Osmanlı Saray’ında Entelijansiya

F03F7421-16DD-4539-AE5D-27E13C58A422

Osmanlı Sarayı’nın mevzu bahis edildiği sohbetlerde dillere pelesenk olmuş bir söz vardır: Osmanlı zamanında saray ile halk arasında müthiş bir uçurum vardı. Peki, işin aslı böyle midir? Bu yazıda biraz bunun üzerinde duralım.

Evvela bu yazıda herhangi bir politik kaygı yahut politik tartışma niteliği barınmamaktadır. Yazıya bunun altını çizerek başlamak isterim.

Osmanlı hanedanı tabiri caizse yerleşik düzene geçtiği günden sonra –kast edilen dönem istisnalar dışında 2. Mehmet ve sonrasıdır- gerek insanın gerekse devletin kendine biçilen ömürde temel motivasyonlarından birinin hakikat ve güzellik arayışı olduğunu fark etmiştir. Özellikle sözü edilen dönemin Avrupa’nın yavaş yavaş Orta Çağ karanlığından çıktığı döneme tekabül ettiği düşünülürse şarkın lokomotifi Osmanlı’nın da bu entelektüel ilerlemeden geri kalması düşünülemezdi.

Şimdi olayı daha farklı bir açıdan ele alalım. 1940’lı yıllara gelinirken Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, 2. Mehmet’in 7-8 yaşlarında kullandığı bir defteri Topkapı Sarayı’nda ortaya çıkarmıştır. Defteri muhtevasında Latin harfleriyle çeşitli yazılar, tuğra denemeleri, çeşitli insan çizimleri vs. mevcuttur. Bundan yola çıkarak Osmanlı’da çok küçük yaşlarda ileri düzey ve oldukça nitelikli bir saray eğitimi olduğu aşikar. Bunun 2. Mehmet döneminde ve sonrasında hasıl olması hakkında naçizane birkaç tane fikrim var. Birincisi 2. Mehmet Edirne’de doğmuştur. Edirne, Osmanlı Devleti için mühim bir fetihtir. Batı’ya daha fazla yakınlaşılmıştır ve bu sebeple Batı’yı takip etme fırsatları artmıştır. Özellikle bu dönem civarlarında şehzadelerin bir kısmının nitelikli bir saray eğitimi alması için Bizans Sarayı’na yollanması tesadüf değildir. Roma Medeniyetini bu noktada örnek aldıkları pek de yanlış bir çıkarım olmasa gerek. Bir başka muhtemel sebep Osmanlı Devleti kuruluş yıllarında bilhassa fetihlere yoğunlaşmıştır. Yazının başlarına bir atıfta bulunmak gerekirse yerleşik hayata geçildiği dönem diye kast edilen süreç de Avrupa fetihlerinin başladığı döneme tekabül eder. Hemen hemen her padişahın bir yahut birkaç zanaat bilmesi, yine hemen hemen her padişahın Divan edebiyatında şiirler yazması bizler için alışıldık bir durum. Ancak bunlara ek olarak benim birtakım padişahlara has dikkatimi çeken bazı özellikleri var ve bunları da bu yazı vasıtasıyla siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedim.

Fatih Sultan Mehmet: Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, Latince, Yunanca ve İtalyanca olmak üzere 8 dil bildiği bilmektedir. Binlerce ciltlik kişisel kütüphanesi vardır. Osmanlı Devleti’nin gerçek anlamda üniversite düzeyinde eğitim veren kurumları olan Sahn-ı Semen Medreselerini kurmuştur.

3. Murat: 2 Türkçe, 1 Arapça, 1 Farsça olmak üzere 4 divanı vardır. İllüstrasyona kıymet verir.

2. Osman: 18 yaşında hayatını kaybetmesine rağmen Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca klasiklerini tercüme edecek kadar söz konusu dillere hakimdir.

3. Selim: Osmanlı’ya operayı getirmiştir. Ayrıca kendisi de müzikle ciddi manada ilgilenmiş bir bestekardır.

Sultan Abdülaziz: Batılı anlamda besteler yapmıştır.
Halife Abdülmecit Efendi: Batılı anlamda resimler yapmıştır.

Hülasa söz konusu Osmanlı devlet adamlarının –ailenin fenotipi gereği olsa gerek- her biri sert duruşlarının gerisinde entelektüel zihinlere sahipler kişilerdi. Bu konuyla ilgili araştırma yapmak benim için ufuk açıcı bir deneyim oldu. Umarım bu yazı sizler için düşündürücü ve araştırmaya teşvik edici bir nitelik taşımayı başarabilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir