Part 3 – Bu Devran Böyle Gitmez

Bir takım artık Shaq’i yenmeyi başarmıştı. Fakat bunu başarabilmek için mevcut düzende gerekli oyunculara sahip olmayan bir koç vardı. Bu koç , Shaq ile eşleşemeyecekleri kesin olan Bo Outlaw , Steven Hunter ve Jake Voskuhl gibi hem fiziken eksik hem de basketbol olarak yeteneksiz oyunculara sahipti. Düşünün ki Jack Voskuhl Türkiye’de bir yazıda adının geçtiğini duysa şu an gururlandırdı. Shaq’in bu oyuncuları çekirdek gibi çitleyeceği ise zaten yeterince açıktı ve bu yüzden de bu takım , çok da ciddiye alınmıyordu sezon başında.

Bu koçun takımında çok elit ancak sadece bir adet yaratıcı oyuncusu vardı. Steve Nash her ne kadar daha sonraları 2 MVP ödülü kazanacak olsa da Suns macerası başlarken kesinlikle ligin ilk 20 oyuncusundan biri olarak görülmüyordu. Dallas kariyeri başarılı geçse de Dallas’ın en tepeye yerleşememesi Steve Nash’e fatura edilmişti.

Doğru hatırladığım ; bu yaratıcı sayısı sınırlı, genç ve net eksikleri olan takımın koçu Mike D’antoni’den başkası değildi. D’antoni kafasında oluşturduğu şablonda Shaq ve benzeri uzunları fiziksel temas ile durdurabilmek yerine Shaq’in mutlak güç olduğu o iklimi değiştirmeyi tasarlamıştı. Bunun için de oyunu hızlandırmak gerektiğinin farkındaydı. Bu plan çerçevesinde de yıllardır 3 numara oynayan Shawn Marion’ı 4 numaraya çekerek aynı zamanda o günlerde 4 numara olarak görülen Amare Stoudemire’ı 5 numaraya çekti. Böylece Suns ligin sahayı en iyi koşan 4-5 ikilisine sahip olup sezona da fırtına gibi başladı. Savunmada ribaundu net alabildikleri her pozisyonu hızlı hücuma dönüştürdüler ve bu hücumlarla boş şutlar buldular. Rakibin hantal uzunları kendi sahalarına dönene kadar Suns sayıyı bulmuş oluyordu. “7 Saniye Veya Daha Az” ismini verdiği hücum felsefesi sahada hem verimli hem de eğlenceli sonuçlar veriyordu.

Steve Nash de bu oyundaki ve tempodaki yönlendirici rolü ile bir anda herkesin gözünde elit oyuncu sınıfına yükseldi. Marion o günün 4 numaraları ile doğal olarak yüzde yüz eşleşemedi ancak hem dış şut atabilmesi hem de topu vurabilip hızını kullanabilmesi nedeniyle hücumda çok etkili oldu. Amare Stoudemire’ın ilk adımı ve dikey sıçrama yetisi 4 numaralar içinde bile dikkat çekiyorken , 5 numaralar içinde bir anda durdurulamaz bir hal aldı ve onun da sayı ortalaması otuza dayandı. Lig sahayı en önde koşan uzunlara çok da alışık değildi. Kemp gibi nadir örnekler vardı ancak onların yanına hep bir hantal uzun ekleyelim mantığı ilk kez kırılmıştı. Joe Johnson ise orta kalite bir şutörken bu yaratıcılığı onaylayan inovatif sistemde top yönlendirme şansını yakaladı ve belki de kariyerini kurtardı.
Tamam herşey çok güzeldi ama ; bu takım niye hiç şampiyon olamadı? Part 4te…

Yazar: Deniz Baskın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir