İstanbul Opera ve Balesi’nin Baş Baleti Erhan Güzel : Biz diyemeyiz ki biz baleyi tek başımıza yapıyoruz. Biz bir ekibiz. Bu ekip ne kadar büyük, ne kadar geniş, ne kadar güçlüyse sahneye çıkan sahne sanatları da o kadar güçlü oluyor.

 

erhan güzel balet ile ilgili görsel sonucu

 

Türkiye’de balenin temelleri sağlam bir şekilde atılarak başlamıştır. İngiliz Kraliyet Balesi’ni kuran ve dünya bale tarihinin en önemli isimlerinden Dame Ninette de Valois önderliğinde Türk Balesi 1946 yılında kurulmuştur. Ülkemizde ilk resmi akademik özelliğe sahip olan bale okulu Yeşilköy İstanbul’da açılmıştır. Daha sonra bale okulu Ankara’ya taşınmış ve Devlet Konservatuvarı’na bağlanmıştır. O zamandan günümüze kadar pek çok yetenekli ve başarılı bale sanatçısı ülkemizde yetişmiş ve gerek yarışmalar gerekse ödüller ile dünya çapında başarılar elde edilmiştir. İstanbul’da balenin kalbinin attığı önemli yerlerden biri olan Süreyya Operası’nda, İstanbul Opera ve Balesi’nin Baş Baleti Erhan Güzel ile bir röportaj gerçekleştirdik. Erhan Güzel, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olmuştur, Türksoy Özel Ödülü’nü almıştır ve dünya çapında çok az bale sanatçısının yapabildiği havada üç kez dönme hareketini yapabilen ender bale sanatçılarından biri olmuştur. Yetenekli ve başarılı bale sanatçısı Erhan Güzel’in yoğun temposuna rağmen baleyi daha geniş kitlelere ulaştırmak ve tanıtmak için anlatmaktan hiçbir zaman vazgeçmediğine yaptığımız röportaj ile de tanık olmuş olduk. Bale hakkında uzun ve zevkli bir söyleyişi gerçekleştirdik ve bölümlere ayırdığımız bu söyleşinin birinci bölümünü sizlere takdim ediyoruz. Dilerseniz youtube üzerinden de izleyebilirsiniz.

 

Merhaba, kendinizi takdim eder misiniz öncelikle.

Merhabalar, ben Erhan Güzel. İstanbul Devlet Opera Ve Balesi Müdürlüğü’nün bale baş dansçılarından biriyim. Devlet Konservatuvarı’na 1994’te başladım. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda başladığım eğitimimi 2004’te bitirdim. Mezun olmadan bir sene önce Ankara  Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nde hem staj yaptım okurken hem de bir sene çalışma imkanı buldum. Benim mezun olduğum sene devlet kadro sınavları açıyordu o sırada hem Ankara operasının hem de İstanbul operasının sınavlarına girdim, ikisini de kazandım ama İstanbul’a geldim. Geldiğimden beri de bütün eserlerde, sakat olmadığım sürece hepsinde aktif olarak baş dansçı olarak devam ediyorum.

 

Sizce, İstanbul’da bulunmak bale açısından daha mı avantajlı yoksa Ankara’da mı?

Ankara her şeyde olduğu gibi başkent, ilk balenin kuruluşu da Ankara’da aslında İstanbul’da Yeşilköy’de başlamış ama ilk  konservatuvarın kurulumu Ankara’da oluyor, Cebeci Konservatuvarı ile. Dame Ninette de Valois İngiliz balesini kuran ve aynı zamanda  gelip Türkiye’de de baleyi kuran kişi. O yüzden bizim temelleri sağlama dayanan bir balemiz var. Ankara’da bu temeller her zaman daha sağlam duruyor ve Ankara’daki konservatuarın kesinlikle imkanları daha geniş. Burada Mimar Sinan ve İstanbul Üniversitesi’nin iki tane konservatuvarı var, benim okuduğum okula nazaran çeyreği diyebileceğim küçüklükte, salonları baleye o kadar elverişli değil ama yine de bale eğitimi veren üç beş okuldan ikisinin İstanbul’da olması, Ankara’da bir tane olması ve en son duyduğum kadarıyla Mersin Konservatuvarı’nda da açıldı, bale bölümü var. İlk olarak açılan Ankara olduğu için orada bale eğitimi daha köklü ve klasik bir şekilde ilerler ama İstanbul’da aynı zamanda dünyaya açılan bir kapı.

Baleye 6 yaşındayken başlamışsınız, bale ile tanışma serüveniniz nasıl oldu?

Benim babam Ankara Devlet Tiyatroları’nda dekorcuydu, sonradan Mersin Devlet Opera ve Bale Müdürlüğü’ne geçti. Mersin’e geçtiği zamanda Mersin çocuk balesine başladım 6 yaşındayken. Ama daha öncesinde benim babaannemin aile dostu Cüneyt Gökçer vardı. Devlet tiyatrolarının kurucusu sayılır, genel müdürlüğünü yapmıştır senelerce ve benim çok beğendiğim bir devlet sanatçısıdır kendisi. O da bana bakıp bu çocuk konservatuvara girsin, balet olsun dediğinde zaten konservatuvarda da müdürdü bir yandan. Benim birazcık sanatın içinde var olan bir durumdan kaynaklandı gibi gözüküyor, yani ben hatırlıyorum babam beni götürdüğü ilk bale dersini hatırlıyorum çok sevmiştim, bayılmıştım. Bizim dönemimizde de o zamanlar ilkokul bittikten sonra lise sınavına giriyordun, o sınavı kazanırsan iyisin olarak bakıyorlardı. Anadolu lisesi sınavlarına bile girmeyeceğim direkt konservatuvarı kazanacağım dedim çünkü bale yapmak istiyordum. İyi ki de öyle olmuş, başarabilmişim ve şuan olduğum yerden de bulunduğum konumdan da yaptığım meslekten de çok mutluyum, gurur duyuyorum, çok teşekkür ederim öncelikle hem davetiniz için hem bunu yayınladığınız için buna vesile olduğunuz için. Ben elimden geldiği kadar baleyi anlatmaya çalışıyorum, dünyanın en zor mesleklerinden biri, madencilikten sonraki en zor meslek sayılıyor.

Hem fiziksel hem psikolojik boyutu var, aynı zamanda da yetenek giriyor işin içine.

Psikolojisi çok zor, yeteneği de çok zor yani 10 yaşında başladığın konservatuvar maratonunda 10 sene okuyacağın bir okul. Ortaokuldan ve liseden sonra elemeleri var. Üniversite bittikten sonra mezun oluyorsun kabul ediyorum ama hangi operaya başlayacaksın bu elemeleri geçebilecek misin, bu elemeleri geçtikten sonra iyi bir yerde mi olacaksın kötü bir yerde mi olacaksın, konservatuvara ben girdiğimde 8 kişi girmiştik orta bir olarak, mezun olurken 2 kişi mezun olduk. Yani ben büyük sınıflarda gördüm 20 kişilik bir sınıfta gördüm oradan da mezun olan 3-4 kişi. Yani büyük bir eleme var. Ya psikolojisine yenik düşülüyor ya fizik olarak büyüdükçe artık yapamamaya başlıyor. Sakatlıklar oluyor. Bunların hepsi düzgün ilerlemeli ki bale yapabilesin. Baleye elverişlilik çok zor. Şuan 34 yaşındayım bir şey yanlış gittiğinde yine yapamıyorum. Şuan en iyi halimde olabilirim ama yanlış olan herhangi bir durumda bale yapamıyorsun. Aynı zamanda çok nankör bir meslek. 3-4 hafta yapmadığında seni 3-4 sene geri atıyor. Hemen yakalamak için insanüstü bir çaba sarf etmek gerekiyor. Örneğin benim buradan sonra da gidip tatil yapmam gereken günde, Pazar gününde ağırlık çalışmam gerekiyor. Çünkü yarın prova var ve zaten 2-3 haftadır ben de kendi rahatsızlığımdan dolayı ara vermiştim, hemen yetişmem lazım ve imkanı yok ara verecek bir lükse sahip değilim. Ancak toparlayabilirim yoksa partnerime de yazık, bana da yazık, çalıştırana da yazık zaten temsil tarihi yaklaştıkça insan stres yapıyor ve bu stres başa çıkamadığım bir durum, rüyalarım çok kötü oluyor, dönmeye başlıyorum ve dönemiyorum veya hareketi unuttuğumu görüyorum ve kan ter içerisinde uyanıyorum. Temsil arifesinde yaşadığım bir durum oluyor bu.

Dünyada maksimum 3 kez yapılabilen havada dönme hareketini de yapan nadir baletlerden birisiniz.

Evet, sağ olun çok dikkat etmişsiniz.

Bu kadar çok çalışmanın sonucunda elde edilen bir başarı. 

Evet, ben çok dikkat ediyorum böyle şeylere. Türkiye için değil dünya için bale yapmaya çalışıyorum yani zaten Türkiye’de bale gerçekten çok ileride, bizim dansçılarımız tanınmamış olsa da gerçekten dünya balesine uygun dans ediyoruz, yapmaya çalışıyoruz.

Tanınmamasının nedeni biraz da örneğin AKM‘nin hala kapalı olması gibi, eserlerin çok sahnelenememesi yüzünden olabilir mi?

6 tane operamız var, sen İstanbul olarak baz alıyorsun ama Türkiye’ye daha geniş bir yerden bakmak lazım, bunun tanınmaması Türk mahallesine salyangoz satmak gibi birazcık. Hepimizin elinde olan bir şey, bütün seyircilerimiz, biz elimizden geldiği kadar bunu güzel bir dille anlatacağız ki insanlar da sanatı sanatçıyı balerin ne kadar zor olunduğunu ne kadar muazzam bir meslek olduğunu zarafetin beden bulmuş halinin nasıl bir şey olduğunu anlatmak zorundayız. Bunu sadece AKM ile yapamayabilirdik, kapalı olması tabi ki de çok büyük bir sıkıntı şuan hatta bulunduğumuz yer Süreyya Operası, ben burayı çok seviyorum burası da benim mabetlerimden biri ama AKM buranın 20 katı büyüklüğünde ve daha olumlu hareketler yapabilmeye elverişli olan bir yer. İnşallah açılacak diye biliyoruz, biz de bekliyoruz. Bunun tek nedeni AKM değil ama bunu söylemeye çalışıyorum.

Genellikle Süreyya Operası’nda kapalı gişe oynanıyor ve çok fazla bilet bulamıyoruz, Zorlu’da olduğunda biletler piyasaya dökülüyor ve pahalıya satılıyor, o yüzden sergilenen alanlar biraz daha  çoğaltıldığında daha kolay ilerleyebilir aslında.

Keşke çoğaltılsa kabul ediyorum ama bilet fiyatları için şunu söylemek istiyorum, aslında sinema kadarız.

Devlette evet.

Zorluda’ da özel bir yere gidiliyor, oranın kendi biçtiği bir fiyat var, o da sinemadan bir tık daha fazladır. Ben verilen paranın fazla olduğunu düşünmüyorum canlı performans sahnede ve hak ettiğini düşünüyorum. Onun dışında dediğin gibi kapalı gişe oynuyoruz, ki bunu yapmak çok zevkli, sağ olsunlar ben seyircilerimizi çok seviyorum bizi eksik bırakmıyorlar, her zaman varlar ama daha geniş kitlelere hitap edebilmek için birazcık seyirci kapasitesinin çoğalması lazım bu sahneler açıldıkça biz de daha fazla bale yapma imkanı bulacağız ama burada şöyle bir sıkıntı olabiliyor; şuan sadece Türkiye’de değil dünyada bir bale sanatçısı azalması durumu söz konusu, aktif dans eden arkadaşlarımızla beraber 20 tane temsil üst üste yaptığımızda arkadaşlarımızda sakatlıklar artıyor ve bu sakatlıklar gerçekten bazen temsil yapamayacak kadar bizi zorluğa sokuyor. Baş dansçı bulmak birazcık daha kolay, Ankara’dan bir baş dansçıyı arayalım gelsin burada Kuğu Gölü’nü dans etsin ama şu var grup çok önemli. Hem konuyu taşıyan, anlatan, başrolün başrol olduğunu belli eden, eseri destekleyen ve götüren iş aslında grubun yaptığı iştir. Diyemiyorsun ki Ankara’dan hemen bana 30 tane bale sanatçısı gönderin de biz temsil yapalım diye, öyle bir durum söz konusu değil.

Hep birlikte bir ahenk oluşturmak için de zaman gerekiyordur.

Aynen öyle orda da aynı zamanda temsiller sürüyor, onlar da bırakıp gelemiyorlar. O yüzden dediğim gibi sahnenin fazla olması ve bizim temsil yapıyor olmamız çok değerli olduğu kadar, bale sanatçılarının da var olması lazım. Biz şuan biraz eksiğiz. Eksikliğin sebebi konservatuvara giren öğrenci sayısından mezun olabilme sayısına kadar alakalı. Artık bazen öyle bir duruma geliyor ki insan ehvenişer, kötünün iyisi durumunu, bile tercih etmek zorunda kalıyorsun ama balede ne yazık ki böyle bir durum yok hepsinin en iyisi olmak zorunda, en iyiler yan yana gelebilecek, en iyi kompozisyon oluşabilecek ki, klasik baleyi yapabiliyor olacaksın. Klasik baleyi biz yaratmadık 1990’larda veya 2000’lerde. Klasik bale 1600’de saraylarda başlamış ve şu anki halini almış durumda. O yüzden şu an yapılması gereken belli başlı prosedürler var. Bunları ya uyguluyorsun ya da yapamıyorsun. Bunları yapabilmek gerçekten zor olduğu için ve tek başına da yapmadığın bir şey olduğu için yani başrolü, son rolü, çalıştırıcısı, baş koreografı, direktörü, sanat yönetmeni, dekorcusu. Buradaki sergide de var birazdan gezeriz, bir bale temsili nasıl oluşuyor diye düşündüğünüz zaman gerçekten çok geniş bir yelpazeye yayılıyor. Bunlar yapılırken bir tanesi eksik olduğu zaman işler zor yürüyor. Örnek veriyorum terzihanede bir tane çalışanımız eğer o hafta raporluysa, kostümler dikilmekte bile geç kalıyor ve bu bize kadar yansıyor. Biz diyemeyiz ki biz baleyi tek başımıza yapıyoruz. Biz bir ekibiz. Bu ekip ne kadar büyük ne kadar geniş ne kadar güçlüyse sahneye çıkan sahne sanatları da o kadar güçlü oluyor. Dünyada da bale sanatı biraz küçülmeye gitti yani sanatçılar çok zor yetişiyor çünkü bale tekniği çok gelişti. Bundan 100 sene önce yapılan bale ile şimdi yapılan bale arasında dağlar kadar fark var. Bale yapmak bir de çok sık elekten geçirilen bir şey olduğu için 100 kişi başvursan 10 kişi elekten geçiyor. 10 kişi de yeterli olmuyor. Kuğu gölünde arkada kızların durması gereken 64 kişilik bir kordoyken, diyorsun ki yarıya indirelim, ondan sonra bir kere daha yarıya indiriyorsun ve bir bakıyorsun 16 kişi olmuş. Normalde 6 tane çizgi olması gerekirken sadece 2 tane çizgi oluyor. 6 çizginin verdiği büyük gösteriş ve aradan kuğunun ve prensin gelmesine kıyasla 2 tane çizginin arasından gelmesi gibi farklı farklı durumlar söz konusu oluyor. Modern değil daha neo-klasik eserleri tercih ediyorsunuz, daha az insanlar daha gösterişli yapabileceğiniz işleri tercih ediyorsunuz ama İstanbul Balesi olarak biz çok şanslıyız ki kalabalık biz ekibiz, güzel büyük eserleri yapabiliyoruz. En son Don Kişot oynadık, benim Don Kişot’ta da bir şanssızlığım oldu parmağımda tendonum koptu, oynayamadığım diye çok üzüldüm çünkü 3. Kez oynayışım olacaktı. Bir 20 yaşında oynadım bir 25 yaşında oynadım bir de şimdi oynayacaktım. Yani insan oynamalara doyamıyor. Zaten bu meslek kısa sürdüğü için 40-45 yaşlarında aktif bale yaşantını bitirmek zorunda kalıyorsun. Yerçekimi vücut kondisyon bir şekilde artık seni bale yapamaz şekle sokuyor ve daha sonra başka şeylere yöneliyorsun yani bulunduğun kurumda çalıştırıcı olabilirsin yönetici olabilirsin koreograf olabilirsin ama tekrardan dansçı olma şansın kalmıyor, vücudun buna izin vermiyor. O yüzden elimden geldiği kadar yani bu mesleği bitireceğim yaşa ulaşıncaya kadar ne kadar çok dans edersem, o kadar kardır diye düşündüğümden dolayı her şeyi yapmaya çalışıyorum. Bazen ufak tefek bazen de uzun süren sakatlıklar oluyor bu süreçte, elimdeki uzun süren bir sakatlıktı, hatta önümüzde bodrum bale festivali var önümüzde, ben de oynayacağım 11 ağustosta bekleriz.

 

16. bodrum bale festivali 2018 ile ilgili görsel sonucu

 

 

Süreyya Operası bale sergisinden kareler 

 

süreyya operası bale sergisi ile ilgili görsel sonucu

Fotoğraflar Kadıköy Gazetesi’ne aittir.

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir