Türk Dilinin Tarihi Dönemleri -I

Dil?

Dil çok sayıdaki değişkenin birleşimidir. İnsan ile var olan, karmaşık, canlı yapıdır. Temeli karanlık dönemde atılmış olan bu yapı kendini sürekli geliştirir. Esas olarak sözlü iletişim aracıdır. İlk işlevlerinden biri de bilgiyi doğrudan aktarmaktır. Konuşma ve yazı dili olarak ikiye ayırdığımız doğal iletişim aracı olan dilin, konuşma dilindeki farklılıklarına (lehçe, şive, ağız) önceki yazımızda değinmiştik. Yazı diline ise edebî dil diyebiliriz. Gelenekseldir. Dilde birliği sağlayan yazı dili, ortak dil olarak da adlandırılır. İstanbul Türkçesi bizim ortak dilimizdir.

Dilleri sınıflandırma meselesine gelecek olursak, diller belirli ölçütlere göre sınıflandırılır. Ana grup olarak türsel, yapısal ve coğrafi diyebiliriz. Fakat coğrafi sınıflandırma dilbilimsel bir ölçüt değildir. O bize dillerin yayılış alanlarını gösterir. Yapısal sınıflandırma ise bizim için önemli bir ölçüttür. Tamamen kelimenin görünüşü ve taşıdığı anlam ile ilgilenir. Bu yazıda açıklayacağımız incelemeler ve çoğu dil incelemeleri için iki disiplin var ki, oldukça önemlidir: Dilin iç ve dış tarihi. İç tarih hiçbir etkene takılmadan sadece dilin yapısında(gramerinde) olan değişimlere bakan disiplindir. Dış tarihi ise o dili konuşan milletin gözlemcisidir. Coğrafi ve etnografik yayılım önemlidir. Dış ve iç tarih birbiriyle ilişki hâlinde ilerler. Bu her dilde böyledir.

Diller genetik ya da yapı bakımından birbirleriyle benzerlik gösterebilir. Böylelikle dil aileleri ve akraba diller tasnif edilmiştir. Aynı ailedeki farklı dillerin iki konuşuru belki birbirlerini anlayamayabilirler. Fakat bu, o iki dilin yapı bakımından benzer olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bizim de içinde var olduğumuz Altay dil ailesi aralarında akrabalık bulunduğuna inanılan beş dilden oluşur: Türkçe, Moğolca, Mancu-Tunguzca, Korece, Japonca.

Altay dil teorisinin başlangıcı 18. yüzyıldadır. İlk olarak İsveç’li Philipp von Strahlenberg yaptığı saha çalışmaları ile Türkleri Küçük ve Büyük Tataristan olarak iki coğrafyaya ayırmıştır. Türk dilini ise Tatar dilleri olarak nitelendirmiştir. Eksiklikler barındıran bu tasnif zamanla geliştirilmiştir. İlk tasniflerde Türk, Moğol, Tunguz dilleri yer alsa da 20. yüzyılda Korece ve Japonca aileye dâhil edilmiştir. Ural ve Altay dilleri arasındaki akrabalık tartışması ise 19. yüzyılda Türkoloji gündeminden düşmüştür. Bu beş dilin ortak bir ata dilden indikleri kabul edilir. Ve adı bilinmeyen bu ata dil, teoriye göre Altayca olarak adlandırılır. Altay dil teorisine emek veren birçok Türkolog vardır fakat asıl ve kesin kurucusu Gustaf John Ramstedt’dir. Bu dillerin akraba olduklarını ispat eden de odur. Türkçe ve Moğolca ses denkliklerini sunmasıyla başlayan çalışmaları bir sistem hâlinde hâlâ elimizdedir.

Altay dillerinin en büyük kolu Türkçe, en küçük kolu da Mancu-Tunguzcadır. Ve yine Türkçe, Altay dilleri arasında en eski yazılı kaynaklara sahip koludur. Hatta yaşayan diller arasında en eski yazılı kaynaklara sahip dillerden biridir. Orta Asya toplumlarında Çin’liler ve İran’lılar dışında, Türkler kadar eski kaynaklara sahip toplum yoktur. MS 8. yüzyıla dönüp bakarsak yazılı kaynaklarımı görebiliriz. Orhon Yazıtları hakkında yazdığımız yazıda bu kaynakları anlatmıştık.  1200 yıl önce de var olan bu belgeler, bize Türkçenin varlığını ve zenginliğini kanıtlar aslında.

Türkçe çok geniş bir coğrafyada konuşulan, konuşur sayısı fazla olan bir dildir. Türkçenin en son keşfedilen kolu, Orta İran’da konuşulan Halaçça’dır. En çok konuşura sahip kolu ise Türkiye Türkçesi’dir.

Dilin canlı olduğunu söylemiştik. Modern hâlini alana kadar birçok evre geçiren bir diğer dil de Türkçedir. Türkçenin dönemlerini şöyle sınıflandırabiliriz: Altay Dil Birliği Dönemi, Proto (En Eski) Türkçe Dönemi, İlk Türkçe Dönemi, Eski Türkçe Dönemi, Orta Türkçe Dönemi, Yeni Türkçe Dönemi, Modern Türkçe Dönemi (Türkiye Türkçesi).

Biz bu yazımızda Altay Dönemi’nden bahsettik. Bu dönem karanlık diyebileceğimiz bilinmezlerle dolu bir dönem aslında. Eğer Altay Dil Teorisi’ni kabul ediyorsanız ufak bir aydınlanma yaratabiliyorsunuz. Türk-Moğol birliği de diyebileceğimiz bu dönem, Türkçenin Altayca’dan ayrılmasıyla son bulur.

En eski Türkçe Dönemi olarak bildiğimiz Proto Dönemi’nin(Ön Türkçe) milat sıralarında sona erdiği kabul edilir. Tam bir tarih veremediğimiz bu dönemin başlangıcı bilinmemektedir. Türkçenin Ana Altay Dil birliğinden ayrıldığı ilk dönemidir. Yazılı metne sahip olmayan bu dönemin, araştırmalar ve karşılaştırmalar sonucunda belli başlı ses özellikleri bilinmektedir. Çuvaşça da dâhil olmak üzere tüm Türk dilleri bu dönemde görülür. Dönemin bir diğer adlandırması ise Türk-Çuvaş dil birliği dönemidir.

 

 

 

Caferoğlu, Ahmet. Türk Dili Tarihi, Altınordu Yayınları, Ankara 2015.

Ercilasun, Ahmet, Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 2015.

Eker, Süer. Çağdaş Türk Dili, Grafiker Yayınları, Ankara 2016.

 

Çağla Karagöz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir