1968 yılında yazılmış olan “Sevgilim Hayat” şiiri Marksist estetiğin birçok unsurunu bünyesinde barındırması açısından önemlidir. Marksist estetiğe göre şiirin işlevi, toplumsal ilişkileri değişik yönleriyle açıklamaktır. Şiirin anlam dünyasını, bir Marksist’in hayat algısı ve yorumu, dünya görüşüne göre hayatın çerçevesini oluşturan sosyal ilişkiler oluşturmaktadır. Özel’in, mevcut düzenle uzlaşmayan hırçın tutumu ve muhalif üslubu her mısrada kendisini hissettirmektedir.
İsmet Özel, tüm hayatı boyunca farklı dünya görüşlerine sahip olsa da aslında tek bir karakterin sözcülüğünü yapmıştır. İnandığı değerler için savaşmayı göze alan, mücadele etmekten kaçmayan bu karakter; zulme, baskıya, adaletsizliğe karşı insana ümit ve dirayet veren bir karakterdir. Şair, bu şiirinde de ısrarla, hayatın yaşanılır bir hâl alabilmesi için savaş ve mücadelenin zorunlu olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu vurguyu; hayatın güzelliği ancak savaşılarak, uğrunda mücadele edilerek belirlenebilir, iddiasına kadar götürür.
Şair, zor şartlar altında yaşayan bir insanın hırpalanmış yüzünü zihnimizde oluşturmaktadır. Bu tasavvuru “dağlı bir anlatım” kelime grubuyla destekler. Okuyucunun zihninde oluşan yüz, zorluğu ve hayatın acımasızlığını sembolize eden “dağlı” kelimesiyle şekillenir. İlk mısralardan itibaren bir sınıf farklılığıyla karşılaşılmaktadır. Şiirin devamında bu farklılık ve sınıf çatışması daha da belirginleşecektir. Hayat “her hafta oğlunu leğende yıkayan” diye tanımlanmaktadır. Hayatla olan mücadelenin şartları ise “yaban, diri memelerinden ısırmak” ve “dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak” mısraları ile anlatılmıştır. Bu mücadele birçok zorluklarla birlikte içinde zevk unsurunu da barındırmaktadır. Hayatın zorluklarıyla savaşmak adeta bir sevişme sahnesi gibi gözler önüne serilir. Hayat, uğrunda devrimci duyarlılıkla mücadeleye girilecek bir ‘sevgili’ gibi ele alınır. Yokluklar içinde yaşamak zordur; ancak şair bu zorlukla birlikte bize sanki yaşama zevkini de hatırlatmaktadır.
Şair hayatı tanımak ve öğrenmek için başvurduğu yöntemleri açıklar:
“çok oldu tepelere vurdum kendimi
Bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde
tıraşı uzamış adamlardan
huylarını öğrendim senin”
Hayatın zorlukları ve yoklukları içinde olgunlaşmış insanı anımsatan, yüzü hırpalanmış, buruşmuş insan görüntüsüne “karanlık kahvelerde tıraşı uzamış adamlar” da dâhil olmaktadır. Buraya kadar bahsedilen insanlar, altyapıyı temsil eden kişilerdir. Sınıfsal ilişkiler içinde bu insanlar emeğinin karşılığını almak isteyen; ancak çoğu zaman sömürülen insanlardır.
İkinci bent ile birlikte şair, üretim araçları ile üretim ilişkileri arasındaki mücadeleden doğan sınıf çatışmasına kapı aralar. Hayatı, fabrika düdüklerinin çıkardığı sesler arasından seyreden şair, altyapı ile üstyapı arasındaki çatışmanın boyutlarını sıralar. Bezgin işçilerin her sabah yorgun argın çalışma hayatına dâhil olması tasvir edilmektedir:
“Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma
ve hatırlıyorum lokavt vardı
bezgin fabrika düdüklerinin
dizlerine yatırılmış olan sabah
senin kalbini kakışlardı”

Sömürüyü ve patron hâkimiyetini sona erdirmek için harekete geçen üretim güçlerinin mücadele yöntemleri, amaca ulaşmak için gerçekleştirilen eylemler sıralanmaktadır:
“Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar
polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda
patronları kudurtan gazeteler satarlardı”
Sokak gösterileri düzenlemek, bildiri ve gazete dağıtmak, basın-yayın hayatına hâkim olmaya çalışmak, toplumu devrim için bilinçlendirmek gerçekleştirilen eylemlerdir. Bütün bunlar sınıf çatışması neticesinde ulaşılacak olan sentez için yapılması gerekenlerdir. Üstyapı, kapitalist sistemi muhafaza etmek ve sınıf çatışmasından zaferle çıkıp altyapıyı sindirmek için bazı örgütleri kullanmak zorundadır. Patron, üretim ilişkileri içinde kapital düzene ait bir unsurdur. Fabrika sahibi aynı zamanda özel mülkiyeti ve altyapının sömürülmesini sembolize eder. Şiirin bu bölümünde, sınıf çatışmasına sebep olan üretim gücü ve üretim ilişkilerine ait unsurları iç içe geçmiş haliyle görmek mümkündür. Tez-antitez diyalektiğine dayandırabileceğimiz bu çatışmada; Üretim gücü: Bezgin fabrika düdükleri, muştuyu omuzlayan genç adamlar, militan ruhla. Üretim ilişkileri ise: Lokavt, polis, patron gibi kelime ve kelime grupları ile anlatılmaktadır.
Şiirin üçüncü bendinde de altyapı ile üstyapı arasında oluşan sınıf çatışmasına gönderme vardır. Burada altyapıya ait unsurlar olarak işçilerin yerini “izmarit toplayan çocuklar” patronların yerini ise “devlet katlarında çekleri imzalanan faşizm” almaktadır. Sosyal yapı içinde yer alan bir zıtlık gösterilmeye çalışılmıştır. Bir yanda devlet mekanizmalarını kullanarak halkı sömüren ve zenginleşen fabrika patronları, diğer yanda ise açlık içinde mücadele veren işçiler, izmarit toplayan çocuklar vardır.
“ben öyle bilirim ki yaşamak
berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır
çünkü biz savaşmasak
anamın giydiği pazen
sofrada böldüğümüz somun
yani ıscacık benekleri çocukluğumun
cılk yaralar halinde
yayılırlar toprağa
etlerimiz kokar
gökyüzünü kokutur”
Savaş, inanılan ideal uğruna gerçekleştirildiğinde hayat anlamlı hâle gelecektir. Cılk yara; tiksinti veren ve kesilip atılması gereken, vücutta yayıldığında kangrene dönüşen ve vücudun diğer uzuvlarını da çürüten bir şeydir. Hayatın arınması, temizlenmesi için savaşmak, mücadele etmek bir zorunluluktur. Uğruna savaşılan değerler; izmarit toplayan çocuklar, anamın giydiği pazen (ki burada pazen, [dokuması kalın pamuklu kumaş] yine halkı, halkın fakirliğini sembolize eden bir göndermedir), sofrada bölünen somunla anlatılmıştır. Bu unsurların tamamı sömürülen, dar gelirli sınıfın hayatının içinde yer alan altyapı yaşantısının parçaları, gerçeklikleridir.

“çünkü biz savaşmasak
Uzak Asya’dan çekik gözlerimiz
Küba’dan kıvırcık sakallarımızla
savaşmasak
güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu’da
Ke San’da, Kandahar’da ümüğüne basılır mı vahşetin”
Burada, ulusal ve uluslararası unsurlar bir arada verilmiştir. Böylece şiir Marksist estetiğin ideolojisine uygun olarak işçi sınıfının evrensel değerleri çerçevesinde nihayete ulaşır. Şair, emperyalizme karşı verilen mücadeleleri hatırlatarak Marksizm’in devrimci yönünü canlı tutmakta ve bir nevi şiirini bu amaç için araç konumuna getirmektedir. Sömürgeciliğe karşı mücadeleyi şair, aynı zamanda hayatı güzelleştiren değerler olarak okuyucuya sunmaktadır.
Uzak Asya, Vietnam, Küba, Ke San, Kandahar gibi yer isimleri emperyalizme karşı altyapının mücadelesinin evrensel boyutlarına işarettir. Bir Marksist’in hayatı ancak emperyalist güçlerle gerçekleştirilen bu mücadele neticesinde güzelleşecek, anlam kazanacaktır. Hayatı bir kadına benzeten şair, ona sahip olmanın şartı olarak savaşı ileri sürer.
“Ben savaşarak senin
bulanık saçlarından tutup
kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya
dünya kirletilmez bir inatla dönüyor
altımıza yıldızlar seriliyor
yüzüm suya davranıyor koşaraktan
ve inzâl”
Şiir, rahatlama ile sona erer. Sınıf çatışmasının ve eşitsizliğin ortadan kalktığı hayatı, sevgili gibi düşünen şair, ona kavuşmak ve onu arındırmak için girdiği mücadeleyi/savaşı, sevişmeye benzetmektedir. Bu sevgiliyle/hayatla beraber olunurken âdeta ulaşılan cinsel bir doyum söz konusudur. Şiirin sonunda inzâl kelimesinin kullanılması aynı zamanda zafer yoluyla, hayata sahip olmaya göndermedir.
Hayatın güzelliği bir Marksist’in bakış açısıyla ancak bu mücadelenin tezahür ettiği ortamlarda var olacaktır. Bununla birlikte sentez (devrim) altyapı ile üstyapının uyumu neticesinde gerçekleşebilir. Bu uyumun varlığı da yine sınıf çatışmasından doğan mücadeleye bağlıdır. Bu sebeple hayatın güzelliği sadece savaşarak ortaya çıkarılabilmektedir. Dünyanın “kirletilmez bir inatla dönebilmesi” buna bağlıdır.
Yazar: Fatih Yavuz
Editör: Merve Bektaş
Kaynakça:
- Yılmaz, M. (2013). İsmet Özel’in ‘Sevgilim Hayat’ Şiirinin Marksist Estetik Açısından Tahlili. A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 49, 211-222. Erişim adresi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/33672
Görsel Kaynakça:
- https://peacetourism.org/wp-content/uploads/2018/05/f41a8570f98033234e38d8be706b27c6.jpg
- https://twitter.com/cikisharitasi/status/1183028368993931266
- https://lithub.com/on-class-warfare-and-the-perfect-storm-of-crises-that-got-us-here/





