Reading Time: 3 minutes

Türkiye ile batı arasında savaşlardan ve ticaretten dolayı çeşitli ilişkiler kurulmuştur. Karada Avrupa’ya, denizde ise İspanya ve İtalya kıyılarına kadar giden Osmanlı İmparatorluğu’nun batıyla ilişkileri gittikçe gelişmiştir. İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in Avrupa kültür ve sanatına ilgi duyması, II. Bayezid’in Avrupa sanatına ve sanatçıların çalışma tarzlarına ilgisi, Osmanlı sarayında kozmopolit bir ortamın oluşmasına zemin hazırlamıştır. İlime ve sanata önem veren Sultan III. Ahmet zamanında Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın yardımlarıyla birlikte sanat hayatında yenilikler görülmeye başlanmıştır. 1720 yılında Çelebi Mehmet Efendi ve 80 kişilik bir elçi heyeti batı medeniyetini ve saray geleneklerini incelemek için Paris’e gönderilmiştir. Elçi heyeti saray ve bahçelerin planlarından çok etkilenmiş ve bunları Türkiye’ye taşımışlardır. Ve böylece Klasik Mimar Sinan geleneği terkedilmiş ve barok sanatı etkileri görülmeye başlanmıştır. Türkiye’deki birçok kasır, sebil ve çeşmelerde Avrupa’dan gelen mimarların da katkılarıyla Avrupa’nın bu etkisi görülmeye başlanmıştır.

Bir düzenden diğer düzene geçiş gösteren toplumlarda sanatın birçok üslubuna geçişler hep olmuştur. Aynı şekilde Türkiye toplumu da bundan dolayı bu üslupların hepsini yaşamıştır.

Portekizce’de Barroco kelimesinden gelen barok, kuraldışı ya da düzensiz anlamına gelmektedir. Abartıyı seven ve hareketliliği benimsemiş olan Barok mimarisi üslubu, 16. yüzyıl başlarında Güney İtalya’da ortaya çıkmıştır. Başta İspanya, Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkelerinde etkileri görülmüştür. Denge, simetri, kural dışı olan Rönesans üslubunun yerini asimetri, coşku, kuralsızlık ve hareketi temel alan Barok üslubu almıştır. Klasik üsluptaki geometrik biçimleri ortadan kaldıran ve son derece detaylı bir üslup olan barok mimarinin plan tipi oval ve karmaşıktır. Hareketlilik hakimdir. Yapı yüzeyi girintili çıkıntılıdır. Yapı yüzeylerinde madalyonlar, balkonlar, parçalı pencereler vardır. Mimari unsurlarda henüz tamamlanmamışlık veya bilerek eksik bırakılmışlık vardır. Aydınlatmaya verilen önemden dolayı pencerelerin sayısında artış olmuştur. Ve ışığın mükemmel kullanılmasından dolayı gölge oyunları sağlanmıştır. Dini yapılar ve saraylar yapıları ihtişamlı bir şekilde tasarlanmıştır. Tavan fresklerinde canlı renkler kullanılmıştır. Derinlik tasvirini arttırmak için optik illüzyon yapılmıştır. Süslemede istiridye kabuğu motifler, altın yaldızlar kullanılmıştır. Saray ve köşklerde bahçe düzenlemelerine gidilmiş; çeşmeler, fıskiyeler, havuzlar yapılmıştır. Barok mimarlığın öncüsü sayılan ilk eser, Giacomo Barozzi da Vignola’nın (1507-1579) 1568 tarihinde yapımına başladığı Gesu Kilisesi’dir. Bu yapı bütün batı ve orta Avrupa yapı sanatına örneklik etmiştir. Avrupa’daki barok mimarisinin en güzel örneği Paris’teki Versailles Sarayı’dır.

Bu üslup 1720-1830 tarihleri arasında İstanbul’daki bazı mimari eserlerde ve süslemelerde de kendini göstermiştir. Sultan I. Ahmed (1603-1617) tarafından devrin başmimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırılan ve süsleme ve yapı arasında bir dengeye sahip olan Sultan Ahmed Külliyesi’nden sonra Türk mimarisi, yüksekliği, abartıyı, zengin heykelsi detayları ve huzursuz kıvrımları öne çıkaran barok döneme girer. Fakat Türk ustaları bu üslubu kendilerine göre yorumladıkları için Avrupa baroğundan biraz daha farklıydı. Türk baroğunun en güzel örnekleri III. Selim ve annesinin haremdeki daireleri ve I. Abdülhamid’in yatak odası ve yine Topkapı Sarayı’nda bulunan Lala Mustafa Paşa Köşkü’dür. Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Yıldız sarayları ile Göksu ve Ihlamur kasırları da barok üslubunun uygulandığı yapılar arasındadır. Camiler içinde barok mimarisinin en çok hissedildiği cami Nuriosmaniye Camii’sidir. Bu cami için I. Mahmut Avrupa’daki kiliselerin planlarını getirtmiş ve birini uygulamak istemiştir fakat itirazlar olunca bundan vazgeçmek durumunda kalmıştır. İnşaat daha sonra III. Osman zamanında tamamlanmıştır. Bu camiyi dönemin camilerinden ayıran özelliği poligonal bir avlusu olması ve avluda şadırvan olmamasıdır. Fakat baroğun renkli freskleri burada yerini bulamamıştır. Camide Türk sanat üslubunu sürdüren tek unsur kitabeler ve yazılardır. Laleli Camii, Selimiye Camii ve Kışlası, Bursa Ulu Camii’de de barok dekorlar kullanılmıştır. Bursa Muradiye Külliyesi barok mihraba sahiptir. Selçuklu mimarisinde de barok karakterli bitkisel motiflere yer verilmiştir. Konya İnce Minareli Medrese, Karatay Medresesi, Sahip Ata Medresesi, Beyşehir Eşrefoğlu Camii, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Amasya Darüşşifası, Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi bunlara örnektir.

Barok Mimarisinde süslemeye çok önem verilmiştir. Türk kemerleri artık ovaldir.

Çok zengin süslemeleri olan köşk ve yalıların bahçelerinde bulunan selsebiller barok döneminde artış göstermiştir.

Görkem Tırıç

KAYNAKÇA

Arık, Rüçhan. (1998). Batılılaşma Dönemi Anadolu Tasvir Sanatı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Arseven, Celal Esad. (1984). Türk Sanatı. İstanbul: Cem Yayınevi.

Aslanapa, Oktay. (2004). Osmanlı Devri Mimarisi. İstanbul: İnkilap Kitabevi

Atasoy, Nurhan. (1992). Barok. TDV İslam Ansiklopedisi. (Cilt. 5, ss. 81-83). İstanbul.

Eyice, Semavi. Batı Sanat Akımlarının Değiştirdiği Osmanlı Dönemi Türk Sanatı.

Freely, John. (2011) A History Of Ottoman Architecture. Southampton, Boston: WitPress.

Hillenbrand, Robert. (2005). İslam Sanatı ve Mimarlığı. (Çev. Çiğdem Kafescioğlu). İstanbul: Homer Kitabevi.

Kuban, Doğan. (1954). Türk Barok Mimarisi Hakkında Bir Deneme. İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi.

Sayın Alsan, Şenay. (2018). Başlangıçtan Bu Yana Sanatın ve Yaratıcılığın Tarihi. Ankara: Gece Kitaplığı.

Turani, Adnan. (2010). Dünya Sanat Tarihi. İstanbul: Remzi Kitabevi.

https://www.britannica.com/art/Baroque-architecture

Tavsiye Edilen Yazılar

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle