ŞAHANE BİR TEMBEL: YAHYA KEMAL BEYATLI

 

1884’te Üsküp, Osmanlı Tarihi’nin çöküş dönemini bilenler için önemli bir yer tutar. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu yavaşça dağılmaya başlar. Bunun sonucunda bölgenin insanları evsiz, kimsesiz ve yalnız kalırlar. İşte tam da bu olayların gerçekleştiği dönemde Yahya Kemal, Üsküp’te büyük validesi Adile Hanım’ın konağında dünyaya gelir. 1889’da babası tarafından yaptırılan yeni konağa taşınır. Bu konağın çocukluğunda ki etkisi epeyce büyüktür. İlk kez babasının çalışma odasında; Muallim Naci, Recaizade Mahmut Ekrem ve Evliya Çelebi gibi yazarların eserlerini görürken daha o yaşlarda edebiyatımızla olan ilişkisi gün yüzüne çıkar.
Aynı yıllarda Sultan Murad Camii’nin mihrabı arkasında Yeni Mektebe başlar. Mektebin hocası Gani Efendi bir gün bir kalem açar. Divitin mürekkebine batırır, kâğıdına bir Rabb-i Yessir yazar, üstüne şeker döküp Beyatlı’ya yalatır. Tüm bunlara rağmen yeni mektebin eğitiminin sadece dini eğitimden ibaret olması, Beyatlı için sorun teşkil eder ve bu sebeple 1892’de Mareşal Ahmet Eyüp Paşa’nın açtırdığı Mekteb-i Edebe yazılır. Bu okul Yahya Kemal’e ‘’ Şarktan garba geçmişim gibi oldum ‘’ dedirten okuldur. Mekteb-i edepten sonra 1895’te Selanik’e taşındıklarından eğitimine Selanik İdadi’sinde devam etti. 1897 yılı içerisinde annesi veremden öldü. Bu ölüm, şairin hayatında özellikle ilerde söyleyeceği ölüm şiirleri üzerinde etkili oldu. 1897 yılında babasının tekrar evlenmesi üzerine ailece Üsküp’te ikamete başladılar fakat ailedeki uyumsuzluklar sebebiyle 1900 yılında yatılı olarak tekrar Selanik İdadi’sine gönderildi. Aynı yıl hastalandığından Üsküp’e ve Üsküp idadisine döndü. Şiire karşı ilgisi de burada başladı ve gittikçe arttı.
Bu başlangıçtan sonra sessiz bir gemiye binip bu dünyadan göç edene kadar şiiri kendisine dert edindi. Bunun yanı sıra Rufai dergâhına devam etti. Ve siyasi meselelere ilgisi arttı. Lise eğitimini tamamlaması için İstanbul’a gönderildi. 1902’de ise kadrosuzluk sebebiyle Galatasaray Lisesi’ne giremedi ve Robert Kolejine girmek üzere beklemeye başladı. Buradan da beklediği sonucu alamadığından Vefa Lisesi’ne başladı. Bu süreçte Edebiyat-ı Cedide şairlerini tanıdı. İrtika ve Malumat dergilerinde ‘ Agâh Kemal ‘ imzasıyla Servet-i Fünun tarzı manzumeler yayınladı. Ayrıca da Kanuni Hacı Arif Bey’in idaresinde yapılan musiki fasıllardan kuvvetli bir milli musiki kültürü aldı. Osmanlıcılık, Müslümanlık ve Türkçülüğe karşı batıcı Serezli Şekip Bey’in fikirlerinin etkisiyle 1903’te Paris’e kaçtı.

0x0-divandan-moderne-uzanan-kopru-1509548883927
Paris’te Bir Tembel

Paris’te önce Jön Türkler arasına girdi Quartier Latin’e yerleşerek 1 yıl süreyle College de Meaux’ ye devam etti ve Fransızcasını ilerletti daha sonra 1904’te Ecole Libre des Sciences Politiques ( Siyasi İlimler Mektebi ) ‘in Dış Siyaset bölümüne yazıldı. Paris’te ki ilk yılları çok hareketli geçti. Kendisi bugünleri ‘’ İstanbul’dan çıkarken zaten dine karşı kafamda şiddetli bir reaksiyon vardı. Paris’te dinsizliğim arttı. Bu yıllar Paris’te kilise ve din düşmanlığının azdığı ve sosyalist cereyanın sert bir rüzgâr gibi estiği yıllardı. Mitinglere ve gösterilere karışıyordum. Sokaklarda İnternational’i dinlerken kalbim geniş bir insanlık sevgisiyle doluyordu, gözlerim yaşarıyordu ‘’ cümleleriyle anlatır. Büyük şairimizin bu dönemlerde babasına gönderdiği 92 parçalık kartpostallarda yazdıklarından edindiğimiz bilgilere göre, Yahya Kemal, Paris’te çocuklarını okutabilecek kadar varlıklı bir ailenin evladı değildi. Babası İbrahim Naci Bey, gençliğinde iyi bir tahsil yapamamış her Türk babası gibi, oğlunun çok iyi yerlere gelmesini istiyordu. Gayeye ulaşmak için her fedakârlığı göze aldı. Fakat yine de Beyatlı’nın Paris’e gittiği aylardan itibaren şiddetli para sıkıntısı çekmesinin önüne geçemedi. Bu sıkıntılı devre Yahya Kemal için 3 yıl kadar sürmüştür. Konumuz Yahya Kemal’in Paris’te çektiği para sıkıntılarını anlatmak olmadığı için bu durumu bir yana bırakıp şairimizin Paris’te edindiği edebi kimlik ve hayran olduğu sanatkârlar üzerinde duralım.

Yahya Kemal Paris’te devam ettiği Sciences Politiques’e mektebini bitirememiş, bu yüzden hem kendisi, hem de babası çok üzülmüştür. Yahya Kemal gibi son derece zeki, kabiliyetli, yaradılıştan üstün değerleri olan bir kimsenin Sciences Politiques gibi Paris’teki mekteplerin en kolaylarından birini bitirememiş olmasını izah etmek hiç de zor değildir. Şunu hemen söylemek gerekir ki Yahya Kemal, yaradılışındaki bütün üstünlüklerine rağmen tembel bir adamdı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Edebi hatıralarında onun ‘ şahane bir tembel ‘ olduğunu söylediği gibi Yahya Kemal 20 Şubat 1908 de Paris’ten Ali Şevket Bey adında bir yakınına yazdığı mektupta: ‘’ Ah Kardeşim! Paris’i sana nasıl anlatayım bilmem. Üstünden de üstün bir mükemmellik mahşeri! Fakat burada bizim gibi nefsini zorlayarak çalışan tembel yaradılışlar değil, sizin gibi her manasıyla çalışkan kahramanlar bulunmalı! “ diyor.

 

Burada Yahya Kemal’in kendisinin de benimsediği şu tembellik sıfatını onu küçültmek veya küçümsemek için söylenmiyor. Tam tersine, küçük öğrenci Agâh Kemal’i büyük şair Yahya Kemal yapan ondaki bu tembelliktir. Beyatlı sevmediği insanlarla görüşmediği gibi sevmediği kitapları da okumamış, ders kitabı bile olsa bunları okumayı bir türlü nefsine kabul ettirememiştir. Babasına gönderdiği kartpostallar da mektepte gördüğü derslerin kitaplarından hiç bahsetmemektedir. Buna karşılık Paris’teki güzel yapıların Louvre müzesinin Opera binasının, Trocadero’nun, Lesinvalides’in resimlerini göndererek onların ne güzel yapılar olduklarını babasına anlatmaya çalışıyor, yine bu kartpostallarla sevdiği şairlerin, müzisyenlerin, ressamların, heykeltıraşların, yazarların, tiyatro artistlerinin, devlet adamlarının resimlerini göndererek her biri hakkında düşüncelerini belirtmeyi ihmal etmiyordu.

 

Belli ki Yahya Kemal Paris’e her şeyi ile hayran olmuş, ruhunu orada karşılaştığı türlü güzelliklere bağlamıştı. Bu güzelliklerin hiçbiri yoktu ders kitaplarında! Yaradılışının nefsini, zamanını, zevkini, o kuru sayfalarda harcamaya vakti yoktu. Öğrenci mahallesinde ki Vachette kahvesinde oturup şair Jeon Moreas’la arkadaşlık etmeyi daha uygun buluyor; boş zamanlarında ders kitabı okumaktansa Gerard de Nerval’in, Jose Maria de Heredia’nın, Baudleaire’in, Rimbaud’un şiirlerini okumaktan onlarla ve onları sevenlerle birlikte olmaktan zevk alıyordu. Bugün şair olarak hayranlıkla andığımız Yahya Kemal’i, Yahya Kemal yapan da bunlardı zaten.

Nitekim öylesine dolmuştu ki Paris’te devam ettiği mektebi bitirememiş olan bu genç 1913’te İstanbul’a gelir gelmez hemen Edebiyat Fakültesine profesör olarak tayin edilmiş, orada bir süre Türk ve Batı Edebiyatı tarihi okutmuştur. Dönemin gazete ve dergilerinde yazılar yazmıştır. Lozan Konferası’na katılmış Urfa Milletvekili seçilmiştir. Tabii ki Yahya Kemal tüm bu unvanları kazanmış olmasına rağmen, günümüzde hala şair vasfıyla anılıyorsa bunun sebebi mutlaka şiiri kendine dert edinmiş olmasıdır.

yahya-kemal-5

Şiiri Kendisine Dert Edinen Adam

Aslında her iyi şairin, şiiri kendisine dert edinmesi gerekir. Fakat bunun bir derecesi var. Yahya Kemal kadar iyileşmez, ara verilmez bir hastalık gibi şiire tutulmuş olanlarla çok az karşılaşırız. Şiire tutulmuş olanlar demekle, gece gündüz şiir yazanları, fabrika gibi sözde şiir çıkaranları kastetmiyorum. Bizim sözünü ettiğimiz şiir portresi bu değildir. En güzeli, en mükemmeli bulmak için kendisine huzur vermeden çalışmak, araştırmak, başka bir şey yapamaz, başka bir şey düşünemez olmaktır. Yahya Kemal gibi şiirde bir kelimeye aklı takılınca yerine yenisini buluncaya kadar uykuyu terk etmektir. Şiiri sevmekten çok, şiire sonsuz bir saygı duymuş olmaktır. Şairimizin şiiri ciddiye alması da bu yüzdendir.

Selimname şiirini kırk yılda tamamlamıştır. Gerçek şiiri, gerçek gönül şiirini bulmak tabii ki kolay değildir. Ancak bir kuyumcu titizliği ile gerçek şiire ulaşılabileceğini dile getirmiştir. Yahya Kemal işte bu çeşit şiir bağımlılarından biri hatta belki de bu bağımlıların en önemlisidir. Şairimiz şiirlerinin üzerinde yıllarca çalışmış ve şiirleri başka dillere çevrilmiş olmasına rağmen, bazı mısraları için hiç bir zaman kesin bir karara varamamıştır.Tabir caizse eğer bir ömrü bu şekilde tüketmiştir..
Ömrünü şiir adına düşünmekle tüketen şairimiz bir yandan da yoğun siyasi hayatına devam etmiş, Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul Milletvekilliği yapmış, Pakistan Büyükelçiliği görevinin ardından 1949’da emekli olmuş, 1958’ de ise vefat etmiştir. Sevenleri tarafından “Aziz Üstad “ olarak anılmıştır.

Yahya Kemal hayatı boyunca hiç eser yayımlamamış, günümüzdeki tüm eserleri Yahya Kemal Enstitüsü tarafından yayımlanmıştır. Sanatçı ölümünden sonra en çok eleştiriyi bu konuda almıştır. Görüşlerine karşıt olan kesim tarafından “esersiz şair “ olarak nitelendirilmiştir. Sağlığında hiç kitap çıkaramayışını; kimisi şiirlerini bir arada göstermekten korkmasına, kimisi ise daha başka sebeplere bağlamıştır. Bizim kanaatimize göre asıl sebep, O’nun hep daha mükemmeli araması, şiirlerini kitap haline getirerek bu arayışa son vermek istemeyişi ve en önemlisi hayata karşı “tembel “ oluşudur.
Şimdi hep beraber oturup bir düşünelim; Türk Edebiyatı bir kez daha böyle şahane bir tembel görebilecek mi?

 

ESERLERİ:
• Kendi Gök Kubbemiz (1961)
• Eski Şiirin Rüzgârıyla(1962)
• Rubailer ve Hayyam’ın Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
• Bitmemiş Şiirler (1976)
• Aziz İstanbul(1964)
• Siyasi Hikâyeler (1968)
• Siyasi Ve Edebi Portreler (1968)
• Edebiyata Dair(1971)
• Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi Ve Edebi Hatıralarım (1973)
• Tarih Muhasebeleri (1975)
• Mektuplar-Makaleler(1977)
• Eğil Dağlar Milli Mücadele Yazıları ( 1981 )

 Servet Sena ÇELİK
KAYNAKÇA:
• Türk Edebiyatı Dergisi, Yahya Kemal Anıt Sayısı(Aralık 1984,Sayı 134
• Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım (Yahya Kemal Enstitüsü, Baha Matbaası, İstanbul 1973)