UYAR’A ÖZÜR

510Alışılmışın tadından, bir de başlıktan bu yazının Turgut Uyar için yazılmış olduğu gelebilir akıllarınıza. Fakat bu özür, erkek dünyasında silik kalmış bir kadına dileniyor. Bu özür İkinci Yeni’nin değil, öykücülüğün kraliçesi Tomris Uyar için dileniyor.

Aylar önce ben de -Tomris Uyar hakkında bir şeyler karalamış herkes gibi- onu anlatırken Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever arasında gidip geldim. Onu değil, aşıklarını anlattım bir bakıma. Kadını cinselliği, güzelliği ve aşıklarıyla somutlayan erk düzene bir tuğla da ben koydum. Bu özür, başta kendim olmak üzere, tüm kadınlara dilenen bir özürdür.

Cinsellik üzerine nice şiiri olan  usta Cemal Süreya’nın aşk hayatı şiirleri kadar konuşulmaz hiçbir zaman. Veya Turgut Uyar’ın Tomris’le olan evliliği kadınınki kadar ön planla değildir. Edip Cansever deyince akla Tomris Uyar düşmez hemen. Fakat bu üç adamın, hatta Ülkü Tamer ile birlikte dört adamın isimleri, Tomris Uyar isminin arkasından gölge gibi gelir. Halbuki, tüm ikinci yeni akımıyla yazılmış şiirlerin verdiği hazzın yanı sıra,  Tomris Uyar öykülerinin verdiği bambaşka bir haz, bambaşka bir tat vardır. Geçmiş ve şimdiki zamanlar arasında geçişi bu denli profesyonelce, bu denli karmaşa yaratmadan kusursuzca kuran üç beş öykücüden biridir bu yetenekli kadın. Sosyal medya hesaplarında iki üç dizesini paylaşarak, Tomris’in öykücülüğünü anmadan dize methiyeciliği yapan kaç insan bahsettiğim öyküleri açıp okumuştur, tartışılır. Fakat ülkemizde su götürmez bir acı gerçektir ki, üç şair öykücü, Tomris Uyar şair olsaydı, şimdi şiirlere yapılan övgüler öykülere yöneltilecek ve kadın pekala geri plana atılacak, basitleştirilecekti. Yine şiirleri değil, aşk hayatı ile ön planda olacaktı.

Bambaşka bir dili vardır Tomris Uyar’ın.  Öyküleri, yanı başınızda kulağınıza fısıldıyormuş tadı yaratır okurken. Eski İstanbul esintileri estirir, kadın kahkahaları çınlatır. “Bunları yazan kadın ölmüş olamaz” dersiniz. Ölüm bir kez daha korkunçlaşır. “Bu hikayeler nasıl bir hayal gücünün ürünü?” dersiniz ve yeniden, yeniden hayranlık bastırır hislerinizi. İşte o zaman, yani kendinizi Tomris Uyar’ın öykülerinde bulduğunuz zaman, aklınıza ne sevgilisi gelir, ne arkadaşı, ne kocası. O zaman tamamen Tomris Uyar ve sanatıyla baş başa kalmışsınızdır ve neden ve nasıl bu sanatın bu kadar az konuşulduğunu düşünürsünüz. Karşınızda artık “ikinci yeni’nin gelini” yoktur. Karşınızda, kalemi sihirli bir lirik yazar vardır ve “Üç şair adam ve bir kadın” konseptli hikayelere isyan edersiniz, bu sihirli cümleleri içinde erittiği için. Bir yandan hayatın tam içinde, bir yandan günümüze bir o  kadar uzaktır bu hikayeler. Basit hayatları konu edinir genellikle. Kimsenin umursamayacağı, şehrin gürültüsünde çığlığı kaybolmuş insanların hayatlarından kesitler sunar. Bir yakının kaybedilmesini hatırlatan sızılar yaşatır sonları. “Kadın kokusu” duyulur satır aralarında. “Kadın eli değmiş” deyimini hatırlatan bir düzen vardır dağınıklığında. Hoyrat yaşamının aksine, yumuşak bir tını sezilir cümlelerde. Tek bir öyküsünü bile okumamış İkinci Yeni meraklılarının, hakkında tek kelime bile yazmaması gereken bir kadındır Tomris Uyar. Sanatına, kadınlığına, kalemine hakarettir ötesi. Benzersiz bir yetenektir ve ne acıdır ki bu yetenek, konuşulmayanların arasına unutturmuş kendini. Sarı saçlarının, eşlerinin, başkaları hakkında söylediği sözlerinin arasında yok olmuştur ve şu an okuduğunuz yazı, tam da bu duruma, bu yetenekli kadına geç gelmiş bir özürdür. Geç gelmiş bir af dilemedir.

 Arkandan yazılan  her erk düşünce ürününü öykülerinin tek bir cümlesiyle silebilen kadın, bir yerlerde hala okunan öykülerinin saçtığı ışıklarla uyu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir