da küçülebilir.’’


‘’ Dar bir alanda yaşayabilirim çünkü dar alanları severim. Dar alanlarda yalnız başıma kalınca kendimi daha güvende hissederim. Dünya kalabalıktır, geniştir ama güvenli değildir. Bazen yalnız kalmak istediğimde çamaşır kurutma makinesine giriyorum. Ve orada saatlerce düşüncelere dalıyorum. Orada sakin olabiliyorum.’’

Dokunulmasından, sarılmaktan, kalabalıktan, yalan söylemekten ve söylenmesinden inanılmaz rahatsızlık duyan ve matematik, fizik konularında inanılmaz yeteneği olan Christopher’ın kendi üstünü değiştiremediği durumlarda annesinin dokunmak zorunda kaldığı için çekinerek ve dikkatle üstünü değiştirirken hissettiklerini ya da unutup ona sarıldığında ve Christopher rahatsız olduğunda hissettiklerini görmemiz, aileler ile de empati kurmamızı sağlıyor. Günlük hayata dahil olan ve otizmli çocuklar ile ailelerinin hayatını zorlaştıran ufak detaylar bile aslında ne kadar önemli ve etkili bunu görüyoruz. Otizme karşı önyargıları kırmak, empati kurmak ve anlamak için herkesin izlemesi gereken bir oyun böylece karşımızda duruyor.

Biz bambaşka bir dünya keşfettik ve Nedim Saban’ın da öngördüğü gibi ‘’Neden benim de Christopher Boone gibi bir arkadaşım yok?” düşüncesiyle çıktık.

Nedim Saban’a daveti için ve bize bu deneyimi, farkındalığı yaşama şansı tanıdığı için Mozartcultures olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ece Özcan

Bir cevap yazın

Araç çubuğuna atla