Site Loader

Fransız Yeni Dalgası (La Nouvelle Vogue), 1950’lerin sonu ve 1960’ların başında, bir film çekimini en kolaya ve doğala indirgemeye çalışan, dönemin film sektörüne karşı konulmuş bir tepki ve sanat akımı olarak değerlendirilebilir. İtalyan Yeni Gerçekçiliğinden sonra Fransa’da baş gösteren Yeni Dalga, 1958 yılında François Giroud’un Nouvelle Vague’daki makalesi dolayısıyla bu adla anılmaya başlanır. Artık eline kamerasını alan herkes neredeyse film çekebilecek hale gelmiştir ve böylelikle sinema, sabit kamera çekimlerinin esiri olmaktan kurtulur. Sıradan konular işlenmekten kaçınılmış, setler terk edilmiş ve el kameralarıyla Paris sokaklarına inilmiştir. Kamera, çoğu doğaçlamayla ortaya çıkan replikleriyle Paris sokaklarında dolaşan oyuncuları takip eder. Oyuncu seçimi bu sefer ün yapmış isimler yerine daha halktan, bazen de yönetmenin arkadaşlarından yana yapılır.

         Yeni Dalga’nın yeni biçimsel arayışlar içindeyken içeriği arka plana ittiği bir gerçek olsa da, yaşam daha önce ele alınmamış, yeni ve çarpıcı yönleriyle sinemaya yansımıştır. Ama bu kesitler insan yaşamının en önemli kesitleri olmamıştır.* Sinema salonlarının film sürelerini çok uzun bulması ve bu filmleri kabul etmemesi üzerine ortaya çıkan atlamalı kurgu yönteminde, olayın başı ve sonu verilerek seyirciden neler olduğunu anlaması beklenir. Arka arkaya işlenen sahnelerde, konu bütünlüğü olması gerekmediğinden,  bu izleyicide bir sonraki sahneyi tahmin edememenin heyecanına dönüşür.

         İkinci Dünya Savaşı’nın ekonomik ve sosyal etkilerini birçok ülke gibi hisseden Fransa için, düşüşe geçen sinemalarını kurtarmak adına Yeni Dalga bir kurtuluş niteliğindedir. 1951 yılında, genç yönetmenleri Cahiers du Cinema (Sinema Defterleri) adlı dergi etrafında toplayan Andre Bazin, akımın ilk filmlerininin yapılmasına da olanak sağlamış olur. Bu akımı ve Amerikan sinemasını daha iyi tanımaya başlayan gençler, ülkelerindeki sinema anlayışını çıkmazdan kurtaracak çözümler aramaya başlarlar. Cahiers du Cinema adlı dergi, Champs Elysees’de yayınlandığı için bu grup sağ yaka sinemacıları olarak da anılır.

Savaşın ardından, Fransız sinemasının Amerikan sineması karşısında gerilemeye başlamasıyla yönetmenler Hollywood tarzı büyük bütçeli filmler çekerek buna bir çözüm bulacaklarını düşünmüşler ancak yanılmışlardır. Filmler beklenen ilgiyi görmediğinde Yeni Dalga sinemacıları bu tutumdan vazgeçmiş ve filmlere daha küçük bütçeler ayırmaya başlamışlardır. Dönemin kültür bakanı olan Andre Malraux, bir Ulusal Sinema Merkezi kurar ve yeni filmleri teşvik etmek amacıyla 1959’da Film Yardım Yasası’nı (Loie d’Aide) çıkarır. Bu yasaya göre her filme %13 oranında parasal yardım yapılacaktır. Claude Chabrol’un Yakışıklı Serge  (Le Beau Serge) adlı filmi, bu yasanın sağladığı parasal yardımla çekilmiştir.

Başkent Paris’te, köklü bir sanat filmi geleneğinin olduğunu söylemeden de geçemeyiz. Fransa’da sanat filmi gösteren sinema salonu sayısı 437, sadece Paris’te 186 tanedir. Ayrıca her üniversitede film eleştirmenliği yapan öğretim elemanları bulunur.* Yine aynı dönem içerisinde, Seine Nehri ile ayrılan sol yakada kendilerini sol yaka sinemacıları diye  adlandıran başka bir grup da Arts dergisinde sinema üzerine yazılar yazmaktadır.

 Oldukça rahat ve doğaçlama repliklerle gelişen filmler, insan hayatının önemli ya da önemsiz herhangi bir anını yansıtabilir. Akımın babası sayılan Jean-Lou Godard’ın elinde, akımın prototipi sayılacak olan filmi Serseri Aşıklar’ı (E bout de souflee)çekmeye başlayacağı sabah, sadece ilk sahne yazılı olarak bulunuyordu.


Serseri Aşıklar, Jean Seberg ve Jean-Poul Belmondo (1960)

Godard’ın akımın bir diğer önemli filmi olma özelliğini taşıyan 1964 yapımı Çete (Bande a part) adlı filmi Arthur, Odile ve Franz karakterlerinin Louvre Müzesi’ni 9 dakikada koştuğu sahnesiyle hatırlanır.


Çete, Anna Krina, Claude Brasseur, Sami Frey (1964)

François Truffaut’un adından söz ettiren ve Cannes Film Festivali’nde ödüle layık görülen filmi 400 Darbe (Les 400 Coups)dir. Filmde Antoine’nin annesinin sahip olduğu kadın karakteri Gilberte, o dönemde henüz karşılaşılmamış derecede özgür ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın tiplemesine sahiptir. Traffaut, aşk üçgeni temasını 1962 yapımı bir diğer filmi Jules ve Jim’e (Jules et Jim)de kullanır.


400 Darbe, Jean-Pierre Leaud (1959)

Oldukça varlıklı bir ailenin çocuğu olan Yeni Dalga yönetmeni Louis Malle, sinemada çıkışını bir aşk öyküsü olan Âşıklar (Les Amants) filmiyle yapar. Ünlü oyuncu Jeanna Moreau’nun canlandırdığı karakter Jeanne Tournier, ailesini âşık olduğu bir arkeolog uğruna terk eder. 1958 yılı için evli kadın karakterinin bu davranışı, oldukça eleştiriye maruz kalmıştır.


Âşıklar, Jeanne Mareau, Jan-March Bory (1958)

Akımın en önemli yönetmenlerinden Alain Resnais’nin başyapıt sayılan filmi Hiroşhima Sevgilim, (Hiroshima man amour) atom bombasına maruz kalan topraklarda yaşanan bir aşk hikâyesini anlatır bize. Aşk ve acıyı birlikte işleyen filmde, yönetmenin Hiroşima’da yaşadığı geçmiş bir ilişkisinden esinlendiğine dair söylentiler mevcuttur.


Hiroşhima Sevgilim, Emmanuelle Riva, Eiji Okada (1959)

Yeni Dalga’yı, gençlerin, gelenekselleşmiş sinema anlayışını temelden sarsacak bir başkaldırısı niteliğinde kabul etmek doğru olacaktır. Yeni Dalga, takibinde gelişecek düşünce prensiplerinin gelişimini tamamlamasını sağlayacak yolu açmakla beraber, Fransa’nın da ötesinde, gençlere kendi yeteneklerini keşfedecek imkânı bulmalarını ve kült film literatürüne girecek filmlere imza atmalarını sağlamıştır.


Kaynak:

Esen E. Coşkun, Dünya Sinemasında Akımlar, Phoenix Yayınevi, Nisan, 2017

Işıl Ayçiçekka

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla