Trajedinin bestecisi: Gustav Mahler

Sessizliğe ağır bir taş gibi düşen derin karamsarlık, ani bir celallenmeyle patlayan kaos ve arada sırada kendini gösteren naif hüzün. Ve tüm bunlara rağmen orkestranın arasında muzır bir çocuk gibi dolaşan tınılar… Bernstein, Mahler’in müziğini en iyi anlayabilecek olanların genç insanların – ben genç hissedebilenleri de dâhil etmek istiyorum- olduğunu söyler. Bunun sebebi onun içinde birçok sesin savaştığı ruhunun, saldırgan ama Murathan Mungan’ın dediği gibi bu saldırganlığı kırılganlığından gelen bir çocuk gibi olan ruhlardan olmasıdır belki de. ”Mahler hüzünlendiğinde bir çocuk gibi hüzünlenir, mutlu olduğundaysa yine bir çocuk gibi. Onun duyguları saf ve masumdur. O yarı adam yarı çocuktur.” diyor Leonard Bernstein 1960’da dünyanın en prestijli konser salonlarından biri olan New York’daki Carnegie Hall’da verdiği konserde. Ve bu inanılmaz bestecinin sahip olduğu iç savaşlarından üç tanesinden bahsederek devam ediyor. İlk savaş; besteci ve şef arasında, diğer savaş; mutlu, genç bir doğasever ile işkence görerek büyümüş trajik biri arasında, son savaş ise zeki bir yetişkin ile masum bir çocuk arasında geçer. Mahler’in müziğini dilediğinizde -ki bence bir bestecinin müziğini dinlemek onu yanı başınızda size bir şeyler anlatırken dinlemek ile eşdeğerdir çoğu zaman ya da belki de bir yanılsamadır bu emin değilim- o yarı çocuk ruhlu pesimist adamın içinde dönen bu gürültücü savaşların yarattığı mahşerin sesini duyabilirsiniz.

Mahler’in ruhundan ve ruhunun yansıdığı müziğinden bahsettik ama Mahler’i Mahler yapan şeylerden söz etmedik. Biraz bahsetmek gerekirse, Gustav Mahler 20.yüzyıl başına dek yaşamış Bohemyalı bir adam, bir geç romantizm-modernizm dönemi bestecisi. Çocuk ölümü şarkıları besteledikten 3 yıl sonra kızı ölen bir baba. Bukowski’nin en sevdiği müzisyenlerden biri. Budapeşte, Hamburg ve Viyana operalarındaki çalışmaları onu çağının en büyük orkestra yöneticilerinden biri olarak tanıtmıştır. ‘Yaz bestecisi’ olarak anılmasının nedeni kış aylarında maestroluk yaptığından eserlerini yaz aylarında bestelediğindendir. En bilinen eserleri çoğu müthiş uzunlukta olan görkemli on senfonisidir. Naziler Mahler’in eserlerinin dinlenilmesini yasaklamıştır. Ve hayatının en mühim anlarındandır belki de; 41 yaşındaki Bohemyalı Gustav bir gün Viyana’da bir arkadaşının verdiği yemekte 22 yaşında güzel ve akıllı genç bir kadın ile tanışır. Bu genç kadın beşinci senfonisinin 4. muvmanı ”adagietto” yu ona besteleyeceği karısı Alma Mahler olacaktır.

Daha önceki yazımda bahsettiğim Klasik müzikte modernizmin doğuşu Mahler’in yarattığı kıvılcımla ortaya çıkabildi. Schoenberg ve Stravinsky’in harlı ateşinde eserlerinde tonalitenin sınırlarını zorlayan Mahler’in ve kromatizmi başlatan Wagner’in etkisi yadsınamaz derecede fazla. Eserleri yaşadığı dönemde yanlış anlaşılması ve kötülenmesi sağlığını bozup ölümünü çabuklaştırmış olsa da onun bu yüksek müziğinin yaydığı ışık bugün bile bizi aydınlatır.

Dilara Durmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir