Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık

‘‘Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık’’ Kitabı Temelinde Wallerstein’ın Tarihsel Kapitalizm Kavramsallaştırması 

Çağdaş Sosyoloji Teorileri bağlamında önemli isimlerden biri, Immanuel Wallerstein’dir. Seçilen kitabın yazarı Wallerstein, kimdir diye baktığımızda: Wallerstein, XX. yüzyılda Amerika’da doğmuş, Yahudi kökenli bir entelektüeldir. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden bir ailede büyümüştür. Wallerstein, Yahudi kökenli olması nedeniyle II. Dünya Savaşı döneminde sıkıntılar yaşayan, Amerika tarihi için önemli olan Modernleşme Kuramlarına ve  Bağımsızlık Hareketlerine  şahit olan bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır.  İyi derecede Fransızca bilgisi ile Kıta Avrupası ile Amerika sosyolojisini bütüncül değerlendirebilen bir isimdir. Bredeul ve Annales Okulu ile olan bağlantıları, Wallerstein ve sosyoloji anlayışı için zenginleştirici unsurlardandır. Wallerstein’in sosyolojiyi tarihsel bağlamda ele alması onu önemli hale getiren özelliklerinden biridir. Temellendirmek istediği kavramları, tarihsel olarak ele alan bir isimdir. Bu bağlamda iyi bir örnek olarak, 1950’lerden sonra yavaş yavaş güçten düşen Amerika’yı tarihte anlamlı bir yere yerleştirerek feodalitenin içinden geçtiği krizleri kutsar. Çünkü Wallerstein’e göre yaşanan krizler, yeni sisteme ihtiyacı doğurur: sonsuz sermaye biriktirme merkezli bir sistem. Bu sistemin adı  ise Kapitalizm’dir. Kapitalist Dünyanın temelleri Wallerstein’e göre XVI. yy’a kadar dayanmaktadır. Bu bağlamda ülkeleri ekonomik temelli olarak tasnifleyen bir yapıdan söz eder. Bu yapının kavramsallaştırması: Merkez Ülke, Çevre Ülke ve Yarı Çevre Ülke şeklindedir. Merkez ülke, mevcut iktisadi yapı içinde sermaye birikiminden en çok yararlanan ülkedir. Çevre Ülke, merkezin ihtiyaçlarına göre hareket eden ülke yani daha edilgen olandır. Yarı Çevre Ülkeler ise daha ara form ülkeler olarak karşılık bulmaktadır. Farklı yaptırımlar veya projelerle nerde ne yetişeceğine Merkez Ülkeler karar vermektedir. Sistemin ihtiyaçları temele alınmaktadır bu sistemde. Wallerstein’e göre Modern Dünya Sistemi, kendini yeniden ayağa kaldırmaya çalışan bir iktisadi hamledir. Fakat kriz içindedir. Çünkü sistem içindeki herhangi bir aksaklık, tüm sistemi etkilemektedir. Sonsuz sermaye isteği, farklı bedellerle karşımıza çıkmaktadır.

Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık adlı eseriyle Wallerstein, dünya tarihi konusunda hazırladığı çalışmasında, sosyal sistemi yani toplumu; ekonomik olarak, tarihsel olarak ve sosyolojik olarak dönüşüm içinde ele almaktadır. Burada dönüşüm kavramı önemlidir zira XIX. yüzyıldan gelen ilerlemeci ve evrimsel anlayışın hala sürdüğünü göstermektedir. Wallerstein, kapitalizmi ‘tarihsel toplumsal bir sistem’ olarak ifade etmektedir. Bu bağlamda, bugünün perspektifinden değerlendirme yapılabilmesi için Wallerstein, o an var olan gerçeklikle ilgilenmektedir. Bu bakış açısı, postmodern paradigmanın düşüncesiyle paralellik gösteren bir düşüncededir. İncelenecek toplumu, akış içinde ve o ana ait özellikleriyle inceleme taraftarıdır. 

Kapitalizm, kapital kelimesinden gelmektedir. Yani temeli ‘‘sermaye’’ dir. Kapitalist sistemin temel mottosu: ‘‘çok sermaye, az maaliyet’’ tir. Fakat tarihsel kapitalizm derken daha farklı bir nokta söz konusudur; burada sermayenin kendini büyütmesinden bahsedilmektedir. Bu sistemde sermayeyi elde tutmak ve daha çok sermaye kazanmak, diğerleri ile iletişime geçilerek sağlanabilecektir. Bu durum, akıllara yine Durkeim’ın iş birliği kavramsallaştırmasını getirmektedir ki birazdan daha ayrıntılı olarak bu kavramsallaştırma incelenecektir.

Tarihsel kapitalizm sistemi ile birlikte, eski zamanlardan beri gelen takas sistemleri devre dışı kalmış onlar yerine üretim, yatırım süreçleri ve bunların doğal sonucu olarak ‘‘sermaye biriktirme istekleri’’ ortaya çıkmıştır. Süreç, kendine dönük bir süreç olmakla birlikte her şeyin metalaştığı bir düzleme doğru ilerlemektedir. Metalaşan sosyal süreçlerin ardından maaliyet düşürme ve sermaye biriktirme serüveninde, sistemde farklı çelişkiler görülmeye başlanmıştır: süreçte herkesin maaliyeti düşürüldüğünde, bazı grupların diğerlerinden daha zengin olma durumları ortaya çıkmıştır.  Tüm insanların ulaşmak istediği bir gaye halini alan bu durum, birikimlere dair daha akılcı niyetlerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Rekabetin arttıran bu durumla birlikte kaçınılmaz olasılıklardan biri olan iflas, kapitalist sistemin acımasız bir temizlik şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum örnekleri rekabet, pazar arayışları, sermaye biriktirmeleri ile karşımıza çıkmaktadır. Sistemin içinde metaya duyulan ihtiyaç, sermaye birikimleri ile ortaya konulmaktadır ve bu ihtiyaç giderek artmaktadır. Sınırsız sermaye, geliştirilen farklı birikim politikalarını beraberinde getirmiş, kazanç için işletmelerin, kişilerin aralarında rekabeti arttırmıştır. Politika, zaman zaman açmazlara karşı ve açmazlarla vurulan bir yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Politika ile kapitalizm ilişkisi, iktidar ilişkilerine dayalı olarak kendi çıkarlarını gözeterek toplumsal süreçlerin yönlendirilmesini içeren bir haldedir. Devletlerin bu toplumsallaşma süreçlerine örnek olarak ‘’vergilendirme” örnek gösterilebilir. Düzeni sağlamak için ise silahlanmayı tek elde tutarak, kendi otorite biçimlerini kurarak -örneğin polislerle kurulan ilişkiler-  devletler, erk olarak toplumlar üzerinde farklı mekanizmalar kurmaktadır. 

Modern Dünya’ya dair söylenmesi gereken bir diğer noktaysa, insanların daima ilerlemenin olacağına inanmalarıdır. Herkes; liberaller, muhafazakarlar, Marksist gruplar, hepsi ilerleme merkezli bir hayat tasarımına sahiptir. Burada çelişki var gibi algılanabilir fakat en az liberaller kadar ilerleme fikri, Marksistlerin de benimsediği bir fikirdir. Bu bağlamda Wallerstein için de Marksist evrimci bir yapının söz konusu oluğunu söylemek gerekir. Şöyle ki tarihsel bir sistem olarak Kapitalizm, dönüştürdüğü sistemler ve yıktığı yapılarla bu yolda ilerleme gösteren unsurlardandır. Fakat zaman içerisinde sistemin kendini üretim ve sonsuz sermaye gayesine kaptırmasıyla Tarihsel kapitalizm, insan enerjisi ile sağlanan her girdiyi bir ürüne dönüştüren bir sistem haline gelmiştir. Wallerstein ve zamandaşlarına göre, eski sistemlerde, insanların bu kadar bolluk içinde olduğu söylenemez. Günümüz insanlığı ürün anlamında bolluk içindedir. Fakat insanlar, çalıştığında kazandığı pek çok ürünle birlikte, günümüzde hayatlarında pek çok da dezavantaja sahip olmaktadır. Wallerstein, burda rahat maddi şartların insandaki yabancılaşma, toplum dışı kalma hislerine ve artan ruhsal problemlere dikkat çekmektedir. Modernlik çerçevesinde sunulan reçeteler, insanın başka başka reçetelere ihtiyaç duyar hale gelmesine neden olmaktadır. Kapitalist anlayış, toplumun her türlü sosyalleşme anlayışını da kökten değiştiren bir sistem olarak görülmektedir. Eski toplumlarda görülen salgınlar, yırtıcı hayvanlar gibi ölümcül durumlar, ‘‘modern dünya’’da gelişen teknolojiyle ile yok olmuş sayılabilir. Fakat burda, daima üretim gücüne katkı sağlayacak şekilde sağlıklı, hata ve arıza payı olmayan ve hatta olamayan insanların arzulandığı bir sistemden bahsedilmektedir. İnsanın insan olmaktan öte anlamlar taşıdığı bir sistem; üreten-tüketen taraflar olduğu, makineleştiği, toplumsal ilişkilerin fayda üzerinden kurulduğu bir sistem. Adeta bir makine gibi daima işlemek zorunda kalan, küçük hataların bile kabul edilemediği, direkt olarak ötekileştirilip insanların en iyi ihtimalle işten kovulduğu, toplum içinde bambaşka açmazların ortaya çıktığı bir sistemden bahsedilmektedir. İyi bir somutlama örneği olarak, Modern Times filminde Charlie Chaplin’in akan mekanizma içinde bir vidayı sıkamadığı için başına gelenlerle görüldüğü gibi toplum, üretim-tüketim sarmalında bambaşka bir hal almıştır. İşte tam da buna ‘‘modern toplum’’ denilmektedir. 

Wallerstein, Modern Dünya Sistemi’nin köklerini XVI. Yüzyıl itibariyle başlatarak XX. Yüzyıl boyunca da bu kavramı tanımlar. Bu sisteme göre dünya devletleri, ekonomik temelli olacak şekilde Merkez Devletler, Çevre Devletler ve Yarı Çevre Devletler olacak şekilde tasnif edilebilir demiştik. Bu tasnifleme, hem devletlerin birbirinden ayrışmasını hem de ortak bir ekonomik güdü etrafında iş birliği yapmalarını sağlamaktadır. Burada ‘‘iş birliği’’ önemli bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Durkeim’in kavramsallaştırmasında da iş birliği önemlidir. Durkeim’ın bahsettiği iş birliği, artık toplumun bambaşka bir form kazanmasıdır. Evet, hala toplum düzeni iş birliği üzerinden işler fakat Durkeim’ın ifade ettiği gibi iş birliği, bireyin özgürleşmesini değil, o sisteme daha da bağlı kalmasına neden olmaktadır. Eski dönemlerde belki bir kişinin kendi işlerini kendisi hallederek diğer insanlara daha az bağımlı olduğu zamanlar olabilir. Fakat Modern Dünya buna pek izin vermemektedir. İnsanları bir sistem içinde tutmaya çalışmaktadır. 

Kapitalist Uygarlık’ın ürettiği modern toplumların; sağlık hizmetleri, erişilebilir teknoloji konularında bireysel yaşamlarının kalitesinin arttırdığını söylenebilir. Fakat kaynak paylaşımı ve ona ulaşılabilirliğe dair eşitsizlik içeren bir paylaşım söz konusudur. Mesela klasik bir örnek olarak Afrika ülkeleri, var olan kaynakları hakkında söz sahibi değildir. Bu durum, çevre ülke sınıfında olması ile mi ilişkidir? Peki Afrikayı çevre ülke konumuna sokan kimdir, ülkenin kendisi mi? Bilinen şu ki modern dünyanın vadettiği şeylere nüfusun sadece 1/7’si ulaşabilmektedir. Peki geri kalan nüfus, modern dünyanın artıkları ile yaşamaya devam edebilecek midir? Bu konuda Ulrich Beck’in ‘’Risk Toplumu’’ kavramsallaştırmasına dönmek yararlı olabilir. Ortada erişilmesi gereken bir kaliteli yaşam varsa herkes payına düşeni almalıdır çünkü merkez ülkelerin düşündüğünün aksine; çevre ülkelere daha hoyrat davranıldığında bu bir boomerang gibidir. Ne ekersen onu biçersin şeklinde, bir şekilde zararı merkez ülkeleri bulmaktadır, bulacaktır. Aynı şekilde evrenin bu adaletine gerek kalmaksızın kaynak paylaşımında da ülkelerin bunu kendi uzlaşıları ile sağlaması pek mümkün ne yazık ki görülmemektedir. Sistem, şimdiki hali ile daha da farklı açmazlara gebe görünmektedir. Peki sistem Wallerstein’in ifade ettiği gibi kriz halindeyse sistemin devamı nasıl üretilmektedir? Burada Kapitalist Dünya Ekonominin sağlayacılarından önemli bir kurum olarak karşımıza, yaygın eğitim kurumları çıkmaktadır. Eğitim kurumları, sistemin kendisini yeniden ve yeniden üretmesini sağlayan, Mills’in ifadesiyle insanların Sosyolojik İmgelem kazanarak içinde bulundukları durumu sorgulamalarını engelleyen bir sistemdir. Adeta sonsuz bir kısır döngü şeklimde, sistem kendi kendini üreten bir makinedir.

Wallerstein’e göre Kapitalist Uygarlık artık sonbaharındadır. Sistem açmazlarıyla birlikte, sonsuz sermaye birikimi isteğini daha ne kadar sağlayacak göreceğiz. Çünkü sermaye birikimini maksimuma çıkarabilmek tekelleşmeyi getirir, fakat iktisadi olarak sonsuz tekelleşme de mümkün değildir çünkü rekabeti besleyen bu sistem, her zaman birinin diğerinin önüne geçeceği bir şekilde devinim içindedir. Büyük şirketlerin üretilmesi ve pazara her geçen gün yeni ürünlerin, aynı büyük şirket altındaki farklı markalarla sunulması rekabetin ne türden bir açmaz içinde sürdürüldüğünü göstermektedir. Ayrıca ayakta kalabilmek adına sürekli olarak ekonomik sistemin ödüllendirdiği siyasal erkler, sistemi açmaza sürükleyen diğer bir noktadır. Demokrasi iddiaları olsa da sistem farklı işlemektedir. Siyasal düzlem, daima monarşik tarzda bir siyasal anlayışı destekleyemez çünkü  modern sistemin sunduğu en önemli şeylerden biri demokrasidir. Bu sebeple kendini revize ederek değişen siyasal erki destelemek de sistemin kendi kısır döngülerinden görünebilir. Sonuç olarak sistem, kendini daima yenilemek zorunda kalmaktadır. 

Özetle bakılacak olursa Kapitalist Dünya Sistemi; 1968 hareketleriyle patlak veren, sosyalizmin çöküşüyle devam eden şekilde sistem, kuşkusuz yeni huzursuzluklara da gebe olabilir. Wallerstein’in ifade ettiği şekliyle sistem, sonbaharını yaşamaktadır. Günümüzde bilimle desteklenen, demokrasi ideali ile ülkelere örneklendirilen, eğitim sistemleriyle globalleşen dünyada herkesin zihnine yer edinen bir sistem haline gelen kapitalist ekonomi, insanların vazgeçemediği arabası, terk edemediği kıyafetleri ve mücevherleri ile kendi keyif sürerken diğerlerine ne olduğuyla pek de ilgilenmeyen insanları doğurmuş ve doğurmaya devam etmektedir.

Esra Yılmaz

Kaynakça

Elmas, F. (2012). Modern dünya sistemi analizi ve dış ticaret. Ekonomik Yaklaşım. 23, (issue Special), 133-160.

Şimşek, M. Ş., Akgemici, T. ve Çelik, A., Fettahlıoğlu, T. (Mayıs 2006). Örgütlerde yabancılaşmanın yönetimi araştırması. 14. Ulusal Yönetim ve Organizasyon Kongresi’nde Sunulan Bildiri. Atatürk Üniversitesi İİBF, Erzurum.

Wallerstein, I. (1983), Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık ( 6. baskı). (N. Alpay, Çev.),. İstanbul: Metis Yayınevi (2016).

 

Bir cevap yazın