Anasayfa / Kültür / Veganizm ve Feminizm Nasıl Kesişir?

Veganizm ve Feminizm Nasıl Kesişir?

Feminizm, çıkış noktası kadınlar üzerindeki baskı ve tahakkümü reddetmek olan bir hak arayışıdır. Veganizm ise hayvanların yaşama haklarını savunan, hayvanlar üzerinde kurulan şiddet, baskı ve tahakküme karşı gelen, hayvanların mal ve kaynak olarak kullanılmasını reddeden yaşam hakkı mücadelesidir (vegvorous, 2019). Ataerkil düzen, cishet beyaz erkekler dışında kalan; kadın, norm dışı görülen insanlar ve hayvanları da tahakküm altına alınması gereken gruplar olarak görür (feministbellek, 2021). Nasıl ki feminizmin savaştığı cinsiyetçilik (sexism) bir cinsiyetin diğerlerinden daha üstün olduğu fikrine dayanıyorsa veganizmin karşı durduğu türcülük (speciesism) de insan türünün diğer bütün türlerden üstün olduğu düşüncesine dayanır.

Thank you for reading this post, don't forget to subscribe!

Veganizmin yalnız feministleri değil, tahakküm karşıtı olduğunu söyleyen tüm bireyleri ilgilendirmesi gerektiği düşünülmektedir. Yani kuir, lgbti+ bireylerin, çocukların, mültecilerin, işçilerin haklarını savunanların, kısacası hak mücadelesi veren herkesin vegan olarak hayvanlar üzerindeki tahakküme de karşıt olmaları beklenmektedir. Vegan aktivistler, kuir ve trans olmayan bir feminizmin sorunlu olacağı gibi vegan olmayan bir feminizmin de kabul edilemez olduğunu ifade etmektedirler. “Hiçbir hak mücadelesi birbirinden kopuk değildir, birbiri ile kıyaslanamaz ve her mücadele tek bir ortak noktada buluşur; özgürlük.” (vegangazete, 2020).

Ekofeminizm Nedir?

Ekofeminizm, insanın doğa üzerinde kurduğu tahakkümle erkeğin kadın üzerinde kurduğu tahakküm arasında bir bağ olduğunu iddia eder. Ekofeminizme göre özgürlük mücadelesinde yalnızca insanlar arasındaki güç eşitsizliklerine odaklanmak etik bir yaklaşım değildir, insan harici hayvanların üzerinde kurulan baskıya da karşı gelinmesi gerekir (Eren, 2019). Vegan, ekofeminist yazar ve aktivist Pattrice Jones, “Kadınlar ve hayvanlar, topraklar ve çocuklar, bunların her biri tarihsel olarak erkeklerin mülkü olarak görülmüştür, bu erkekler daha çok iktidar ve daha fazla mülkiyet sahibi olmak için diğer erkeklerle rekabet etmiştir. Ataerkillik; yani, politika ve aile hayatının erkekler tarafından  kontrolü ve pastoralizm, yani bir hayat tarzı olarak hayvancılık, tarih sahnesine beraber çıkmıştır, birbirinden ayrı görülemez” demiştir (Jones, 2014; akt. feministbellek, 2021).

Parçalayarak Metalaştırma 

Ataerkil düzende hem kadınlar hem de hayvanlar metalaştırılarak (nesneleştirilerek) birey oluşları yok sayılmaktadır. Kadınların bedenlerinin bazı kısımları seksüalize edilirken hayvan bedeninin göğüs, but gibi belirli parçalarının tüketilebilecek yiyecekler olarak sunulmaktadır. Özellikle porno sektöründe kadınların birey olarak değil; göğüs, kalça, bacak gibi parçalar hâlinde izletilmesi bunun bir örneğidir (vegangazete, 2020). Böylece bireylerin bedenleri parça parça etiketlenerek birey olma hâlleri bozulur ve  bedenleri kâr amacıyla alınıp satılan nesnelere dönüştürülür. 

Kültürümüzde yer alan “piliç gibi kadın”, “ete vurmak”, “at gibi kadın”, “balık etli kadın” gibi kadınları nesneleştiren, bunu yaparken de hayvan bedeni üzerinden aşağılayıcı bir ilişki kuran söylemler bunun kanıtı niteliğindedir. Bir şey meta hâline geldiğinde ise metaya sahip olan kişi metanın tüm haklarına da sahiptir demektir. Bu durumda erkekler kadınlar üzerinde hak iddia ederken, insanlar da hayvanlar üzerinde hak iddia etmeye devam edeceklerdir.

Etin Cinsel Politikası kitabında Carol Adams (2013) kadınlar ve hayvanlara uygulanan şiddetin kaynağının aynı ataerkil kültür olduğunu ve bu kültür yapısı içerisinde kadınlar ve hayvanların benzer şekilde erkeklerden aşağıda konumlandırıldığını ifade etmektedir. Yani yazara göre bu kültür erkeklerin kadınları, norm dışı görülen bireyleri ve hayvanları kontrol etme hakkını kendilerinde bulmalarına sebep olmaktadır.

Diğer yandan et yemek güç gösterisi olarak görüldüğünden erillikle bağdaştırılmıştır. Kültürümüzdeki “erkek adam et yer” gibi söylemler ya da vegan/vejetaryen erkeklerin “daha az maskülen” algılanması bunu gözler önüne sermektedir. Hegel’in “Erkekler ve kadınlar arasındaki fark hayvanlarla bitkiler arasındakine benzer. Erkekler nasıl hayvanlara karşılık geliyorsa, kadınlar da bitkilere denk düşer; çünkü kadınların gelişimi daha uysaldır.” sözü, et yemenin erkeklikle bağdaştırıldığını ve bitkilerin edilgen olarak algılanması nedeniyle kadınlarla bağdaştırıldığını açıklar (Adams, 2013, s.93). Bu yüzdendir ki vegan/vejetaryen bir erkek, vegan/vejetaryen bir kadından daha fazla tepki görebilir. Carol C. Adams Hegel’in bu sözünü şöyle yorumlamıştır: “Bu açıdan bakıldığında, kadınlar da bitkiler de, erkeklerden ve etten daha az gelişmiş ve daha az evrimleşmiş görülür. Sonuçta kadınlar uysal oldukları için bitki yiyebilirler ama aktif erkekler hayvan etine ihtiyaç duyar.”  (Adams, 2013, s.93).

“Erkek adam et yer” söylemi, insan türünün besin zincirinin en tepesinde olduğunu ve bu nedenle diğer türlerden üstün olduğu düşüncesini barındırırken aynı zamanda insan türü içerisinde erkeğin güçlü olan olması nedeniyle kadından da üstün olduğu düşüncesini içerir. Bu bakış açısı, erkeklerin güce ihtiyacı olduğunu ve güçlü olmak için de diğer hayvanların kaslarını tüketmesinin gerektiğini söyleyen mitten kaynaklanır ancak bilimsel gerçekliği yoktur. 

Kayıp Gönderge

Carol Adams kitabında kayıp gönderge (absent referent) kavramından bahseder. Bu kavram, bir durumun gerçekliğiyle algıya sunulduğu şekli arasındaki kopukluğu ifade eder. Örneğin futbol maçı sonrası taraftarların kadın bedeni formundaki şişme bebeğe rakip futbol takımının formasını giydirip tecavüz marşları eşliğinde yakması örneğini ele alacak olursak burada bizzat tecavüze uğrayan kadınlar kayıp gönderge hâline gelir. Algıya sunulan şey karşı tarafa yapılan hakaret iken gerçeklik tecavüz edilen kadın bedenidir. Adams(2013)’a göre “insanlar hayvanları yemek için öldürüyor” demek yerine “insanlar et tüketiyor” denilmesi kayıp göndergeye örnektir. Burada yaşayan, acıyı hisseden bir canlı olarak hayvan “et”e indirgenmektedir. Gerçeklik ölü bir hayvan iken algıya sunulan şey “et, köfte, kebap” adı verilmiş bir yemektir. Böylece dil aracılığıyla asıl gerçeklik gizlenir ve şiddete maruz kalan özneler olarak kadınlar ve hayvanlar dilde yok edilir.

Sonuç olarak cinsiyetçilik ve türcülük olmak üzere her iki ayrımcılık türünün temelinde yatan düşünce, bir grubun diğer gruptan daha üstün olduğu ve bu yüzden birinin diğeri üzerinde tahakküm kurabileceği düşüncesidir. Bu düşünce güç hiyerarşisini savunur; erkekleri kadınlardan, insanları da hayvanlardan üstün olarak konumlandırır. Vegan olmayan bir kadın ya da norm dışı görülen bir birey, bir yandan ataerkil düzen içerisinde tahakküme uğrarken diğer yandan insan olduğu için başka bir tür üzerinde tahakküm kurmaya devam edecektir. 

Yazar: Ayşenur Deveci
Editör: Başak Tufan

Kaynakça: 

Görsel Kaynakça:

Etiketlendi:

Bir Yorum

  • Bütünleşik mücadelenin aslında ne kadar değerli ve gerekli olduğunu ortaya koyan temiz bir çalışma olmuş, elinize sağlık.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir