Site Loader

Bir akşam, işinizden evinize dönerken, arabanızı otoparkta park edip yürümeye başladınız. Evinize yaklaşırken birden karşınıza havlayarak hızla size doğru koşan bir köpek çıktı ve hemen kaçmaya başladınız. Evinize girdiğinizde aynaya baktınız ve yüzünüzün rengi bembeyazdı, kalp ritminiz artmıştı, nefes alıp vermeniz sıklaşmıştı, titriyor ve terliyordunuz. Peki tüm bu fizyolojik belirtiler, korktuğunuz için mi ortaya çıkmıştı?

1884 ve 1887 yıllarında, Amerika’lı bir psikolog olan William James ve Danimarka’lı bir fizyolog olan Carl Lange, birbirlerinden bağımsız olarak duygularla ilgili benzer açıklamalar yaptılar. Daha sonra James-Lange Kuramı olarak adlandırılacak olan bu açıklamalar temel olarak duygu oluşturan durumların bir dizi fizyolojik tepki ortaya çıkardığını öne sürer. Bu kurama göre titreme, kalp ritminin artması, terleme, artan solunum düzeni, gerilme vb. fizyolojik tepkilerin oluştuğu organlardan duyusal geri bildirim alan beyin, ortaya duyguyu çıkarır. Yani kuramcılarımız etkileşim içinde bulunduğumuz durumla ilgili olarak ilk önce kaslarımızın tepki verdiğini, daha sonra beynin bu tepkileri duyguya dönüştürdüğünü, köpekten korktuğumuz için kaçmadığımızı, kaçtığımız için korktuğumuzu iddia eder. Bu ilk bakışta oldukça saçma görünen bir iddiadır çünkü bizler kendi deneyimlerimizden yola çıkarak duyguların neticesinde fizyolojik tepkiler verdiğimizi deneyimlemişizdir hep. Çok kızdığımız için aslında yumruklarımızı sıkmışızdır veya çok üzüldüğümüz için ağlamışızdır. Peki bir hikaye okurken birden gözlerinizin yaşardığını ve oldukça üzgün olduğunuzu hiç fark ettiniz mi? Ya da ilk o güzel kadın veya yakışıklı erkek ile ilk kez göz göze geldiğinizde kalbinizin ritmi birden değişti de sonra ne oldu bana diye düşündünüz mü? Peki olası köpek senaryosunu deneyimlediyseniz, köpeği gördüğünüz ilk anda mı daha çok korkmuştunuz yoksa kaçarken mi? Tabii ki hiç birimiz bu sorulara kesin olarak cevap veremeyeceğiz, James ve Lange yaşasaydı eğer onlar dahi nörolojinin şu an faydalandığı bir çok görüntüleme ve tanılama sistemlerine rağmen kesin bir cevap veremeyeceklerdi. Çünkü bu kuram duyguların oluşumunu değil, hissedilmesini açıklamaya çalışmaktadır ve bu da deneysel olarak kanıtlanması oldukça zor bir durumdur. Bu sebeple bu kuram, daha çok vaka çalışmalarında anekdotlara dayalı olarak kanıtlanmaya çalışılmıştır ancak yine de çok az test edilebilir vaka ile karşılaşıldığından hiç bir zaman kesin olarak kanıtlandığı iddia edilememiştir. 1996 yılında yapılan bir çalışmada, omurilik hasarı olan insanlarla yapılan yüz yüze görüşmeler yapılmış ve hastalara duyguların derinliğinde paralizi öncesi ve sonrası değişimleri anlamlandırmalarına yarayacak sorular yöneltilmiştir. Hastalardan birisi sorulan bu sorulardan birisine şu cevabı vermiştir:

“Oturuyorum ve kafamda bir çok şey kuruyorum, ancak düşüncenin gücü o kadar da fazla olmuyor. Birgün evdeki yatakta yalnızdım ve sigarayı uzanamayacağım bir yere düşürdüm. Nihayet ulaştım ve söndürdüm. Orada yanabilirdim ancak komik olan bu konu hakkında şoke olmadım. Tahmin edebileceğiniz kadar korku hissetmedim.”

Burada doğal olarak bir soru akla gelecekti ve geldi de: Kuadripleji gibi vücudun büyük kısımlarını tutan felçlerde, yukarıda saydığımız bir kısım fizyolojik tepki görülmediği için duygular da hissedilmiyor mu? İşte bu sorudan yola çıkan Harvard Üniversitesi psikologlarından Walter Cannon ve öğrencisi Philip Bard, hissetmek için fiziksel tepkiye ihtiyaç olmayacağını, bu tepkiler olmaksızın da o hissin meydana geleceğini ve duygu ile tepkinin eş zamanlı olarak ortaya çıkacağını, duygusal ifadenin hipotalamik yapı fonksiyonlarının, hislerin ise dorsal talamusun uyarılmasının sonucu olduğunu söyleyerek James-Lange’ teorisine nörobiyolojik bir yaklaşım getirerek karşı çıktı. Yani Cannon, yazımızın başında oluşturduğumuz senaryoda köpekten kaçtığımız için korktuğumuzu reddederek, fiziksel ve duygusal tepkinin aynı anda ortaya çıktığını iddia etti. Cannon, bu iddiasını desteklemek için diğer bir çok çalışmasında yaptığı gibi yine köpekler üzerinde oldukça tepki çeken ve onlarca köpeğin felç bırakılmasıyla sonuçlanan çalışmalar yaptıktan ve bu çalışmalarını yayınladıktan sonra dahi teorisini kanıtlayamadı.

Son olarak ortaya çıkan Schacter-Singer teorisi ise, hem James-Lange hem de Cannon-Bold’un teorilerinin bazı unsurlarını bir araya getirerek, fizyolojik tepkinin ilk önce ortaya çıktığını ancak bu tepkilerin sadece bir hisse özel olmadığını, mesela korktuğunuzda kalp ritminizin hızlanmasının sadece korkuya yönelik olmadığını, sinirlendiğimizde veya birinden çok hoşlandığımızda da bu fiziksel tepkinin görülebileceğini yani fiziksel tepkilerin aslında bilişsel olarak etiketlendiğini ve bu etiketin ilişkilendirildiği durumlarda ortaya çıktığını iddia ediyor. Henüz bu üç teori de ispatlanabilmekten oldukça uzak. Duygusal tepkilerin de fiziksel tepkiler gibi nörolojik kökenleri oldukça karışık ve duygunun hissedilmesinde rol alan mekanizma aslında biraz da kişiye özel. Yani bir başkasının çok yoğun duygusal tepki verdiği durum, sizde aynı tepkiyi doğurmuyor olabilir ve bu durumu nörolojik olarak açıklamak oldukça zor. Elbette ki değişen ve gelişen görüntüleme ve test etme teknolojileri ile birlikte duygularımızı ve tepkilerimizi daha iyi anlayabileceğimiz günlere doğru gidiyoruz ancak siz yine de size saldırma ihtimali gösteren bir köpek gördüğünüzde, bu teorilerin hiç birisini düşünmeden kaçın.

Nazım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı

KAYNAKÇA:

  1. James, W. What is emotion? Mind, 1884, 9, 188-205

2. https://en.wikipedia.org/wiki/Walter_Bradford_Cannon Erişim Tarihi:23.05.2019-00:31

3. Hugdahl, K. The three systems model of fear and emotion,A critical examination Behaviour Research and Therapy, 1981, 19, 75-85.

4.Hohman, G.W. Some effects of spinal kord lesions on experienced  emotional feelings. Psychophysiology, 1966, 3, 143-156

Mehtap

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla