Site Loader

Yazı sokak müzisyenleri ile alakalı olunca, başlık ”zorlukla” da olabilirdi. Ancak çoğu insanın varlığından bile haberdar olmadığı bu insanların yaşadığı zorluklarla kaç kişi ilgilenir bilemediğimden böyle tercih ettim. Evet, sokak müzisyenleri…

İlginç insanlar, ayaklarını vurup kafalarını sallayıp ne yapıyorlar sokakta?.. Biraz da tuhaf giyimleri var bazılarının, fazla mı ön yargılıyız? Meraklı gözlerle bakıp geçiyoruz.Kulağımıza aşina aslında melodiler, şöyle durup bir dinlermiş gibi yaptığımız da olmuyor değil hani. Dinleyin! bir şeyler anlatıyorlar.. Bir hikâyeyi, içindeki coşkuyu, heyecanı, özlemi, ‘can kırıklarını’. Hep merak etmişimdir, kışın üst üste kaç çorap giyerler? Ya da önlerine atılan bozuklarla kaç yılda köşe dönülür? Veya köşeyi dönmek gibi bir dertleri var mıdır? Aslında en çok, sokak müzisyenlerine sanki uzaylı görmüş gibi bakan birinin gidip ”sizin gezegen neresi?” sorusuna, müzisyenin vereceği cevabı merak ediyorum. Şöyle bir cevap fena olmazdı ”şimdi atmosferden çık, Uranüsten sola dön, düz git, sağdan dördüncü gezegen bizim orası..”

Her insan bir enstrüman çalar yaşarken. Bazen neşeli, bazen üzgün. Ve belki de huzursuz şarkılarımızın toplamıdır bizim için hayat. Sokaktan gelen, bu başka dünya seslerini duyduğumda, diğerlerinin de yüzlerinde hep farklı besteler yeşerdiğini görüp keyiflenirim. Özgürlük bu olsa gerek! Ya da bu olmalı derim. Sokaktaki müzik her insana farklı bir şey anlatır. Çünkü ‘bir şey’ hiçbir zaman ‘tek bir şey’ olmamıştır. Duyulan her melodinin her kulağa ayrı şeyler fısıldaması gibi. Müzisyenin kendisi de gören her göz için ayrı bir dünyadır. Kimine göre sempatik, kimine göre karamsar, kimine yakın, kimine uzak… Bir kaç adım sonra kalabalığın içinde yok olan bu insanlar, gürültünün içinde boğulan o sesler başkasına ne anlatır bilemem. Apansızlığı benim için her zaman yüreğe dokunur olmuştur.

Ya o dünyayı duyamayanlar veya duymazdan gelenler. Ürperirsiniz yüzlerine baktığınızda. Ne susturdu bu insanların şarkılarını, insanı ne örseler böylesine?  Enstrümanlarını hunharca ellerinden alarak, her şeye bulunan kulplardan bir tane de buna bulup: ”BURADA MÜZİK YAPMAK YASAK!”  Bu neyin engelidir mesela ya da neyin korkusu? Anneniz ninni söylemedi mi size? Babanız ıslık çalmayı öğretmedi mi? Hiç özlem nedir bilmediniz mi ? Verilen her cevabın bir başka soruyu doğurduğunu hatırlayıp bu soruya cevap almaktan vazgeçiyorum. Her gün ‘yeni olan güneş’in içinizdeki umuda dokunmasına izin verin lütfen. Müzik her yerde; denizin dalgasında, bir martının çığlığında, eskicinin olanca komalı sesinde, bir çocuğun ellerindeki mendilde, yağmurun durduğu o sessizlikte, bir kuşun kanatlarında…

Her şeye rağmen şarkı söylemek lazım. Söylemeyi unuttuysak bile, bize hatırlatacak bir umut bulmak lazım.

Boşuna değil gökyüzü,boşuna değildir  gökkuşağı. Tüm gri duvarları boyayabilmek için, içinizdeki sekizinci rengi çekip çıkarın karanlıktan. Aydınlansın gözünüzün değdiği her yer. Yaşamak için aydınlanmak/aydınlatmak gerek. Boğulunca sokağa çıkıp bir ”Uzaylı Topluluğu” bulmak lazım…

Şimdi farz edin ki, sokakta yürüyorsunuz ve elinizde çoktan yarısını yemiş olduğunuz bir simidiniz var. Müziği duydunuz, durup dinlemeye başladınız. Simidin kalan yarısı daha bir lezzetli gelmiyor mu sizlere de? Öyleyse soruyorum, sokak müzisyenlerinin yaptığı şey ”suni teneffüs” değilse nedir?

**İlgili görsel: ‘A Street Cat Named Bob’

masalcii

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla