Site Loader

Biyofili Yunanca’dan gelen “bio” yani hayat ve “philia” sevgi kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir kelimedir.  İnsanların doğayla ve diğer canlılarla iç içe olma içgüdüsü ya da doğaya yakınlık olarak da geçer.

İlk kez Erich Fromm tarafından 1964’te ortaya atılan bu kavram daha sonraları biyolog Edward O. Wilson (1993) tarafından insanların yaşamla bağlantıda olmak ve sürdürmek amacıyla doğaya karşı duydukları olumlu ve içgüdüsel eğilim olarak tanımlanmıştır. Bazı araştırmacılar (Örn: Tilbury, 1994; Kellert, 2005), biyofili kavramını doğuştan gelen doğal çevreyi araştırma eğilimi olarak tanımlamaktadırlar.

Yapılan araştırmalar bireylerin hayvanlar, bitkiler, bitki örtüsü, su, hayvan sesleri ve hareketleri, mevsimsel değişiklikler gibi doğal uyaranlara doğuştan gelen bir yakın olma isteği olduğunu göstermektedir (Dubos, 1968; Iltis, Loucks, ve Andrews, 1970; Kahn, 1997). Bunun yanı sıra yetişkin memelilerin yavru memelileri sevimli bulmaları ve bu durumdan dolayı bebeklerin yetişkinlere kıyasla daha çok korunup, hayatta kalmaları için yardımcı olunması da gözlemlenebilir bir durum.

İnsan varoluşunun bilinçaltında hayatı devam ettirme ve yaşamsal bağlantılar kurmak yatar. İnsanlar tüm içgüdüleri ile buna programlanmışlardır. Bu nedenle korumacı davranışların ve yavrulara olan özellikli ilginin türün devamlılığı için de gerekli ve önemli olduğunu söyleyebiliriz. 

 Evrimsel teoriye göre insanların doğaya yakınlıkları yıllar içinde geçirdikleri evrimsel süreçle ilişkilidir. İnsanlar hayatta kalma ve güvende olmak başta olmak üzere ihtiyaçları ve yaşamlarını kolaylaştıracak her duruma yakınlık duyarlar. Örneğin sulak alanlara olan düşkünlük ve sık ağaçlık alanlardansa açık alanlara yönelimi insanların yıllar içinde geçirdikleri evrimleşmenin bir ürünü olarak görülebilir. Bu nedenle biyofili kavramı, evrimsel teoriyi desteklemek amacıyla da kullanılır.

Bazı durumlarda da biyofilinin tersi olan biyofobi durumu içgüdüsel olarak gerçekleşmektedir.  Örneğin çocuklar yılan, karanlık, yüksek gibi kendilerine zarar verebilme ihtimali olan uyaranlardan içgüdüsel olarak kaçınırlar.

Bu durumla ilgili olarak hayvanlarla yapılan araştırmalarda da biyofobi durumu gözlenmiştir. Daha önce “Fobiler Neden Oluşur?” isimli yazımda da bahsettiğim gibi Cook ve Mineka’nın 1990 yılında yaptıkları bir deneyde yavru maymunlara  yetişkin maymunların yılana gösterdikleri korku tepkisini içeren ve çiçek gördükten sonra panik atak geçirdiklerini gösteren iyi kurgulanmış birer video izletilmiştir. İlk videoyu izledikten sonra yavru maymunlarda yılan korkusu oluşmasına rağmen çiçeklere karşı herhangi bir reaksiyon göstermedikleri görülmüştür. Bu durum da biyolojik yatkınlığımızın bize zarar verebilecek objelerden ve durumlardan kaçınmak üzere dizayn edildiğine bir başka deyişle “biyofobi” kavramına bir örnek olarak gösterilebilir. 

Yalnızca kaçınmak değil karşı cinse karşı ilgi duymak, iyi beslenme isteği, doğayla iç içe olma isteği, spor yapmak, evcil hayvanlar beslemek ya da bitki yetiştirmek hatta su içme ve barınma ihtiyacı gibi ihtiyaçlar dahi biyofili belirtisidir.

“Estetik, entelektüel, bilişsel hatta manevi tatminimizin dahi anahtarı doğanın elindedir.”  Edward O. Wilson

Tuğçe Gül Korkut

KAYNAKÇA

Cook, D. M. ve Mineka, S. (1990). Selective associations in the observational conditioning of fear in rhesus monkeys. Journal of Experimental Psychology: Animal Behavior Processes

Kahn, P. H. (1997). Developmental psychology and the biophilia hypothesis: Children’s affiliation with nature. Developmental Review

Sarıçam H., Soyuçok E., Şahin H. Ş. (2015) The Examination of The Relationship Between Nature Relatedness, Depression, Anxiety and Stress

Yılmaz S., Olgan R. (2017) Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Doğaya Yakınlık (Biyofili) Seviyelerinin Araştırılması

Tuğçe Korkut

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla