Site Loader

Tutumlar; bir bireyin farkında olduğu, anlamı olan ve bilgisine sahip olduğu psikolojik objeler ile ilgili düşünce, davranış ve duygularını belirleyen eğilimlerdir.

 Bilindiği üzere insanlar doğuştan tutumlar ile doğmazlar. Süreç içinde medya etkisi, doğrudan deneyimler ve sosyalleşme aracılığı ile çeşitli tutumlara sahip oluruz. Sahip olduğumuz tutumlar sosyal yaşantımızda birçok durum karşısında vereceğimiz tepkileri, davranışlarımızı etkiler. Ancak bu durum her zaman için geçerli olmayabilir.

Bu konuda klasik kabul edilen ilk deney La Piere adlı bir sosyolog tarafından 1934 yılında ABD’de yapılmıştır. Bu dönemde Amerika’da Çinlilere karşı önyargılı bir ırk ayrımı olduğunu gözlemlemiştir. Bunun üzerine Çinli bir çift eşliğinde 66 farklı lokanta ve motele gidip hepsine kabul edilmiştir. 6 ay sonra aynı lokanta ve motellere mektup göndererek Çinli bir çift eşliğinde gelmek için rezervasyon yaptırmak istediğini belirtmiştir. Mektupların yalnızca yarısına cevap gelmekle birlikte, cevapların %92’sinde Çinlileri kabul edemeyeceklerini belirtmişlerdir. Bu deneyde görüldüğü üzere var olan olumsuz tutum ile davranış arasında açıkça bir uyumsuzluk vardır.

Peki bu uyumsuzluğun nedenleri nelerdir?

 İlk olarak tutumlar ve davranışların ölçülmesindeki uyumsuzluğu bir neden olarak sayabiliriz. Yani yapılan deneylerde ölçülen tutum çok genel olmakla birlikte, gözlenen davranış çok belirlidir. La Piere’in deneyini ele alırsak, Çinlilere karşı  önyargı olduğu doğru ancak La Piere’in yanındayken lokanta ve motellere girebildiği Çinli çift ileri derece İngilizce bilen ve iyi giyimli bir çiftti ve yanlarında bir Amerikalı ile gelmişlerdi.

 İkinci olarak tutum davranış uyumunun olmamasına neden olan faktör ise zamandır. Tutum ve davranışın gözlenmesi arasında geçen zaman ne kadar fazlaysa uyum gözlenme ihtimali de o kadar düşer. Çünkü bu süreçte araya tutumu ve davranışı değiştirecek ya da etkileyecek faktörler girebilir.

 Bir diğer faktör ise tutumun güç derecesidir. Her tutumun bir güç derecesi vardır. Bu derece tutumun zihinsel, duygusal ve davranışsal olarak ne derece güçlü olduğunu belirtir. Bir tutumun güç derecesi ne kadar fazlaysa davranış üzerindeki etkisi de o derece fazla olacaktır. Örneğin bir futbol takımının fanatik bir bireyin takımın maçlarını izlerken gösterdiği davranışlar ya da takip etme sıklığı fanatiklik derecesi ile ilişkilidir.

 Dördüncü olarak tutumun ulaşılabilirliği etkili bir faktördür. Bir zihinsel kestirme yöntemi* olan ulaşılabilirliğe dayanan zihinsel kestirme yöntemi, bir bilginin aklımıza gelme çabukluğunu belirtir. Fazio Tutumun Ulaşılabilirliği Modeli’nde bu durumu işlemiştir.

Bazı tutumlar bellekten daha kolay çağırılır. Fazio’nun modelinde de bu durumda bellekten çağırılan tutumun davranış olabilmesi için öncelikle aktif hale getirilmesi gerektiği yani tutum objesinin uyarması ile bellekten çağrılması gerektiği belirtilmiştir.

Son olarak davranış ve tutum ilişkisini etkileyen faktör ise bireyin farkındalık derecesidir. Bireyin tutuma dair farkındalığı güçlüyse tutumun davranışa etkisi de yüksek olacaktır. Bu durum iki şekilde ortaya çıkabilir. İlk olarak farkındalık sahibi olduğumuz durumlarda tutumun zihnimize çağırılması kısa sürecektir yani ulaşılabilirliği daha kolaydır. İkinci olarak ise bir davranışta bulunmamız gerektiğinde o durumla ilgili tutumumuza odaklanırız bir diğer değişle tutumumuza dair farkındalığımız yüksek olur.

 Davranışlarımızı etkileyen birçok değişkenden biri olan tutumlarımızın her durumda davranışlarımızı neden etkilemediğini incelemiş olduk, doğru tutumlarınızın arkasından gelecek olan istikrarlı davranışlarınız olmasını dilerim…

*Zihinsel Kestirme Yöntemi: Düşünceleri ve olayları kategorilere ayırmayı ve bunlarla ilgili teoriler üretmemizi sağlayan yöntemlerdir.

KAYNAKÇA

Cemalcılar, Z., Kağıtçıbaşı, Ç. (2016), Dünden Bugüne İnsan ve İnsanlar, Kadıköy/İstanbul : Evrim Yayınevi

Tuğçe Gül Korkut

Tuğçe Korkut

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla