Site Loader

Biggie’den biraz bahsedelim. Christopher George Latore Wallace, bilinen adlarıyla The Notorious B.I.G. Veya Biggie Smalls, 21 Mayıs 1972 tarihinde dünyaya geldi. Türünün gelmiş geçmiş en başarılı sanatçıları arasında ilk sıralarda gösterildi, gösterilmeye de devam ediyor. Hayattayken sadece bir albüm yayınlayabilen ve silahlı saldırı sonucu öldürülen Biggie’nin ölümünün ardından üç albüm yayınlandı, fakat ölmeden önce Life After Death’in çalışmaları bittiğinden dolayı bu albüm de öldükten sonra çıkan albümler yerine, stüdyo albümleri arasında sayıldı. Life After Death albümünden sonra çıkan albümler genelde yarım kalmış çalışmaların bir şekilde tamamlanmasıyla ortaya çıktığından, son albümü olarak Life After Death gösterilir. Bu yazımın konusu da, bu albümün incelenmesi üzerine olacak.

Life After Death, hip-hop tarihinin Elmas Plak (10 milyon’dan fazla satış) kazanan ender albümlerinden. Biggie 9 Mart 1997’de hayata veda ederken, albüm 25 Mart 1997’de piyasaya sürüldü.

Albüm fikrimce bir şaheser, bu nedenle Biggie öldürülmeseydi müziğe nasıl yön vereceği sorusu aklımdan çıkmıyor.

Albümün prodüksiyon ekibini incelediğimizde karşımıza kaliteli ve kalabalık bir ekip geliyor. Biggie’nin en yakın arkadaşı olarak bilinmesine rağmen, hakkında oldukça fazla karanlık iddialar olan ve Biggie’nin çalıştığı plak şirketinin sahibi olan Sean ”Puff Daddy” Combs, Stevie J, Ron Lawrence, uzun süre prodüksiyonlarıyla bu türe yön veren DJ Premier, Mobb Deep grubundan tanıdığımız Havoc, Easy Mo Bee, Buckwild, Wu-Tang’den aşina olduğumuz RZA, bu albümde mikserin başında öne çıkan isimlerden birkaçı. İlk albümdeki hardcore havadan farklı olarak bu albüme daha çok R&B’ye yakın bir hava hakim.

Albüm iki disk olarak piyasaya sürüldü ve iki disk de 12şer parçadan oluşmakta. Olabildiğince her parçaya değinmeye çalışacağım. Bu yazı albümün ilk diskindeki parçalar üzerine olacak.

Açılış bir intro ile yapılıyor. İlk albümde Biggie’nin ”intihar ettiği” ve bence intihar psikolojisini müthiş yansıtan Suicidal Thoughts parçasının son sözleri bu intronun başına eklenmiş. Bahsettiğim parçanın son sözlerinden sonra yavaşlayan bir nabız ve ambulans sirenleri duyuluyor. Hastane ortamını yansıtan birkaç efektten sonra Puff Daddy’nin sesi duyulmaya başlanıyor. Bu sözler ölümle yüz yüze olan bir arkadaşın yanında söylenmiş havada.

”Dünyaya hükmedecektik bebeğim, biz durdurulamazdık!”

BIG ve Puff Daddy

İkinci parça Somebody’s Gotta Die karşımıza geldiğinde, altyapıda The Dramatics’ten In The Rain parçasının kullanıldığını görüyoruz. Bu parçada BIG, bize bir intikamın hikayesini anlatıyor. Evde uyurken Biggie, arkadaşı Sing tarafından uyandırılır ve onu bekleyen kötü haberler vardır. Bir arkadaşı öldürülmüştür. İkili hemen bir plan yapar ve katil Jason’u öldürmek için harekete geçer. Olay bir trajediyle biter. Tabi ki Jason için.

Sırada gelen parça şahsi favorilerimden Hypnotize. Sadece bu albüm nezdinde değil, çalma listelerimin en başlarına her zaman eklediğim bir parça olan Hypnotize, Biggie’nin listelerde bir numarayı gören ilk çalışmasıdır. Funky olarak tabir edebileceğimiz bir parti şarkısıdır, ve karşımıza bolca böbürlenme, eğlenceli ”kız tavlama” sözleri ve pop-kültür referansları çıkar. Parçanın aksiyon dolu video klibi ise 90ların sembol kliplerindendir. Parçanın altyapısında Slick Rick’in La Di Da Di ve Herb Alpert’ın Rise parçaları kullanılmış. Dinleyene kafa sallatmaması, ritim tutturmaması neredeyse imkansız olan parça, tarihte listelere ikinci sıradan giriş yapan ikinci parça olma başarısını da taşıyor.

Albümdeki en ”sert” olarak nitelendirdiğim parça olan Kick In The Door bizi dördüncü sırada bekliyor. Birçok insan burada Biggie’nin hedef tahtasına oturmuş, hatta parçanın prodüktörü DJ Premier bile! Nas, Raekwon, Ghostface Killah ve Jeru the Damaja hedefteki diğer isimler. Biggie’nin ”Bu, New York’un Kralı’na saygısızlık etmeyi seçen herkese gelsin.” minvalinde sözleri adeta herkese meydan okuyor ve ihtişamını, kendine güvenini ortaya çıkarıyor. Oldukça iddialı ve tehditkar sözlerle dolu parçanın altyapısına hakim olan parça; Screamin’ Jay Hawkins’ten I Put a Spell On You. Sözlerdeki her göndermeyi teker teker açıklamayı çok istesem de, önümüzde daha birçok parça olduğundan o kısmı size bırakıyorum.

Tüm zamanların en başarılı rapçilerinden biri ve tüm zamanların en başarılı R&B sanatçılarından biri beşinci parçada bir araya geliyor, ortaya Fuck You Tonight çıkıyor. Puff Daddy ve Daron Jones’un pürüzsüz prodüksiyonu, R Kelly’nin vokalleri ve Biggie’nin tatlı-sert sözleriyle birleşince ortaya bu düzgün ve kısmen şehvetli parça çıkıyor. Dinlemesi oldukça rahatlatıcı ve keyifli olan parça da R&B sevenler için tavsiyelerimden.

Altıncı parça Last Day, bir Havoc prodüksiyonu. Biggie’ye LOX grubu eşlik ediyor. Sokak hayatına değinilen parça da rahatlatıcı ve sakin bir altyapıya sahip.

Albümdeki favori parçam I Love The Dough, yedinci sırada. Biggie’ye favori sanatçılarımdan Jay-Z (Hatta favorim de diyebilirim) ve Angela Winbush eşlik ediyor. Parçanın altyapısında Rene & Angela’dan I Love You More ve Rod Stewart’tan Da Ya Think I’m Sexy kullanılmış. Açılış, zar oyunu oynayan insanların olduğu bir skeç benzeri ses kaydı ile başlıyor. Skeç ”Brooklyn style baby, Brooklyn style!” replikleriyle bitiyor. Bilindiği üzere hem Jay, hem de BIG, Brooklyn’li sanatçılardır. Bu skeç biter bitmez Jay-Z’yi duymaya başlıyoruz. Şarkının ana teması, yaygın görüşün aksine, paranın mutluluk satın alabileceği. Kendi parıldayan yaşam stillerinin diğerlerinden (daha az servet sahibi olanlardan) neden daha iyi olduğu satır satır anlatılmış. Aşırı servetlerinin getirdiği ayrıcalıklar (kaliteli içkiler, klas kadınlar, parıldayan mücevherler, önemli etkinliklerde en ön koltuklar, sizi öldürmek gibi) sözlere hakim. Şarkının nakaratında duyduğumuz Angela Winbush da bir bakıma paraya olan tutkusunu anlatıyor. Biraz yanlı olacak elbet ama en sevdiğim iki sanatçının böyle bir prodüksiyonda buluşması benim için eşsiz. Kaliteli kafiyelerle ve gövde gösterileriyle dolu bu parça, sadece bu albüm içindeki favorim değil. Kendi ilk 10 sıralamama rahatlıkla girebilecek bir parça benim için.

BIG ve Jay-Z

Sekizinci sırada gelen What’s Beef, herkese meydan okuyan başka bir parça. BIG bu parçada ”sahte” çatışmalardan bahsediyor, gerçek kavganın parçalar üzerinde sözlerle değil de yumruk ve silahlarla olacağını belirtiyor. Parçanın altyapısında Al Green’in I’m Glad You’re Mine ve Richard Evans’tan Close To You kullanılmış. Introda BIG konuşurken Puff Daddy’nin ”Kavga nedir biliyor musunuz?” sözleri arkadan duyuluyor. Sözlerin iddialılığını birkaç örnekle açıklamaya çalışacağım.

”Kavga, uyumak için en az iki silahı yanında taşımandır. Kavga, annenin sokaklarda güvenle gezememesidir.”

”Kabalık sizde, tek yapmam gereken bir telefon konuşması. Yarına hepiniz yok olursunuz.”
Çeviri olarak yazdığımdan söz oyunları elbette görülemiyor, ana temayı anlatabilmek için kullandım. Bunlar daha masum kaçan iki örnek. Çok daha dehşet verici sözler bulunuyor.

Dokuzuncu sırada 48 saniyelik kısa bir ”perde arası” olarak nitelendirebileceğimiz B.I.G. Interlude var. Altyapısı Schooly D’nin P.S.K. What Does it Mean? parçasından alınmış. Orijinal parçanın Biggie tarafından yorumlanmış hali de diyebiliriz.

Geldik bir diğer favorime; Mo Money Mo Problems. Parça Biggie’nin ölümünden sonra piyasaya sürüldü ve hala da hip-hop tarihinin en iyileri arasında gösterilmekte. Parçada Biggie’ye Mase ve yakın dostu Puff Daddy eşlik ediyor. Nakaratı ise Kelly Price seslendiriyor. Varlıklı olmanın getirdiği dertler parçanın ana teması. Mikserin başında ise Stevie J ve Puff Daddy bulunuyor. Dinlemesi oldukça keyifli olan parçada, altyapı olarak Diana Ross’un I’m Coming Out çalışması kullanılmış. Kesinlikle dinlemeden geçilmemesi gereken bir parça. Öve öve bitiremem sanırım.

İlk diskin sondan bir önceki parçası Niggas Bleed de önem arz ediyor. Parçanın sözleri aldatmaya dayalı katmanlı bir anlatı ihtiva ediyor. Bu parçanın önemi ise, yeni bir hikaye anlatım stilinin öncülüğünü yapması. Bu stili bu kadar başarılı icra eden ve bu kaliteye çıkabilen çok az sanatçı oldu, bu parça da söz konusu stilin şaheserlerinden biri. Parçayı dinlerken kulağınıza kafiyelerle dolu ve ilginç bir hikaye anlatılıyor. Hikaye anlatımına önem verenlerin mutlaka göz atması gereken bir çalışma.

Ve ilk diskin son parçası; I Got a Story to Tell. Bu parça dramatik monologun klasik bir örneğidir. İlginç olan ise anlatılan hikayenin gerçek olmasıdır. Hikayede geçen kişi basketbol takımı New York Knicks’in oyuncusu Anthony Mason’dır. Anlatılan hikayenin gerçekliği önce eski Knicks oyuncusu John Starks tarafından isim verilmeden onaylanmıştır, Jadakiss ise ortaya üç aday koymuştur. Bunlar da o dönemin basketbolcuları Larry Johsnon, Anthony Mason ve Derek Harper’dır. 2016 yılında Fat Joe olayın Mason ile ilgili olduğunu açıklamıştır, Puff Daddy ise bu açıklamayı onaylamıştır. Parçanın altyapısında, bu albümde What’s Beef’te de rastladığımız I’m Glad You’re Mine kullanılmıştır. Albümün genelinde olduğu gibi, keyifle dinlediğim bir parçadır.

Müzik dünyasını derinden etkilemiş bu albümün ilk diskinin incelemesinin sonuna geldik. Albümle ilgili eleştirilere ikinci diskin inceleme yazısında değineceğim.

M. Selçuk Keser

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla