Reading Time: 2 minutes

Lacan’a göre insan yavrusu sürekli olarak dürtü doyumuna ya da ‘jouissance’a dalmış varlıktır. Lacan, ‘‘joissance’’ kavramının dürtülerin doyurulmasından geldiğini belirtmiş ve ‘‘joissance basit ve açık bir şekilde ihtiyacın karşılanmasında değil, dürtülerin doyurulmasında ortaya çıkar’’ şeklinde tanımlamıştır (Seminar VII: The Ethics of Psychoanalysis, p. 209). Sade bir ifadeyle ‘jouissance’ yani acının içindeki haz anlamına gelen bu Fransız terimi, Lacan için çok önemlidir. İnsana ciddi derecede rahatsızlık veren yemek yeme eylemi gibi düşünülebilir, sonunda acı ve rahatsızlık getiren ölçüsüz bir zevk. Joissance, kendini istikrarsızlaştırır. Aynı zamanda joissance vücuttaki uyarım veya gerilimin, kuvvetin bolluğu olarak da düşünülebilir. Lacan, joissance’ı yineleyen kompülsiyonlar veya defalarca tekrar ettiğimiz hareketler ile ilişkilendirmiştir ve bunların hayatımızda her türlü probleme yol açtığını belirtmiştir. Örneğin ellerini günde 100 defa yıkamak zorunda hisseden birileri gibi. Bu bağlamda aynı şeyin tekrarı tam olarak dürtünün aradığı, istediği şeydir. Eğer dürtüler konuşabilseydi ‘daha fazlası, tekrar, daha fazlası, tekrar’ gibi bir şeyler söylerdi (Bu yüzden Lacan yirminci seminerine ‘tekrar sahneye çağrılış’ adını vermiştir.). Bu nedenle Lacan her dürtünün ölüm dürtüsü olduğunu iddia etmiştir (Dürtü, sembolik ve sosyal benliklerin işleyişini bozar.). Joissance kavramı dürtüden ayrı olarak düşünülemez. Lacan bu iki kavramın (dürtü ve haz) el ele hareket ettiğini düşünür ve bu iki kavramı arzunun karşısına koyar. Lacanyenler genellikle ‘arzunun, dürtü ve joissance’a karşı bir savunma’ olduğunu söylerler. Lacan’ın da dediği gibi ‘‘arzu, joissance sınırının ötesine geçmeye karşı bir savunmadır’’ (‘The Subversionof the Subject and the Dialectic of Desire’, Écrits, p. 699).  

Joissance, bir bebeğin dünyasının tamamı değil midir? Tüm bebeklerin yaptığı meme emmek (oral dürtü), birincil bakım verenin yüzüne gözlerini dikip bakmak (araştırma dürtüsü), birincil bakım verenin sesini dinlemek (yardım isteme dürtüsü) ve kaka yapmaktır (anal dürtü). Bir bebeğin bütün varlığı dürtü doyumu ya da joissance’dır. Başlangıçta bunların hiçbirisi dil, yasa, gelenek, sosyal normlar vs. aracılığıyla sağlanmamıştır. Yani bebek haz arayışını henüz bir bağlamda kavramsallaştırmak ve konumlandırmak zorunda olan, sosyal bir özne değildir. Bunun yerine aracının bulunmadığı, yoğun bir joissance’ın küçük bir paketi, yığınıdır. Bu joissance’ı romantikleştirmek değildir. Çünkü zamanla bu durum daha da katlanılamaz bir hale gelir ve çocuk bundan uzaklaşmanın yolunu arar. Küçük bir çocuğun birincil bakım vereninin bedeniyle (genellikle annesinin bedeni) ilişkisini düşünün. Çocuk sıklıkla bu bedene sarılır, yapışır ama başka zamanlarda da bu bedenden kurtulabilmek için her şeyi yapar. Küçük çocuklar genellikle anneleri tarafından kucaktan aşağı indirilmediklerinde çok sinirlenir, öfkelenirler.

“Endişeye neden olan şeyin anne memesine duyulan özlem olmadığını bilmiyor musunuz, peki ya bunun yakınlığı? Bu durum endişeyi kışkırtan, görünür olmayı sağlayan, kucağa geri alınacağımızı bize beyan eden her şeydir. Söylenilenlerin aksine, bu durum annenin alternatif varlığının ve yokluğunun bir düzeni değildir. Kanıt olarak bebeğin tekrarlanan varlık ve yokluk oyunundan zevk alması gösterilebilir. Varlığın güvencesi, yokluğun ihtimalidir. Bebeğe en çok acı veren şey ise tam olarak kendini yerleştirdiği, konumlandırdığı ilişkide, onu arzuya dönüştüren eksikliğin bozulduğu andır ve bu ilişki en çok da herhangi bir eksiklik olasılığı olmadığı anda, anne bebeğin arkasındayken özellikle de onun arkasını temizlerken bozulur.”
(Seminar X: Anxiety, p. 53)

Çeviren: Hilal Üney

Kaynakça:

https://link.medium.com/HAQ8CbBDY7

Tavsiye Edilen Yazılar

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle