Yanlış Bilinen Doğrular: Dil-Lehçe-Şive ve Ağız

Türkoloji dünyasında uzun yıllar boyu tartışmaya neden olan bu konu, birçok farklı görüşü içinde barındırıyor. Bu karşıtlıklara geçmeden önce basit bir şekilde bu terimlerin günümüz tanımlarını yapabiliriz.

Dil, sözlükte elliden fazla anlamı karşılar. Bizim konumuzu ilgilendiren ise “lisan” kelimesiyle eş anlamlı olan “belli bir insan topluluğuna özgü sesli göstergeler dizgesi” anlamıdır. Dil aynı zamanda insanların duygularını, düşüncelerini bildirmek için sözcükler ya da işaretler aracılığıyla yaptıkları anlaşmadır. Yani dil, iletişimdir ve canlıdır. Peki lehçe nedir? Lehçe, bir dilin ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan koludur; diyalekt olarak da adlandırılır. Tarihsel, bölgesel, siyasal sebepler etkilidir. Bu ayrılan kol farklı coğrafyadadır. Şive ise bir dilin izlenebilen tarihi dönemlerinde ayrılmış koludur ve bu ayrılıklar lehçede olduğu kadar keskin değildir.  Burada söz konusu olan aynı coğrafyadır. Ve son olarak ağız, aynı dil içindeki farklı bölgelerin, konuşma dilindeki söyleyiş farklılığıdır.

Peki Türkoloji dünyasını ikiye bölen (Ankara ekolü ve İstanbul ekolü), ortak bir noktada buluşulamayan neydi? Adlandırma dilcilikte önemli bir sorundur. Bir ana kaynaktan türemiş dillerin birbirleriyle ilişkileri ve bu dillerin nasıl adlandırılmaları konu olduğunda, Türkiye Türkolojisinde tartışmalar başlamıştır. Bu tartışma dil-lehçe-şive-ağız terimleri etrafında can bulmuştur. Tartışmaları başta belirttiğimiz gibi iki ekol üzerinden anlatmaya çalışacağız. Sonrasında ise tartışmalar iki öncü arasında devam edecek: Prof. Dr. Talat Tekin ve Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun.

 

Yeni Lisan hareketinin öncülerinden Ömer Seyfettin bir yazısında Türklerin dillerinin “asıl ve esas itibariyle bir” olduğunu dile getirir. Ona göre Kırımca, Tatarca hatta Azerbaycanca ayrı dil değil birer lehçedir ve Türkçedir. Yine ona göre bunlara dil denme sebebi Türk milletini inkar etmektir.

İstanbul Türkoloji ekolü, lehçe-şive-ağız şeklinde üçlü bir ayrım yapar. Bu ayrımın özünde Reşit Rahmeti Arat’ın fikirleri vardır. Ona göre kavmi birlik esastır ve ayrım böyle yapılmalıdır. Bu üçlü ayrımı devam ettiren bir başka İstanbul ekolü ismi ise Prof. Dr. Muharrem Ergin’dir. Yazdığı ve defalarca baskısı yapılan “Dil Bilgisi” kitabında “…bir dilin muhtelif lehçeleri, şiveleri ve ağızları bulunur. Bunlardan lehçe bir dilin bilinen ve takip edilebilen tarihinden önce, karanlık bir devrinde kendisinden ayrılmış olup çok büyük ayrılıklar gösteren kollarına denir. Şive bir dilin, bilinen tarihi seyri içinde ayrılmış olup bazı ses ve şekil ayrılıkları gösteren kollarıdır. Ağız ise bir şive içinde mevcut olan ve söyleyiş farklarına dayanan küçük kollara, bir memleketin çeşitli bölge ve şehirlerinin kelimeleri söyleyiş bakımından birbirinden ayrı olan konuşmalarına verdiğimiz addır…” diye açıklamıştır. Bu görüş yaygınlık kazanmış, kabul görmüştür ki İstanbul ekolü, Türkiye Türkolojisinin uzun yıllar merkezi olmuştur. Sonuç olarak İstanbul ekolü üçlü ayrımı kabul eder.

Türkolojinin Anadolu merkezi Ankara Üniversitesi DTCF’dir. Buradakiler lehçe terimini Çuvaşça ve Yakutça dahil olmak üzere Türkçenin kollarının hepsi için kullanırlar. Prof. Dr. Hasan Eren lehçe için diyalekt terimini kullanmayı tercih eder. En başta geri planda kalan Ankara ekolü 1980’den sonra ön plana çıkmaya başlar. Bunda TDK etkisi büyüktür. Hatta Zeynep Korkmaz ile basılan “Gramer Terimleri Sözlüğü”nde şive terimine yer verilmez. “uzak lehçe” kullanımı ise dikkat çeken bir İstanbul ekolü karşıtlığıdır.

Tartışmalar bu süreçle ilerler. Sıcak tartışmalar ise Gazi Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi arasındadır. Gazi Üniversitesi İstanbul ekolü ve DTCF ekolüne yakındır. Fakat Hacettepe Üniversitesi lehçe terimini tamamen reddeden, Türkçenin kollarının hepsini dil olarak kabul eden yeni bir cephedir. Tartışmaların öncülüğünü ise Gazi Üniversitesi’nde Ahmet Bican Ercilasun, Hacettepe Üniversitesi’nde Talat Tekin yapar.

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun

Ahmet Bican Ercilasun Türk şive ve lehçe terimlerini savunur, Türkçenin kolları için dil terimine itiraz eder. İstanbul ekolünde bahsettiğimiz Arat’ın üçlü ayrımını kabul eder. Türk dilinin lehçelerini üçe ayırır: Türkçe, Çuvaşça, Yakutça.  Türkçenin iki yazı dili olduğunu kabul edip diğerlerinin ağız vaya konuşma dili iken XX.yyda yaratılmış yazı dilleri olduğunu belirtir. Ona göre önemli olan dil ile yazı dilini birbirinden ayırmamızın gerekliliğidir. Bir örnekte şöyle der “…nasıl “Türkiye Türkçesi” genel Türkçenin bir kolu ise “Özbek Türkçesi” de genel Türkçenin bir koludur.” Ahmet Bican Ercilasun’un görüşlerini şu açıklamasıyla en özet şekilde bitirebiliriz. ‘Özellikle, onların (yukarıda Özbek örneğine devam olarak) bizim bir parçamız değil, onların da bizlerin de aynı bütünün eşit parçaları olduğumuzu çok iyi vurgulamamız icap eder.’’

 

Prof. Dr. Talat Tekin

Talat Tekin en başında Türk dillerinin birliğini savunsa da sonrasında Türkçenin kollarının hepsi için dil terimini kullanır. Ve neredeyse tek başına karşı görüşü savunur. Tekin, İstanbul ekolünün lehçe terimine dil, şive terimine de lehçe der. Sonrasında da bunlara yabancı Türkologlarda olduğu gibi dil denmesi gerektiğini savunur. Diyalekt terimini de lehçe ile eş anlamlı kullanır. Bir yazısında ise şive teriminin ağız anlamına geldiğini söyler. Türk dili sınıflandırılmasında bu iki terimin kullanılmasının yanlış olduğunu belirtir.

 

Günümüzde iki görüşü hala savunanlar olmasına rağmen tartışma Türkiye türkolojisi gündeminden düşmüştür. Fakat kullanım farklılıklarına hala rastlanmaktadır. Neyin lehçe neyin dil olduğunu hususu ise herkesin kendi doğrusunu kabul etmesi ile noktalanmıştır.

 

Çağla Karagöz

Nurettin Demir, 2006. ‘Türkiye’de Dil-Lehçe-Şive-Ağız Tartışmaları’, Türkiye’de Dil Tartışmaları, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları. 119-146.

Türk Dil Kurumu; Türkçe Sözlük, Ankara 2015.

Ergin Muharrem, Türk Dil Bilgisi, Kuzey Kitabevi, Ankara 2013.

Bir cevap yazın