BLUES’UN KOZMİK SESİ: JANIS JOPLIN

“Müzik yapmak hayattaki en büyük eğlence. Bir şeyleri hissetmek ve onların içine dalmak, çok eğlenceli.”

Janis Joplin

“Blues’u ilk gördüğümde ormanda yürüyordu. Kapımı çaldı ve yapabileceği en büyük kötülüğü yaptı bana. Şimdi Blues bana tutkun ve ağaçlar arasında peşimi bırakmıyor hiç. Yakarışlarımı duymuş olman gerekir: ‘Sayın Blues beni öldürme!’, ‘Günaydın sayın Blues, sabah sabah ne işin var burada?’ Sabahtan beri benimle birliktesin ama gece ve öğleden sonra da beni bırakmıyorsun.”

Piyanist–şarkıcı Little Brother Montgomery’e ait bu cümlelerin kahramanı bluesun hikayesini anlatmadan önce sanırım şu notu düşmek gerekiyor;

Gerçek hayattan alınmıştır…

Amerika’nın güneyinde, siyahilerin kölelik zamanları…  Her türlü işkence ve aşağılanmaya maruz kalan kölelerin, bedenlerini ritme bırakarak şarkı söylemek tek özgürlükleriydi. Siyahiler bu süreçte, özgürlük arayışlarını ve acılarını lirik ama coşkulu bir biçimde müziğe dökerken, literatüre de yeni bir kelime kattılar: blues. Bu kavram ‘insanı çökerten ve sıkan’ şeylerin ve onların tüm yan anlamlarını içinde barındırıyordu. Bu tarz müziği yapabilmek için insanın kesinlikle hüzünlü ve endişeli olması gerekiyordu…

“Bence herkes yalnız kalır, çünkü aslında herkes yalnızdır.”

Kölelik kalktıktan neredeyse yüzyıl sonra Amerika’da, 19 Ocak 1943’te Janis isimli beyaz bir kız dünyaya geldi. Teksas’ın Port Arthur kasabasında yaşayan ailenin ilk çocuğuydu. Babasının fotoğraf makinesine her zaman gülümseyerek poz veren Janis, hanım hanımcık elbisesi ve özenle taranmış saçlarıyla dergilerde gördüğü kadınlar gibi güzel görünüyor olmayı dilerdi. “Evin zeki, erken gelişmiş, muhteşem gülümsemeli çocuğu” olarak tanımlayan kız kardeşine rağmen, onun aynaya baktığında görebildiği tek şey sivilceli ve bodur bir kızdı.

Ailesi öğretmen olmasını istiyordu ama Janis yönlendirmelere kulak asacak bir kız değildi. Zira şarkı söylemeyi çok sevmesine rağmen girdiği okul korosundan kurallara uymadığı için atıldı. Yaşadığı kasaba siyahi karşıtı aktif bir Ku Klux Klan bölgesiydi ama o hiç sakınmadan yapılacak en doğru şeyin bütünleşme olduğunu söylüyor ve siyahi ayrımına karşı çıkıyordu. Lise çağına geldiğinde bu bütünleştirici tavrı okulda aşağılanmasına neden oldu; arkadaşları onunla dalga geçiyor, bozuk para fırlatıyor, lakaplar takıyordu. Lisedeki üç yılını ırkçılık karşıtı tavrının ayrımcılığını yaşayarak geçirdi. Bu canını çok yakacak, ilerde bu günlerini “Dalga geçerek, beni sınıftan, şehirden, nihayetinde de eyaletten kaçırdılar be dostum.” diyerek özetleyecekti.

ct-janis-litle-girl-mov-rev-1204-20151203

Janis’in zamanla hanım hanımcık elbisesi değişmeye, saçları hippilerinkine benzemeye başlarken, karakteriyle kadınsılığı da çelişir bir hal aldı. Geleneklere karşı gelen bir boheme dönüşmekte kararlıydı; erkek arkadaşlarıyla kısa seyahatler yapıyor, barlara gidip başını belaya sokuyor, sınırları oldukça zorluyordu. Lise yıllarında yaşadığı tecrit, ruhunda bir anarşi başlatmıştı. Janis iyi bir kızdı ama iyi olmak kimsenin umurunda değildi o da “kötü kızı” oynamaya başladı.

“İnanılmaz derece yüksek bir ses sahip olduğumu tesadüfen keşfettim, böylece blues söylemeye başladım. Çünkü en hoşuma giden buydu.”

Janis bir gün, plajda arkadaşlarıyla denizi seyrederken, yanında ödünç aldığı plaklardan birini çalmaya başladı, yükselen ses Odetta’ya aitti. Janis, öyle bir taklit etmeye başladı ki Odetta’yı, arkadaşları duydukları ses karşısında şoke olmuşlardı; bu baş belası kız, mükemmel şarkı söylüyordu!

Müziğin yanında edebiyattan da ilham alan Janis’i, Jack Kerouac’ın Yolda romanı epey etkilemişti. Beat Kuşağı’nın hayat felsefesini kemikleştiren bu romanda Kerouac , Beat Kuşağı tabirini ilk kez kullanmıştı. Beat sözcüğü; başıboş, umarsız, aşırı duyarlı, meteliksiz, kendi haline anlamlarına geliyordu ve Janis de sık sık “Ben bir Beatnik’im” diyordu.

Liseden sonra üniversiteye bir dönem devam edebildi, büro işi yapmak için okuldan ayrılsa da oraya da fazla tahammül edemedi ve para kazanmak için Los Angeles’a giderek kendi deyişiyle “birinci lig keşlerle” takıldı. Sanat okumak için tekrar Teksas’a dönen Janis, öğrencilerden oluşan Waller Creek Boys gruyla bedava bira için taşra müziği yapmaya, sadece içebilmek için kulüplerde şarkı söylemeye başladı. İlgiyi seven bir kızdı, kabına sığamayan kişiliğiyle oldukça dikkat çekiyordu ama tüm vurdumduymaz tavrına rağmen o, gizli kırılgandı. Üniversitede kardeşlik dernekleri her sene bir yarışma düzenlerdi, biri onu En Çirkin Erkek yarışmasında aday gösterdi ve çoğu kişi Janis’e oy verince bu onun için bardağı taşıran son damla oldu.

“Teksas’tan çıkmam lazım… Teksas’tan çıkar çıkmaz her şey yoluna girecek” dedi ve Kerouac’ın Yolda romanında olduğu gibi tam bir Beatnik gibi San Francisco’ya gitmek üzere otostop çekti. Sanki çıktığı her bir yol, onu aradığı mutluluğun ütopik ülkesine biraz daha yaklaştıracaktı. Tüm ülke Rock’n Roll yapıyor dediği San Francisco’da hayatı da Rock’n Roll yaşar oldu. Kahve dükkanlarında country blues söylerken uyuşturucuya başladı.  Yine bir uyuşturucu bağımlısı olan Peter de Blanc’la birlikte olmaya başlayan Janis, Peter’la evlenmeyi düşünürken, önce uyuşturucudan kurtulmak istedi ve Port Arthur’a döndü. Nispeten daha sağlıklı ve düzenli bir hayat yaşadığı memleketinde Peter’ın başka kadınlarla olan ilişkilerini duymasıyla onunla ilgili tüm süslü rüyalar da sona erdi.

“Lanet olsun, mutlu olmayı öyle istiyorum ki.”

Böyle yazmıştı Peter’a mektubunda, depresyona girmişti ve gittiği psikiyatriste dert yandı; “Normal insanlar gibi olmak istiyorum!” Neyse ki zaman bazı şeyleri örseliyordu; tekrar şarkı söylemeye ve Peter’ı unutmaya başladığı bir dönemde arkadaşı Chet Holmes, San Francisco’da yeni adını duyurmaya başlayan Big Brother and the Holding Company grubunda söylemesini teklif etti. Janis kendiyle devamlı çelişki halinde ve devamlı mutsuzdu; yalnız sahnede insanlara bir şeyler verebildiğini hissediyordu, bir birey olduğunu, bir işe yaradığını… Ailesi şarkıcı olmasını desteklemiyordu ama o ailesine rağmen denemek istiyordu; eğer denemezse kendine ömrü boyunca kızacaktı. Bu işin yürüyüp yürümediğini kendisi görmeliydi; “Bu bir zayıflık olsa da aileme bir yüz karası olduğum için özür diliyorum. Çok üzgünüm…”

Sahnede olmayı hayattaki en heyecan verici şey olarak görüyor, parlak ışıkları seviyordu. Tabi bir de rahat bir yaşam, güzel bir ev ve araba hayali vardı. Mercedes Benz’i seslendirdi;
Arkadaşlarımın hepsi Porsche sürüyor. Bunu telafi etmeliyim.

Hayatım boyunca çok çalıştım. Arkadaşlarımdan fayda yok.

Yani Tanrım, bana bir Mercedes Benz almıyor musun?

Monterey Uluslararası Pop Festivali’nde blues klasiği Ball and Chain performansı ile seyredenleri kendisine hayran bırakırken, grubun da dikkat çekmesini sağladı. Bu performans onlara albüm teklifi getirdi ve 1968 yılında ilk albümleri yayınlandı.

Piece of My Heart, Ball and Chain ve Turtle Blues gibi klasik blues şarkılarının canlı versiyonlarının olduğu albümün başarısıyla grup artık Janis Joplin with Big Brother and the Holding Company olarak anılır oldu. Böylece tüm cinsiyetçilik yapan ve onu yadırgayanlar da ona hayran olmaya başlamıştı. “Tam bir pasaklıydı. İyi görünmüyordu ve şarkıcılığını da tutmamıştım. Aslına bakarsanız, onu grupla şarkı söylerken gördükten sonra davulcuyu arayıp ‘Hatundan kurtulun’ demiştim.” “Onu ciddiye bile almazken ona hayran olmaya başladım.” diyen grubun fotoğrafçısı Bob Seidemann bile!
Müzikle sosyal kabul görmeyi yaşayabiliyordu Janis; lise yıllarında başlayıp, aykırılığıyla devam eden toplumdan soyutlanmışlığından sonra, bu yeni duyguyla neye uğradığını şaşırdı. Artık çok fazla hayranı vardı:

Sevgili Anne,

Beceriksizce dolanan karmaşık bir çocuktum ve kendimi burada buldum. Sonunda bir şeyler yolunda gidecekmiş gibi sanırım. İnanılmaz…

93_10A327

Ne var ki, grupta liderlik karmaşası yaşanıyordu, dinleyiciler grubu değil, Janis’i seviyor, onu gruptan ayırıyordu. Gazeteler Janis Joplin’i, Arathe Franklin’den sonra en güçlü kadın vokal olarak nitelendirirken, grup performansının onun altında kaldığını yazdı. Tüm bunlardan sonra o da Big Brothers’dan ayrıldı, bir süre solo olarak müzik yaptıktan sonra yeni grup kuruldu: Kozmik Blues Band.

Grupta çalması için çağırılan Snooky Flowers’ın onun sesini ilk duyduğunda verdiği tepki sanırım Janis’in vokal gücünü tam olarak özetliyor; “Vay canına! Onun beyaz olduğuna emin misiniz?”

O, sahnede içini dökmek için çok beklemiş de sözünün kesilmesine asla izin vermeyecek biri gibiydi. Öngörülemez vokaliyle bazen es verirken büyük bir coşkuyla “Dur daha bitirmedim!” der gibi devam ediyordu şarkısına. İçinde yanan hüznün ateşi, sesiyle etrafa kıvılcım saçıyor gibiydi. Çok eğlenceli yaşantısına göre masum çocuk–kadın tiplemesinin vücut bulmuş haliydi. Janis aslında hep Little Girl Blue’daki o küçük hüzünlü kızdı.

Otur orada, otur da saymaya başla parmaklarını,

Elinden başka ne gelir ki?

Biliyorum kendini nasıl hissettiğini

İş işten geçti diye düşündüğünü,

Otur orada ve say elindeki parmakları tek tek

Benim mutsuz, küçük kızım,

Küçük ve hüzünlü kızım.

Kalabalığın o sahnedeyken onunla bir olması, dans etmesi, gerçekten başını döndürüyor, çocuk gibi sevindiriyordu. Ama sahne sonrası herkes dağıldıktan sonra durum pekte öyle değildi. Big Brothers ile düzenli olarak aldığı uyuşturucu Kozmik Blues ile artmaya başladı. Tüm bluescuları taklit ederek girmişti bu mavi hüznün toz bulutuna ve onlar gibi çok fazla içip uyuşturucu kullanırken, yavaş yavaş bluescuların oluşturduğu büyük resimdeki yerini de hazırlıyor gibiydi.

“Buraya eğlenmeye geldim adamım, bu dünyadayken elimden geldiğince eğleneceğim.”

Janis’in grup lideri olmayı bilmemesi, stüdyo için bir araya getirilmiş grubun organik olmaması ve üzerindeki başarılı olma zorundalığı yüzünden stres altındaydı. Big Brothers sürekli kavga edip sonra tekrar barıştığı kardeşleri gibiydi ama yeni grupla bu sinerjiyi yakalayamadı. Artık daha çok içiyordu, şehre ilk geldiğinde aldığı hapların yerini eroin iğneleri aldı. Rahatlamak için alkol ve uyuşturucuya yüklenen Janis, tam bir hedonist (hazcı) haline geldi. Doktorların ve arkadaşlarının uyarılarına kulak asmıyor, bu hayat tarzının romantik gizemine katkıda bulunduğunu ve ilgi çekici olduğunu düşünüyordu. Önceleri sahnede yükselmek için kontrollü aldığı alkol ve uyuşturucunun dozunu zamanla kaçırmaya başladı. Bunun etkilerini yeni grubuyla yaptığı I Got Dem Ol, Kozmic Blues Again Mama albümünün tanıtım turnesinde açıkça görülmeye başladı. Önce turne menajeri grubu bıraktı, sonra da Janis turneyi yarıda kesti. Ve nihayetinde Kozmik Blues dağılma kararı aldı; bu kararın sebebi olarak kendisini ve uyuşturucu bağımlılığını görüyordu.

Janis-Joplin-ppcorn

Janis 19 Ocak 1970’te yirmi yedi yaşına girdiğinde buna şaşırmış bir hali vardı, ailesine mektubunda: “Yirmi yedinci yaş günümü fark etmeden geçmeyi başardım,” derken, bir süre uyuşturucudan arınmak için orman içinde satın aldığı evde inzivaya çekildi. Sonra, karnaval için Rio’ya otostop çekerek yine düştü yollara ve kendini şöyle tanımladı: Sadece yollara düşmüş bir hippi!
Rio’da David Niehaus isimli bir Amerikalıyla tanıştı, şimdiye kadarki adamlardan çok daha olgun olan Niehaus, ona bir hippi yolculuğu ve evlilik teklifinde bulundu. Birlikte California’ya dönen çiftin ilişkisi David’in şöhret ve servet ikilisinden hoşlanmıyor olmasıyla fazla sürmedi ve yolculuklarına ayrı ayrı devam ettiler.

Yeniden yollarda olan Janis, Ful Fit Boogie grubuyla çalışmaya başladı. Yaptığı tatil, eroinden kurtulmuş olması ve bu yeni grubun içine daha çok siniyor olması ona iyi gelmişti. Turne menajeri olarak geri dönen John Byrne Cooke’la birlikte turneye çıkan Janis başarılı konserler vermiş, Festival Express’in Kanada turnesine de dahil olmuştu. Çevresindeki tüm içkici ve uyuşturucu kullanıcılarına rağmen, eroinden uzak durmayı başaran Janis hala mektuplaştığı David’e artık bir keş olmadığını böbürlenerek yazmıştı.

Fakat temizlendiğini duyurmaktaki aceleciliğini, eroine tekrar başlama ve bırakmanın kısır döngüsü izledi. Basın danışmanı Myra Friedman, Janis’in otuzunda ne yapacağı sorusuna karşılık, o kadar yaşayacağını sanmadığını söylüyordu…

1969 yılında başladığı “Pearl” albümün kayıtları sırasında üzerindeki baskıyı azaltmak ve ilham alabilmek için tekrar eroine başlayan Janis, dozu her geçen gün artırıyordu.

Sonraki yılın ağustos ayında, lisenin onuncu buluşmasına katılmak için Teksas’a geri döndü. Bu ziyareti, daha doğrusu hezimeti Lyndall Erb şöyle özetledi; “Artık büyük bir yıldız olduğuna göre, sınıf arkadaşlarının onu seveceklerini sanıyordu. Ama arkadaşları hala eski Teksaslı delikanlılardı ve hayır ondan hiç hoşlanmıyorlardı. Onlar için, özellikle de ailesi için çok garip birisiydi.”

Evde ailesiyle gergin bir hava vardı, salonda sızan sarhoş arkadaşlarını görmek Janis’in ailesini üzmüştü. Tüm bunlara rağmen, ailesiyle kendi içinde barışmıştı Janis ve evden onlarla ilgili olumlu düşüncelerle ayrıldı. Bu, evini son görüşü olacaktı…

par293122

“Janis kendisini her iki uçtan yanan bir mum olarak görüyordu.” diyen arkadaşı ya da “Entelektüel açıdan çok yetkindi ama duyguları çocuksu ve kontrol edilemezdi.” diyen doktorunun ardından kendisi olmasının ne kadar zor olduğunu anlatamamanın ağırlığına yenik düşen Janis, artık bir şeyler anlatmaya çalışmaktan yoruldu ve 4 Ekim 1970 günü Los Angeles’taki odasında aldığı aşırı eroin yüzünden hayatını kaybetmiş olarak bulundu.

Öldüğünde 27 yaşındaydı. Sonradan 27’ler Kulübü olarak adlandırılacak kulübün diğer üyelerinden Jim Morrison, Jimi Hendrix’le yolları keşişmiş 27 yıllık hayatında, Bob Dylan’a söylediği “Ah Bob, seni seviyorum, biliyor musun ben bir gün ünlü olacağım”ı tüm dünyaya ispatladı. 60’ların en güçlü beyaz kadın şarkıcısı oldu. Giyim tarzı, gözlükleri, parlak hipster kıyafetleriyle bir ikon haline geldi. O herkesin acısını görebilen hissedebilen biriydi ve duygusal bir dürüstlüğe sahipti. Hüzün soyut ve görülmezken, Janis ile duyulabilir hale geldi. Çılgınlık ve lirizm birleşince ortaya çıkan muazzam bir sinerjinin adı oldu. Kendisinden sonra gelen birçok şarkıcıya ilham olurken, kendisinden sonra 27’lere dahil olacak kişiler de onu takip edecekti…

Öldükten sonra cesedi yakılarak külleri savrulurken, bir radyoda gelmiş geçmiş en iyi kadın blues şarkıcılarından biri olarak anons ediliyordu Janis.  Ardından Summertime şarkısı dönmeye başlamıştı:

Bu sabahların birinde

Yükseleceksin, şarkı söyleyerek yükseleceksin

Kanatlarını açacaksın, çocuk

Ve gökyüzüne gideceksin

Hayır, hayır, hayır, hayır…

Ağlama, ağlama

 

Zeynep Sevde YENGİ

 

 

Kaynaklar:

Howard Sounes – 27 (Pegasus Yayınları)

Gerard Herzhaft – Blues (Dost Yayınları)

Janis: Little Girl Blue – Belgesel (2015)

illüstrasyon: https://ed-lloyd.deviantart.com/art/Janis-Joplin-357206569

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir