Site Loader

19. yüzyılın ikinci yarısında dünyanın birbirine oldukça uzak iki şehrinde iki kitap yayımlanır: Katip Bartleby ve Oblomov. Yazılmalarından neredeyse yüz elli yıldan fazla olmuş bu kitaplar ve kitapların yazarları (Herman Melville, İvan Aleksandroviç Gonçarov) bu geçen süre zarfında edebiyat dünyasında yarattıkları karakterler üzerinden oldukça tartışılmış ve hem Katip Bartleby hem de İlya İlyiç Oblomov günümüzde dahi farklı çevrelerce ele alınmaya devam etmektedir. Bu yazının temel konusu, iki kitaba dair yapılan temel tartışmalardan bahsetmek ve yeni tartışma alanları yaratmaya çalışmak olacaktır. Yazının ilk bölümünde söz konusu kitapların 19. yüzyıl Amerikan ve Rus toplumlarına dair nasıl analizler yaptığı incelenecek olup, aynı zamanda “sivil itaatsizlik, tembellik, özgür irade, serflik” gibi kavramlar ele alınacaktır. Yazının ikinci bölümünde, Oblomov – Bartleby ve günümüz toplumu arasında bir ilişki kurulmaya çalışılacaktır.

“Biliyor musun Andrey, benim içimde ne yakıcı, ne de kurtarıcı hiçbir ateş yanmadı. … ilkbahar benim için ıstakoz ve istiridye mevsimiydi; sonbahar ve kış kabul günleriyle doluydu; yaz gezintilerle geçerdi… Bütün hayat tembel ve rahat bir uyku idi.”[1]

“… demin bana yüzümün pörsümüş, tazeliğini yitirmiş olduğunu söyledin. Doğru, ben yıpranmış bir elbise gibiyim; nedeni de ne iklim, ne de iş yorgunluğu. On iki yıldır içimdeki ateş, yakacak hiçbir şey bulamayınca kapalı kaldı, kendi zindanını yaktı ve söndü. On iki yıl geçti, sevgili Andrey; artık bu uykudan uyanmak isteğini bile duymaz oldum.”[2]

Oblomov’un yakın dostu Ştolts’a söylediği bu cümleler, Oblomov’un kendi geçmişine dair izlenimlerini ve geleceğine dair umutsuzluğunu anlatmaktadır. Konuşmanın devamında Ştolts, Oblomov’u girdiği çıkmaz sokaklardan kurtarmaya çalışacak ve Avrupa’ya yapılacak bir seyahat için onu ikna etmeye çalışacaktır. Konuşmanın sonunda Ştolts,“Теперь или никогда, помни!”(Ya şimdi, ya hiçbir zaman; hatırla!) diyecek ve odasına dönecekti. Sonrasında ise bildiğiniz gibi, önce bir ay geçti, Oblomov gitmedi. Sonra üç ay oldu, Oblomov gitmedi. “İşte gidiyorum!” dediği günün öncesinde dudağı şişti ve “Böyle gidemem.” dedi. Avrupa’ya yapılacak seyahat, sadece hava almak ve tatil yapmak dışında Gonçarov’un Ştolts karakteri üzerinden yarattığı bir fikir ve karakter değişimini de temsil ediyordu. 19. yüzyılın ortasında devam eden serflik düzeninin (1861 yılında yapılan toprak reformu ile kaldırıldı) bir temsilcisi olan Oblomov, kımıldamakta bile zorlandığı yatağında değişimi ve değişim için gerçekleştirilmesi gereken mücadeleyi reddediyordu. Gogol’un edebiyatta yarattığı ve başarılı olduğu dönüşüm[3], Gonçarov’u da etkilemiş olup yazar, Oblomov’u kaleme alırken sanatın salt gerçeklik üzerinden anlatımını benimsemiştir. Gonçarov’un kitabında özellikle durduğu konulardan biri de serflik düzeninin yarattığı “çocukların” yeterli bir akademik eğitimden ve belli bir hayat görüşünden yoksun oluşlarıdır. Hayatlarını ancak belli aracılar (örneğin Oblomov’un yardımcısı Zahar) eşliğinde sürdürebilen ve üretmekten ziyade yalnızca üretileni tüketmek olan yaşam tarzı Gonçarov’un eleştiri alanında önemli bir yer tutar. Oblomov ile Ştolts arasında, bir nevi geleneksel Rusya ile ilerici Avrupa arasında yapılacak seçim tartışmalardan bir tanesini dile getirse de aslında diğer tartışma konusu da Oblomov’un temsil ettiği statükonun Gonçarov’a göre bir şey vaat edememesidir, kısaca alternatif bir görüş olabilecek yetkinlikte olamamasıdır. Öte yandan aynı zamanlarda Amerika’daki bir büroda “I would prefer not to” (Yapmamayı tercih ederim) cümlesi Melville tarafından Bartleby’a söyletiliyordu. Aynı dönemde farklı toplumlarda yaşayan bu iki karakter, biraz da bizim yardımımızla bir araya gelseler ve tarih yeniden kurgulansa eğlenceli olabilirdi. Öncelikle bunun için Oblomov’u yataktan kaldırmak, Bartleby’ı da gelmesi için ikna etmek gerekecekti; sanırım mümkün görünmüyor. Hukuk fakültesinden bir hocam, dönem sınavında Bartleby ve sivil itaatsizlik üzerine bir ilişki kurgulanabilir mi, minvalinde bir soru sormuştu. O gün soruyu cevaplarken evet demiştim ve bugün de böyle bir cevabın verilebilir olduğunu düşünüyorum elbette bazı soru işaretleri ile. Bu noktada şiddetsizlik kavramı ve sivil itaatsizlik üzerine birçok tartışma bulunmaktadır.[4] Benim ise burada bahsetmek istediğim Bartleby’ın yaşadığı durumun bize ne ifade edebileceği üzerinedir. Ondan isteneni yapmamayı tercih ederek reddedişini başlatan Bartleby, çevresindekiler tarafından öncesinde normal karşılanmış fakat zamanla artan öfke ile birlikte aşırı rahatsız edici olarak görülmeye başlanmıştır. Bu durum, gerektiğinde kolluk kuvvetlerinin yardımıyla, kimi zaman ise bireysel çıkışlarla kendini göstermiştir. İşvereninden iş arkadaşlarına herkesin nefretine dönüşen Bartleby, insanların hayatındaki korkunç bir kabus gibi bir an önce geçmesi istenen ve yine de iz bırakan bir şeye dönüşmüştür. Kapitalizmin merkez coğrafyasında bir hukuk bürosu, işlerin aksamaması ve sistemin devamlılığı açısından Bartleby gibi işe en erken gelen ve işten en geç çıkan insanlara ihtiyaç duyarken aynı zamanda yapılması isteneni reddedenleri de o kadar dışlamak zorundadır. Bu dışlama, sonunda Bartleby’ın ölümü ile sonuçlanacak olayları başlatmıştır. Bartleby’ın hareketinin nasıl bir eylem planı içinde gerçekleştiği ve sonucunda neleri başarmak istediği Melville ya da yarattığı karakter olan Bartleby tarafından cevaplandırılmaz fakat sistemin içindeki “parazit” olarak insanların hayatında doğrudan yer eden Bartleby, görünen o ki 19. yüzyıl Amerikan coğrafyasında yapmamayı tercih ederek var olmaya çalışmaktadır.

Ertesi sabah oldu.

“Bartleby” diye kibarca seslendim paravanının arkasına.

Cevap yok.

Daha da nazik bir tonla “Bartleby” dedim,

“buraya gelin, sizden yapmamayı tercih edeceğiniz bir şeyi yapmanızı istemeyeceğim, sadece sohbet etmek istiyorum sizinle.”

Bunun üzerine usulca ortaya çıktı.

“Söyler misiniz Bartleby, nerede doğdunuz siz?”

“Yapmamayı tercih ederim.”

“Peki bana kendiniz hakkında herhangi bir şey anlatır mısınız?”

I would prefer not to.”[5]

Mukadderat ve özgür irade, hatta mukadderatın içinde irade kavramları çok farklı kompozisyonlarda ele alınmaktadır. Bu yazının konusu olarak bu kompozisyonlar ayrıntılı bir biçimde incelenmese bile, her iki karakterin de yaşadıkları toplum günün sonunda onların dönüştükleri kişi olmalarında rol oynadı diyebiliriz. Hem Bartleby hem de Oblomov, birer sonuçturlar ama daha önemlisi sonrası için birer nedendirler. Rusya’yı 1917’de devrime götürecek günler, Oblomov’un olduğu kişi ile ilgilidir. Serflik uygulamasının kaldırılması, serflik düzenini ve yüzyıllar boyunca yaratılmış ilişkileri yok etmemektedir. Doğum piyangosu, özellikle Rusya’da 1861 sonrası bile Oblomovları yaratmaya devam edecektir çünkü oldukları kişinin aksine bir değişimin ihtiyacı hissedebilecek bir tecrübe ile büyümemektedirler. Tüm istek ve heyecanları, “İşte bugün gidiyorum.” cümlesinin etki alanı bir sinek ısırığına kadardır. Bartleby ise, tercih etmemek üzerinden kurguladığı iradesini tam olarak bir mücadeleye bağlamamakta veya sadece bunu bizimle paylaşmamaktadır. Her iki durumda da yaşanılan hayatın ne kadar gerçek olduğu, bunu sorgulamamıza yol açmaktadır. Bu konuda son söz olarak şunu diyebilirim ki, salt olarak tercihlere verilen değer, toplumsal ve bireysel dönüşüme sağladığı katkı bakımından sorgulanmaya muhtaçtır. İşte sivil itaatsizlik ve elde edilen değerler kümesi burada bir tartışma konusunu oluşturmakla birlikte Bartleby acaba bir tür aktivist midir, sorusu da değerlidir.

Günümüze baktığımızda, şartlar çok değişmiş olsa dahi, Bartleby’ın ve Oblomov’un yaşadıkları zamanlar sona erse bile, tartışma devam etmektedir. Bu tartışma, günün sonunda odamızın duvarında, günün başında baktığımız aynada bizi meşgul etmektedir. Toplum, bu sefer kimi, nasıl yaratmalıdır?


[1] Ivan Aleksandroviç, Gonçarov, Oblomov, çev. Sabahattin Eyüboğlu, Erol Güney (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014), 226.

[2] A.g.e, 227.

[3] Nikolay Gavriloviç Çernişevski, Gogol Dönemi Rus Edebiyatı, çev. Arif Berberoğlu, (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2015), 64-65.

[4] Todd May, Şiddetsiz Direniş, çev. Can Kayaş, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2016), 54-55

[5] Herman Melville, Bartleby the Scrivener, çev. Yusuf Eradam, (Ankara: Dost Yayınları, 2000), 47

Deniz Tunç Kalyoncu

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla