Site Loader

Sevgili André,

Eskiden anlaşılmak için güzel yazmak gerekiyordu, biraz da fazla hayal kurmak. Kısa süre önce bellek ve sonsuzluk kavramlarına ilişkin bir satır okudum ve seninle uzun sohbetlerimizi özlediğimi anladım.

Sen gittikten sonra kendime şehirde yeni bir yer edindim, aslında tam olarak edinmedim, bir anda karşıma çıktı, sanırım sığınabileceğim tek yer orasıydı. İkimize bir yer buldum, mektubu bu masadan yazıyorum. Asıl meseleye gelirsek André, beni iyi dinle, biriyle tanıştım. İsmindeki ince ahengi bile çok ilginç bulmuş olmalıyım ki gün içinde en az yüz kez o ismi düşünüyorum. Yolda yürürken, kahvemi içerken, inanır mısın uykuya dalmadan önce dördüncü duvardaki tabloyu izlerken bile o ismi duyuyorum. Seninle son görüşmemizde bu hikayeyi kendime sakladım, artık kaybolmakla ilgili büyüttüğüm hayaller benden uzaklaşıyor. Seninle konuşurken geleceğe dair hayaller kurardım, şimdi onlar sırayla siliniyor, geride bıraktığın sözcükleri artık duyamıyorum. Belki de eski sohbetlerimizin anısına bunu sana anlatmaktan çekiniyorum. İnsanoğlu bu kadar kalabalık şehirlerin içinde, kendi küçük düşlerinin yüce yaratıcısı olarak her geçen saniyede daha da büyüyen bir yalnızlığa sahip olabilir mi? Demek istediğim; yalnızlık aslında çok basittir, belki de ürkekliktir. İşin gerçeği ben her sabah bir gölgenin yanında güne başlarken bile çok yalnızım.

Büyük şehirler insanları sessizce sindiriyor André. Bu şehir insana yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğretiyor. Bu şehirde saydamlığı, hareketsizliği, var oluşunu öğreniyorsun. Bir gölge olmayı ve insanlara sanki birer sokak lambasıymış gibi bakmayı öğreniyorsun. Kaldı ki bu noktada, mektubun yalnızca senin tarafından okunma olasılığına sıkıca tutunarak şunu söylemem gerek; insanı yutan bu yalnızlığa karşı çıkacak cesarete sahip olduğumu düşünüyorum. Belki de bu yüzden ilk kez gerçekleri takdir etmeyen insanların kendi özlerine saygı duymadıklarını söylüyorum. Ben de bunu yaparken kendi özüme saygı duymuyorum. Daha doğrusu, duymuyordum. Gerçeklere karşı gelmek gerçekten parlak bir fikir olabilir mi sence? Tüm bu bilinenlere, kabul edilenlere karşı, sesinin çıkmadığını bilerek kendi içinde sindirdiğin, hareketsiz kaldığını düşünürken aslında her gün verdiğin gizli bir savaş bu. Belki bu yüzden bir uğultu kaplıyor hayatımı. Kör bir akıntıyı bulandıran, içimi kemiren küçük kurtlar… Çünkü gerçekleri bana sorarsan bir süre düşünürüm, ağzımı açıp birtakım cümleler kurmak isterim, bir kısmı içeride kalır, diğer kısmını daha düşünürken unuturum.

Sanırım son zamanlarda hayat benim için gerçekliğe ulaşamayan bir dalgınlık hali sevgili dostum. Bunu kabullenmekte uzun süre zorlandım. Yarı görüyorum, yarı duyuyorum ve yarı zamanlı yaşıyorum. Elimdeki tüm yükleri bıraktım, dört duvarı kapalı, çekim kuvveti olmayan bir düzlemde sürükleniyorum. Ve evet belki de tüm bunlara rağmen seni dinleyeceğim ve gerçekleri kendi içimde görmezden geleceğim. Senden öğrendiğim bir şey vardı; anlaşılmak için güzel yazmak gerekiyordu, biraz da fazla hayal kurmak. Yanılıyorsun André, bir şeyi anlatmanın en iyi yolu onu baştan yaratmaktır.

O gölgeye gelirsek André, ben onun varlığından değil uyandırdığı düşüncelerden ve düşlerden zevk alıyorum. Çünkü anlıyorum ki hiçbir şey olduğu gibi değildir; düşler ise her zaman düştür. Üzerinden çok zaman geçmese de sevilmekle ilgili söylediklerimi geri alıyorum. Sanırım insanlarda bu yönelim var -her zaman olacak- akıntıya karşı bir direniş, mutluluğa veya basit yaşamaya karşı bir savaş. Mutlaka bir gün o dizelerde kaybettiğin şeyleri arayacaksın. Kaybettiğin birini bulacaksın, bir takım duygular yeniden canlanacak, her zaman kendini toparlama arzusu taşıyacaksın içinde, geçmişi her daim ideal düş kaynağı gibi göreceksin. Elinde olmayanları, asla olamayacakları düşleyeceksin. Tüm bunlara rağmen sormadan duramıyorum; ideal düş kaynağı nedir André?

Bana sorarsan bunun olası cevaplarından biri şudur: yeniden yaratma arzusu. Lütfen bana katılma ve yanıldığımı söyle. Hayatımıza aldığımız kimse bir mucize değildir, hayatın kendisi de bir mucize değildir. Kızma bana; bak onlara; ne dediklerini bilmiyorlar, kendilerini tanımıyorlar ve bu hayatı bir oyalanma aracı gibi görüyorlar. Gölgeleri bir yana bırak, şimdide aradığımız eksiklik belki de budur, kimseyi kendine düşman edinme, hepimiz bir geçmişe sahibiz. Kimi zaman durgun, kimi zaman canlı… O dala tutunmamak değil, o dalı kavrayarak kendini savurmamak ayıptır belki de. Dürüst olmamak ayıptır, farkındalığa sahip olmamak, üretememek, yerinde saymak ayıptır.

Bana kalırsa bu hayattaki en hüzünlü, en edilgen canlı formu bizleriz, ki burada ‘biz’ yalnızca sen ve ben değiliz, tıpkı düşlerimiz gibi bizler de olduğumuz gibiyiz. Kaldı ki bunu duyduğunda sinirlenirsin ancak içinde bir yerlerde bilirsin, hiçbir şey olduğu gibi değildir. Ne yazık ki hiçbir şey hayal ettiğimiz gibi de değildir André. Öyleyse günün sonunda kendini kandıran edilgen canlı formlarıyla arandaki tek fark, geriye tesadüfen bir araya getirdiğin bir takım izler bırakman olacaktır dostum. Seni tereddütte sürükleyen bir nokta var mı bilmiyorum André, sanırım henüz senin kadar cesur değilim, daha önce görülmemiş bir şeyin takdir edilmesi çok zordur. Bu yüzden sana bunları yazmam gerekiyor çünkü sana söyleyeceğim cümle ne iyidir ne kötü. Seni anlamaları zaman alacak. Bir yandan oldukça iyi çünkü doğru zaman geldiğinde ikimiz de burada olmayacağız. Diğer taraftan da kötü çünkü o gün geldiğinde, yani tahminimce birkaç yüzyıl ötede, zavallı bir grup edilgen canlı formu sana minnettar olacak.

Dünyada bir değişim olacaksa bu ancak eskiyi, bilineni, alışılmış düzeni reddetmekle olur, sana duyduğum hayranlığın birinci sebebi budur dostum. Eserlerin bir çöp değeri bile taşımasa üzgün olur muydun? Kimse sende aşkı veya umutsuzluğu aramayacak André, onlar kendi hayatlarındaki ihtimallerini görecekler. Ve bana kalırsa uzak yerlere gitmene gerek yok; yapacağın tüm yolculuklarda, gördüğün her yeni manzarada, keşfettiğin her sokakta hayranlıkla baktığın yeniliklerin içinde kendini göreceksin. André, günün sonunda yine kendi düşlerine varacaksın. Kısacası ifade edebildiğim kadarıyla bu dalgınlık durumu yaşamaktayım sevgili dostum. Daha önce başıma gelen hiçbir şeye benzemiyor, konu bu olunca sözlerimi çok zor toparlıyorum. En azından, toparlamayı bu kadarıyla başarıyorum.

Kendine dikkat et, zor olduğunu biliyorum, yine de kendimi kandırmak hoşuma gidiyor.

 

Sevgilerle,

Do  

Ceren Doğaner

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla