‘Türkoloji’ye Giriş

Türkolojinin sözlük karşılığı Türklük bilimidir. Fransız kökenli olan bu adlandırma, Osmanlı döneminde Türkiyat olarak adlandırılmıştır. İki adlandırma da melez yapıdadır. Türk toplumlarının maddi, manevi kültürünü araştıran; Türk halklarıyla ve özellikle de Türk dil ve lehçeleriyle ilgilenen bilim dalıdır.

Türkoloji’nin bir bilim dalı oluşu, Batı’nın Doğu’yu tanımak istemesiyle başlamıştır. Orta Asya bozkırlarından başlayarak Avrupa, Afrika hatta Orta Doğu’ya uzanan Türkler merak uyandırmıştır belki de. Böylelikle oryantalizm ekseninde sistemleşen Türkoloji; Türk topraklarında çok geç ilgi odağı olmuş, Batı sorgusuyla uzun bir süre ilerlemiştir. Hatta Halil İnalcık da konuyla ilgili,  “Türkoloji’nin, Türk filolojisinin kurucuları oryantalistlerdir.’’ demiştir. Fakat oryantalizm düşüncesiyle başlayan bu sistem daha sonradan bağımsızlığını ilan edecektir. Şarkiyat(Oryantalizm) olarak da adlandırılan Türkoloji, bir dönem bilim adamlarını karşıtlığa götürmüştür. Türkologlarımızdan Muharrem Ergin bir konuşmasında ‘’ Türkoloji, Türk filolojisi demektir. Eğer Türkoloji yerine Şarkiyat dersek, kendimizi başka gözlerin altında teşrih masasına yatırmış oluruz.” diyerek anlam farkına değinmiştir. Buna karşıt görüş olarak ise Cemil Meriç’i gösterebiliriz. Cemil Meriç, Türkoloji için açıkça, “Sayın Ergin’in milletlerarası bir terim olarak sunduğu bu uğursuz kelime’’ demiş ve bu terimi ‘’yanlış, uydurma, ucube” bir adlandırma olarak değerlendirmiştir. Ona göre bu terim Osmanlıyı paranteze alan, atıl bırakan bir kelimedir.

Batı’da Türk toplumuna dair araştırmalar, incelemeler IV. yüzyıla kadar inmektedir. Hatta Ammianus Marcellinus isimli tarihçinin yazıları, buna kanıt olarak elimizdedir. Bu araştırmaları X. – XI. yüzyıllardaki bazı Batılı tarihçiler devam ettirir. Doğu’da ise Türkoloji, Kaşgarlı Mahmut’un ‘Dîvân-u Lügâti’t-Türk’ adlı sözlüğüyle başlamıştır. Türkiye’de kurumsal anlamda ilk Türklük bilimi çalışmaları da İkinci Meşrutiyet döneminde başlamıştır diyebiliriz.

Fakat Doğu’ya değinmeden önce Macarlar ve Türkoloji ilişkisinden bahsetmeliyiz. Halkların ana yurtlarının neresi olduğunu, hangi halklarla yakın ilişki içinde olduklarının saptanmasını sağlayan en güvenilir yöntem,  ana dilin diğer diller ile karşılaştırılmasıdır. Macarların, Türkler ile zamanında sınır komşusu olmaları, daha sonraki yüzyıllarda da Macaristan’daki Osmanlı hâkimiyeti, onları ulusal kimlik arayışına götürmüştür. Böylelikle Türkoloji, Macaristan’da ilerlemiştir. Birçok Türkçe kelimenin Macarcaya geçmesi ile de Türk dili üzerine olan çalışmaları artmıştır.

 

Dîvân-u Lügâti’t-Türk, Türkçenin bilinen ilk sözlüğüdür. Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan bu sözlükte amaç, Araplara Türkçe öğretmektir. Kelime açıklamalarının yanında Türk boylarının da açıklamalarını yapan Kaşgarlı, modern bir ansiklopedi yazmıştır aslında. Bu çalışmayı Ali Şir Nevai‘nin “Muhakemetü’l-Lügateyn“, Bergamalı Kadri’nin de “Müyessiretü’l-Ulâm” adlı eserleri takip eder.

Cumhuriyet öncesi son dönemde, dil çalışmalarına baktığımızda da bizi birkaç sözlük çalışması daha karşılar. Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa, Ahmet Cevdet Paşa, Fuat Paşa, Ali Süavi, Şemseddin Sami bu dönemde çalışma yapan sanatçılarımıza örnek olarak gösterilebilir.

XIX. yüzyıla geri dönersek eğer; Türk dillerinin sınıflandırılmasını, tasniflerini yapan Wilhelm Radloff, Wilhelm Thomsen, A.N. Samoyloviç, N. A. Baskov, Ramstedt adlı bilim adamlarını burada anabiliriz. Bu yabancı Türkologlar içerisinde Türkçeye en fazla hizmet eden iki Wilhelm, Wilhelm Radloff ve Wilhelm Thomsen’dir. Aralarındaki çekişme bize birçok bilgi kazandırmıştır. Türkçenin bilinen ilk yazılı metinleri olan Orhun Abideleri’ni 1893’te ilk defa bize sunan W. Radloff, Alman asıllı bir Rustur. Bu anıtları çözmede Radloff kadar acele etmeyip mükemmele yakın bir okuma yapan W. Thomsen ise İsveçlidir.

Cumhuriyet dönemine, ülkemize geri dönersek eğer;  bu dönemde konunun ciddiyeti anlaşılmış ve çalışmalar hızlanmıştır. 1924’te Fuat Köprülü’nün girişimiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bağlı Türkiyat Enstitüsü, 1932’de Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Ve de “Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü“, “Türklük Bilimi Araştırmaları Merkezleri” ve üniversitelerimizde ilgili yeni bölümlerin açılması ile Türkiye, Türkoloji çalışmalarının odağı konumuna gelmiştir.

Çağla Karagöz

Bir cevap yazın