ZDZİSŁAW BEKSİŃSKİ’NİN LANETLİ TABLOLARI

Vahşice öldürülmesinden on yıl sonra, Zdzisław Beksiński’nin resimleri dünyayı büyülenmiş bir hâlde bırakmayı sürdürdü. Resimlerin uyandırdıkları evrensel büyüleyicilik, Beksiński’nin kendi dehşet verici trajedilerinin bir sonucu mudur, yoksa Beksiński insan bilincinin rahatsız edici alt yüzünü yakalamada kolayca başarıya mı ulaşmıştır?

Çürüme ve Bilinmezlik
Uzun kariyeri süresince Zdzisław Beksiński, sanatın birçok alanında çalışmıştır: heykeltıraşlık, fotoğrafçılık, grafik sanatı, karakalem ve sonuncu, fakat bir o kadar da önemli, resim. Beksiński’nin tüm resimleri başlıksızdır – kendisi eserlerinde herhangi bir mecazi yorumlamadan kaçınmak istemiştir. Bir sanatçı olarak, Beksiński ölümden, çürümeden ve bilinmezlikten büyülenmiştir. Ama bunlar onun yegâne sihri değildi. O ayrıca erotizme, soyutçuluğa ve Doğu gizemciliğine olan ilgisiyle tanınıyordu. 1960’ların ortalarından sonra, Beksiński Polonya’da oldukça popülerdi. 1980’lerde ve 1990’larda Beksiński’nin resimleri Fransa ve Japonya dâhil yurtdışında sergilendi ve kendisi uluslararası ölçekte tanınmış bir sanatçı hâline geldi. Onun tarzı kimi zaman, 1979 yılına ait Alien filmi için uzaylı yaratıklar tasarlamış İsviçreli ressam Hans Giger’inkiyle karşılaştırılmıştır.

Otobüs Tasarlama
1929’da doğmuş olan Beksiński, Kraków Teknoloji Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. Bir inşaatta çalıştıktan sonra, memleketi Sanok’ta, bir otomotiv fabrikası için bir otobüs tasarımcısı olarak çalışmaya başladı. 1950’lerde bir fotoğrafçı olarak aktif hâle geldi. Onun fotoğrafik eserlerinden bazıları sürrealist-ekspresyonist olarak nitelendirilir. Onun en ünlü fotoğraflarından biri olan Sadist’s Corset, Beksiński’nin sadomazoşistik temalara olan ilgisini gösterir.
1960’ların başında Beksiński fotoğrafçılıktan vazgeçmiştir– yakaladığı görüntüleri değiştirmenin sınırlı imkânları sebebiyle hayal kırıklığına uğramıştır. Fotoğrafçılık onun hayal gücünü kısıtlıyor gibi görünüyordu, bu yüzden Beksiński ‘hayalleri fotoğraflama’ olanaklarını sunan alanlar olan karakalem ve resme döndü. Kendini resim ve çizim yapmaya adamadan önce, Beksiński ayrıca kısa bir süreliğine yontma yaptı ve birçok soyutçu rölyef yarattı. Resim, onun kişisel vizyonuna en uygun araç olduğunu kanıtlardı. Bir ressam olarak ilk başarılarına sahip olduktan sonra, 1967’de otobüs fabrikasından kovuldu. Bundan sonra bir sanatçı olarak, yalnız çalıştı.

Hayaller ve Saplantılar
Beksiński sanattaki akımlarıyla ya azıcık ilgilendi ya da hiç ilgilenmedi – onun, eleştirmenlerin favori sanatçısı olmak gibi bir amacı hiç olmadı. Bunun yerine, ona sonunda büyük bir popülerlik kazandırmış olan hayaller ve saplantılarına sadık kaldı. 1960’larda birtakım sadomazoşistik çizimler yarattı. 1960’ların sonlarından 1980’lerin ortalarına kadar en ünlü dönemi olan ‘fantastik’ serisi üzerinde çalışmaya başladı. Bu düşsel eserlerdeki baskın temalar, rahatsız edici kabussal figürleri ve korkunç doğaüstü mimariyi tasvir eden cehennemî manzaralardır. Bu eserler Beksiński’yi Polonya’da ünlü yaptı ve ona yurtdışında tanınırlık getirdi.
Sözüm ona fantastik periyodundan sonra Beksiński’nin tarzı değişti ve ‘gotik’ olarak tanımladığı bir döneme giriş yaptı. Gotik döneme ait resimler; özel bir estetik ahengi sergileyen, biçimsiz kafaları ve daha az rüyamsı olan figürleri yansıtır. 1990’larda görüntülerin bilgisayar üzerinde düzenlenmesi mümkün hâle geldiğinde, fotoğraflarına sürrealist değişiklikler ekleyebilme arzusu Beksiński’ye verildi ve kariyeri ilk aracı olan fotoğrafçılığa dönüş yaptı.

Trajedi
Beksiński, eşi Zofia ve oğulları Tomasz, 1977’de Sanok’tan Varşova’da taşındılar ve orada yaşadılar. Başkentte, ressam oldukça sakin bir yaşam sürdürdü – zamanının çoğunu dairesinin işlerine, müzik dinlemeye ve film izlemeye harcadı. Dışarı çıkmaktan, sosyalleşmekten ve seyahat etmekten hoşlanmazdı.
Fakat Beksiński ve ailesinin başına gelen felaketler zinciri, Beksiński’nin son yıllarının hikâyesinin büyük ölçüde tanınmasına sebep oldu. 1998’de karısı kanser yüzünden öldü. Bir yıl sonra, saygıdeğer bir çevirmen ve popüler bir müzik eleştirmeni olan Tomasz, intihar etti. 2005’te, ressam, evindeki temizlikçi kadının 19 yaşındaki oğlu tarafından, dairesinde bıçaklanarak öldürüldü. Katili tanıyan Beksiński, gence borç para vermeyi reddetmişti. Anlaşılıyor ki, Beksiński’nin trajik olan son yılları, sanatının korkunçluğuyla çoğu kez bağlantılıydı.

Esinlenmeler
Çoğu kişi Beksiński’nin sanatından ilham almıştır. Eserleri, Polonya’da birçok rock müzisyenini ve son zamanlarda üzerine tıklamalı macera oyunu olan Tormentum’un yaratıcılarını etkilemiştir. Oscar ödüllü Pan’s Labyrinth filmini yönetmiş ünlü Meksikalı film yapımcısı Guillermo del Toro, Beksiński’nin eserlerinin bilindik bir hayranıdır. Ailenin 1977’den sonraki yaşamıyla ilgili Polonyalı filmi The Last Family, 2016’da yayınlanmış ve büyük bir beğeni toplamıştır.

Çeviri: Ufuk Altunbaş
Kaynak: https://culture.pl/en/article/the-cursed-paintings-of-zdzislaw-beksinski

Bir cevap yazın