Patrick Süskind’den “Orpheus ve Eurydike” Efsanesi

Aşk uğruna ölümü kabul etmeyi reddedenlerin tarihinin başında duran figür Orpheus’tur. Hala hayattayken Hades’in karanlık dünyasına bir göz atma ya da oraya adım atma girişiminde bulunan başkaları da olmuştur ama kimse Orpheus gibi, sevgilisini hayata döndürmek için ölüler alemine girmemiştir. Orpheus adı, başarıya tümüyle ulaşmamış olan bu marifet gösterisinin yanı sıra çok sayıda başarıyı ve parlak eylemi simgeler. Lirik şarkının, söz ve müzik sanatının atasıdır; o kadar olağanüstü bir şarkıcıydı ki sadece insanları değil hayvanları, bitkileri, hatta cansız doğayı ve elementleri bile sesiyle kendine meftun etmiştir. Sadece sanatın gücüyle, öngörülemez, vahşi ve şiddet dolu dünyayı kısmen medenileştirme, onu hoş ve barışçıl bir yer haline getirmeyi başarmıştır. Evliliğin ve tuhaf bir biçimde, oğlan aşkının kurucusu ve büyünün mucidi olarak bilinir. Orpheus kültü Trakya’dan bütün yunan dünyasına ve daha sonra Roma’ya kadar yayılmıştır.
(…)Orpheus, mitolojiye ve tarihe yas tutan bir adam olarak geçmiştir. Zehirli bir yılan tarafından ısırılan genç karısını kaybetmiştir. Karısının kaybı nedeniyle teselli bulamayınca bize delilik gibi görünmekle birlikte bütünüyle anlaşılır gelen bir şeye kalkışır: Ölmüş sevgilisini hayata döndürmek ister. Ölümün gücünü ya da son sözü söylüyor olduğu gerçeğini sorgulamamaktadır; bütün insanlık adına ölümü yenmek ya da sonsuz yaşamı elde etmekle de ilgili değildir. O sadece tek bir kadını, sevgili Eurydike’sini geri istemektedir ve onu da sonsuza dek değil, sadece normal insan yaşamı süresince, bu dünyada onunla birlikte mutlu bir yaşam sürdürmek için ister. O halde Orpheus’un ölüler diyarına giriş teşebbüsü bir intihar girişimi olarak değil (…) tamamen yaşama odaklı gözüpek bir girişim olarak, hatta yaşam uğruna çaresiz bir mücadele olarak ele alınmalıdır. Hatta Platon, Şölen’de onu bunun için suçlar: Phaidros, aşk için intihar etmeyi göze alamayan ve canlıyken ölüler diyarına gitmeyi tercih eden “çıtkırıldım müzisyen” Orpheus’la alay eder. Sanki ölüler diyarına gitmek çocuk oyuncağıymış gibi! (…) Ayrıca, Nasıralı halefi gibi yaptıklarını davul zurnayla duyurmaz, planını önceden haber edip bundan medyatik bir olay devşirmek için havarilerini ve halkı etrafına toplamaz; tek başına, sadece kendine güvenerek gider, tek silahı telli çalgısı, sesi ve matem şarkılarıdır. Sesi çok güzeldir -kendisi de bunun farkındadır- o kadar güzeldir ki o şarkı söylediğinde ölüler diyarını bekleyen köpek uysallaşır, ölüler diyarının kayıkçısı Kharon işi gücü bir yana bırakır, öç tanrıçaları mülayimleşir, Tantalos acısını hissetmez olur, Sisyphos bir anlığına uğraşına ara verip sesi dinler, huzurlarına çıkıp şarkısını söylediği yeraltının korkunç hükümdarları Persephone ve Hades bile bu davetsiz misafire acır.Orpheus bundan sonra -Ovidius’un aktardığına göre- onu, itiraf edelim, çok cana yakın bulmamıza yol açan bir şey yapar: Talepte bulunmaz, haklarında ısrar etmez, “Çık ortaya Eurydike!” diye haykırmaz; herhangi bir şeyi kanıtlamanın derdinde değildir. Yalvarır ve meramını anlatır. Pazarlık eder.
Hiçbir şekilde, gölgeler alanına izinsiz girmek ve onlardan Eurydike’yi serbest bırakmalarını istemek suretiyle ölü ruhların hükümdarlarının sınırsız iktidarını sorgulamak gibi bir niyet taşımadığını söyler. “Sizler, ölümlü insanlığa en uzun hükmedenlersiniz,” der – bu herkesin malumudur ve Eurydike için de geçerlidir. Ama Eurydike -talihsiz bir kaza sonucu, bahtının karalığı, dünya işlerindeki bürokratik bir hata nedediyle- zamansız, çok erken ölmüştür; zavallıcığın ömrü, hayatının baharı ve sonbaharı haksız yere elinden alınmıştır. Elbette önünde sonunda, Orpheus’un kendisi ve bütün ölümlüler gibi o da ölüler diyarına gelecektir. Şimdi, sevgilisini dünyaya geri götürebilmesi için bu koparılmış yaşam zincirinin yeniden bitiştirilmesini rica ettiğinde bunun mülkiyet devri talebi olarak değil, vadeli bir ödünç alma olarak anlaşılması gerekir. Ödünç alınan zaten birkaç yıl ya da on yıllar sonra gerçek sahiplerine iade edilecektir. Dahası -bunu özellikle vurgular- oraya çıkarı için, kötü niyetle ya da merakından değil, sadece aşkı uğruna gelmiştir. Aşk, hiçbir ölümlünün yakasını kurtaramayacağı bir güçtür ve aşkın ışığı bazen ölüler diyarının en karanlık köşelerine bile sızabilir. Oranın hükümdarlarını bir zamanlar bir araya getiren şey de aşk değil miydi? Eğer efsaneler doğruysa, Hades’in kendisi de gençliğinde tutkulu aşkının şevkiyle diğer tanrılarla olan anlaşmasını göz ardı ederek Persephone’yi çiçeklerle bezeli bir çayırlıktan alıp Orcus’a götürmemiş midir? Hükümdarlara kendi gençliklerini, kendi aşklarını hatırlamaları ve aşk uğruna merhameti adeletin önüne koymaları ve Eurydike’yi serbest bırakmaları için yalvarır. Eğer bunu yapmazlarsa o da yaşayanların yanına dönmeyecek, orada ölülerin arasında kalacaktır.Bunların hepsini bir şarkıda dile getirir.
(…) Orpheus sadece bu kadını, Eurydike’yi sever ve onu kurtarmak ister. Ses tonunun uzlaşmacı, dostane, savunucu olmasının, düz anlamıyla lütufkârlığı ve güzelliği yüceltici olmasının nedeni budur. Ve bakın şu işe ki, başarılı olur. Ölüler aleminin hükümdarları sevgilisini ona geri verir -ama herkesin bildiği gibi, yerüstüne çıkış yolunda, arkasından gelen sevgilisine dönüp bakmaması şartıyla.

Ve bir hata yapar. (…) Başarısı nedeniyle mutluluktan uçmaktadır bunun için kim onu suçlayabilir ki? Ne de olsa daha önce kimsenin yapamadığı bir şeyi başarmıştır: Sevgilisini ölümden geri getirmiş, yaşama döndürmüştür. Yani neredeyse. Hemen hemen. Önünde kalan kısacık yol artık tehlike barındırmaz, diye düşünür. Artık ne ölüler diyarını bekleyen köpek ne de Erinys’ler pusuda bekler; kaldı ki o, daha doğrusu onlar, yani Orpheus ve onun peşi sıra gelen sevgilisi, en yüksek mercinin iznini almışlardır. Bu noktadan sonra kötü ne olabilir ki? Hiçbir şey: Dava kazanılmış, zafer tamamına erdirilmiştir. Öyle düşünür. Ve mutluluğun verdiği taşkınlıkla tekrar şarkı söylemeye başlar, bu sefer matem şarkısı değil; yaşama, aşka, Eurydike’ye adanmış sevinçli bir ilahi vardır dilinde. Kendi şarkı söyleyişinin güzelliği onu öylesine mest eder ki, gözüpek girişimini bekleyen tehlikeyi küçük görür, belki de artık onu göremez – çünkü tehlike kendi içinden gelmektedir.Unutmayalım ki Orpheus bir sanatçıdır ve bütün sanatçılar gibi kibirden muaf değildir; daha hoş bir ifadeyle: Sanatıyla gurur duymaktadır. Birçok sanatçı gibi o da kendisini seyreden, dinleyen, alkışlayan ya da hiç değilse ona tepki veren seyirciye, tavrına bakarak şarksının etkisini ölçebileceği bir seyirciye muhtaçtır. Yeraltı dünyasına indiğinde sanatının muazzam bir etkisi olmuştur. Ovidius’un ifadesiyle, “solgun ruhlar ağlamaya başlamıştır”; sadece yalvardığı hükümdarlar değil, sayısız isimsiz ölü de ağlamıştır. Sesini duyan herkes ayaklarına kapanmıştır – burada milyonlarca kişi söz konusudur. Ama şimdi, engebeli ve uçurumlarla dolu dönüş yolunda, ölülerden oldukça uzaklaşmış, canlılara yeterince yaklaşamamışken artık sesini kimse dinlememektedir. Peşinden gelen tek bir kişi dışında. O da hiçbir şey söylememektedir. Acaba neden? Yoksa konuşması yasaklanmış mıdır? Bir kez bile olsa bir, “Bravo!” ya da “Ne kadar da güzel!” diyemez mi? Hiç değilse sevinçle ve hayranlıkla ellerini çırpamaz mı? Hala orada mıdır acaba? Ya yolunu kaybetmişse? Ya da hiç peşinden gelmediyse? Yoksa onu… -şarkı söylemeye devam ederken aklından geçenler bunlardır; bu korkunç düşünceler kafasında dönüp durur çünkü o fazlasıyla nevrozludur, yani sıradan bir insandır- yoksa onu başlarından atmak için kandırıp sevgilisini gerçekte peşine takmamışlar mıdır? Bu aldatmacayı fark etmesin diye mi saçma sapan bir şart koşup arkasına bakamasını yasaklamışlardır? O da aptal gibi oyuna gelmiş, bir ahmak gibi güle oynaya, kimseciklerin olmadığı bu yolda yürümeye koyulmuştur!.. Şarkı söylemeye devam eder, öfkelendikçe, kuşkulandıkça -kim tarafından, bilmeden- işitilmek için sesini yükseltir: Eurydike, Eurydike!…
(…)Arkasına bakamamanın ve belki de başından beri aldatılmış olduğunu düşünmenin ıstırabıyla kıvranan Orpheus şaşırtıcı derecede uzun bir süre buna dayanmıştır. Vergilius, onun kontrolünü kaybettiğine halihazırda emin ellerde olduğunu, bu dünyaya dönmüş, “ışığın eşiğinde” olduğunu yazar. Muhtemelen döndüğünde sevgilisini arkasında görmeyi bile beklememektedir artık. Tanrıların sahtekarlığına katlanılabilinir, öfke ve intikam düşüncelerine sığınabilirdi. Ama arkasını döndüğünde şaşkınlıkla, dahası dehşetle onu hala orada olduğunu görür: İki adım gerisindeydi fakat hala sınırın öte tarafında duruyordu – ve Orpheus onu kendi hatası yüzünden kaybeder. Kadın en az onun kadar dehşete düşmüş bir ifadeyle ona bakmış, tarifsiz bir melankoliyle ama hiç serzenişte bulunmadan belli belirsiz bir “Elveda” demiş ve sonsuza değin Orcus’ta kaybolmuştur.

Patrick Süskind, Aşk Ve Ölüm Üzerine denemesinden alınmıştır. (Can Sanat Yayınları)

Bir yorum Sizinkini ekleyin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir