Reading Time: 3 minutes

Serinin ilk bölümünü okumak için “Deliliğin tarihi”ni anlatan Foucault kimdir-1

İkinci Kısım

Entelektüel Özgeçmişi

Başlangıç olarak Foucault’nun eğitildiği felsefi ortamın bir taslağıyla başlayalım.  Varoluşçu fenomenolojinin revaçta olduğu dönemde, 1946’da Fransa’nın en prestijli yüksekokuluna (École Normale Supérieure)* girdi. Derslerine katıldığı Merleau-Ponty ve Heidegger özellikle önemliydi. Hegel ve Marx da en büyük ilgi alanlarıydı. Özellikle de Hegel, Jean Hyppolite ve Marx’ın Louis Althusser gibi yapısalcı çalışmalarıyla, her ikisi de École Normale’de Foucault üzerinde güçlü etkisi olan öğretmenlerdir. Foucault’nun ilk eserlerinin sırasıyla varoluşçuluk ve Marksizm kuramlarını içermesi şaşırtıcı değildir. Çünkü ilk eserlerinden biri Jacqueline Verdeaux’nun, Traum und Existenz eserinin, Ludwig Binswanger tarafından yapılan Fransızca çevirisine yaptığı uzun giriştir. Ve Ludwig Binswanger, Heidegger gibi varoluşçu felsefeyi benimsemiş bir psikiyatrdır. Fakat Foucault kısa süre sonra hem varoluşçuluk hem de Marksizm etkisinden çıkmıştır.

Üniversite sistemi dışında çalışan Jean-Paul Sartre’ın Foucault üzerinde herhangi bir kişisel etkisi yoktu. Fakat bir önceki neslin usta Fransız düşünürü olarak arka planda da olsa, Sartre’ın her zaman bir etkisi vardı. Sartre gibi, Foucault da burjuva toplumuna ve kültürüne sonu gelmeyen bir nefretle ve homoseksüeller, mahkumlar, deliler gibi marjinal gruplar için kendiliğinden bir sempati ile başladı. İkisi de edebiyat ve psikolojinin yanı sıra felsefeye de büyük ilgi duyuyorlardı ve her ikisi de önce siyasete ilgi duymayıp sonra kararlı eylemciler haline geldiler. Ama sonuçta, Foucault kendisini Sartre’ ın zıddı olarak tanımlamakta ısrarcıydı. Felsefi açıdan, Sartre’ın özneyi ayrıcalıklı olarak gördüğü şeyi kabul etmedi [aşkın (transandant) narsisizm** olarak tiye aldı]. Kişisel çıkarlar doğrultusunda, Foucault, Sartre’ın rolünü “evrensel entelektüel” dediği rol olarak reddetti ve toplumu bireysel özgürlüğün dokunulmazlığı gibi evrensel ahlaki ilkelere hitap ederek değerlendirdi. Bununla birlikte, Foucault’nun Sartre’ı reddetmesinin itiraz edilmesinde birden çok işaret vardır ve yaptıkları çalışmaların ilişkili olması bunlardan biridir.

Genç Foucault için üç unsur çok daha artı bir öneme sahipti. İlk olarak Fransız tarihi geleneği ve bilim felsefesi vardı ve bunlar özellikle Fransız Üniversitesi kuruluşunda güçlü bir figür olan, Georges Canguilhem tarafından temsil ediliyordu. Canguilhem’in tarih ve biyoloji felsefesindeki çalışmaları Foucault’nun insan bilimleri tarihi çalışmalarının çoğuna model sağladı. Canguilhem, Foucault’nun delilik tarihi üzerine olan tezini destekledi ve Foucault’nun kariyeri boyunca en önemli ve etkili destekçilerinden biri olarak kaldı. Canguilhem’in bilim tarihine yaklaşımı (Gaston Bachelard’ın çalışmalarından geliştirilen bir yaklaşım), Foucault’ya bilimsel tarihte süreksizlikler konusunda güçlü bir duyumun yanı sıra, onları fenomenologların üstün bilincinden bağımsız kılan kavramların tarihsel rolünün “akılcı” bir anlayışını sağlamıştır. Foucault, bu anlayışı Ferdinand de Saussure ve Jacques Lacan tarafından geliştirilen yapısalcı dilbilim ve psikolojinin yanı sıra Georges Dumézil’in karşılaştırmalı din konusundaki proto-yapısalcı çalışmasında güçlendirdi. Bu öznel olmayan bakış açıları Foucault’nun “yapısalcı tarihçeleri”, Kliniğin Doğuşu (modern tıbbın kökenleri üzerine) ve Nesnelerin Düzeni (modern insan bilimlerinin kökenleri üzerine) konunun marjinalleşmesi için bağlam sağladı. Öteki yandan, Foucault avangart edebiyatında özellikle de Georges Bataille ve Maurice Blanchot’ın yazılarının tesiri altına girip büyülendi ve burada varoluşsal fenomenolojinin deneysel somutluğunu öznellik hakkında şüpheli felsefi varsayımlar olmadan buldu. Bu literatürün bizi geleneksel anlaşılabilirlik kategorilerinin bozulmaya başladığı uç noktalara iten “sınır deneyimi”ni çağrıştırması özellikle ilgi çekiciydi.

Bu felsefi ortam, öznelliğin eleştirilmesine katkı sağladı ve aynı zamanda Foucault’nun bugünkü dönüm noktası olan tarihi eleştiri projelerini bilgilendiren, tarih yazmanın ‘’arkeolojik’’ ve ‘’soybilimsel’’ yöntemlerine de katkıda bulunmuştur.

Çevirmenin notları:

* Ünlü filozof Louis Althusser’in de öğretmenlik yaptığı bu okulda dünyaca tanınan Gérard Debreu, Albert Camus öğrenci olarak girmiştir. Ayrıca Türkiye’den sadece sayılı sayıda kabul edilen öğrencilerden birisi de Cahit Arf’tır.

** Yusuf Atılgan, bir edebiyat dergisine verdiği röportajda bazı insanların aksine hayatımızın aşkın bir anlamı olduğuna inanmadığını, hayatı büyük kutsal bir proje gibi görmediğini ve toplumsal gerçeklik içinde bir insan olarak var olmanın onun için yeteri kadar büyük bir anlam taşıdığından bahsederek ‘’Bunun yetmemesi ne büyük narsisizm!’’ der ve aslında aşkın narsisizmi basitçe tanımlar.

Çeviri: Ece Yurdakul

Kaynakça:

Gutting, Gary and Oksala, Johanna, “Michel Foucault”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2019 Edition), Edward N. Zalta (ed.), https://plato.stanford.edu/archives/spr2019/entries/foucault/

Notos Öykü 35 – Yusuf Atılgan: Ağustos – Eylül 2012.

Tavsiye Edilen Yazılar

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle