Site Loader

Realizmin öncülerinden olan ressam Gustave Courbet, en beğenilen resimlerin mitolojik kahramanlar ve dini motifli eserler olduğu bir zamanda, çiftçi ve işçilerin hayatını anlattığı resimleriyle ünlü olmuştur.

Realist bir şekilde gördüğünü tuvale aktarsa da ideolojik olarak Courbet bir idealist ve hayalciydi. Yaptığı en önemli siyasi işlerden biriyse Paris Komünüyle alakalıdır.
Courbet 1819 yılında Fransa’da doğmuştur. Sanatla ilgilenmeye çok önceden başlamış ve 1840’ların sonlarından itibaren saygıdeğer ve hayranlık uyandıran bir sanatçı olmuştur. Onun sanatı, sıradan insanların hayatlarıyla ilgilenmeyen muhafazakar toplum yapısına uygun değildi. Yine de bu Courbet’in önemsediği bir konu olmadı hiç. Onun hedefi belliydi: sadece ne gördüyse onu resmetmek, önünde apaçık duran şeyi kayda almak.
Courbet’in üretiminin en yoğunlaştığı zamanda, Fransa’nın siyasi durumu da sakinlikten epey uzaktı. 1870’te, 3. Napolyon’un (Napolyon Bonaparte’nin yeğeni) emriyle, Fransa Prusya’ya karşı savaşa girdi. Sonradan Prusya krallığı diğer Alman devletçikleriyle ittifak kurarak Fransa’yı işgal etti. Fransa savaşta art arda yenilgiye uğradı, ta ki Napolyon teslim olana kadar.

Aynı sene cumhuriyet yanlısı bir hükümet kuruldu. Aşırı muhafazakar olan bu hükümet, Paris’teki yerinden Versailles’e taşındı. Bu hareketin sonucu Paris Komünü oluştu. Bu sosyal hareket, adından da belli olduğu üzere, ekonomide reformu komünal bir hükümet modeli üzerinden talep eden bir hareketti.

Peki Courbet’in bütün bunlarla ilgisi ne?

3. Napolyon’un 1851’de tahta çıkışından itibaren, Courbet normları aşabilen bir sanatçı olarak ünlenmişti. Onun sanatı toplumu aşağılamak olarak görülüyordu çünkü resimleriyle sıradan insanları resmetmenin dışında elit takımının eksiklerini, yozlaşmışlığını ve sapkın ahlak anlayışını da sergiliyordu.
İmparatorun devrilmesiyle, Courbet Paris’in siyasi hayatında önemli bir rol oynamaya başladı. 1871’de, ailesine yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Ben, Paris halkı sayesinde, gırtlağıma kadar politikaya batmış durumdayım. Paris bir cennet! Polis yok, saçmalık yok, hiçbir ceza yok. Ne olursa olsun, Paris’te işler bir saat gibi işliyor. Ah keşke burası hep böyle kalsa!”

Courbet Komün’ün bir üyesi olarak çok fazla rol üstlenmişti. Belediye Dairesi ve Eğitim Bakanlığı’nın temsilcilerinden biriydi. Paris için ‘Güzel bir rüya gibi’ diyordu.
Bu güzel rüya komün üyelerinin uyguladığı yasalarla inşa edilmişti. Bu yasalara göre, fabrikalar halkın kooperatiflerine dönüşmüş, terk edilmiş binalar yeniden kullanıma açılmış ve kıdemli hükümet yetkilileri basit işçilerle eşit maaşı almasını öngören bir teklif sunulmuştu. Ayrıca, üyeler siyasi bir eğitim vererek halkın kendi kendisini yönetmesini tasarlıyorlardı.

Courbet aynı zamanda ‘Sanatçıların Federasyonu’nu kurdu. Bu federasyonun asıl hedefi ifade özgürlüğü ve eşitlik üzerine bir manifesto yayınlamak ve hükümetin sanata müdahalesini engellemekti. Federasyonun istekleri oldukça cesurdu.

Maalesef ki, bu rüya kısa sürdü. Aynı yılın mayıs ayında, Fransız ordusu Paris’i işgal etti. Şehir bombalanırken birçok yer yangına verildi. Binlerce Parizyen ya öldürüldü ya da tutuklandı. Courbet de onlardan biriydi. Tutuklanıp hapishanede 6 ay geçirdi. Serbest bırakıldığında, elinde hiçbir şey kalmamıştı. Evi ondan alınmıştı. Parası da evi de yoktu ve yaşadığı her şey bir kabustan farksızdı.

Fransa’da artık istediği şekilde yaşayamayacağı için, tutuklanma pahasına da olsa, realist ressam kendi isteğiyle İsviçre’ye yerleşti. Orada 1877 yılına kadar yaşadı. Sanatçının son yılları, güzel bir hikayeye yazılmış realist bir son gibiydi.

Çeviren: Gizem Yılmazer

Kaynak: http://www.dailyartmagazine.com/courbet-and-the-paris-commune/

MozartCultures

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla