Chernobyl Işığında Günümüzden Bugüne Nükleer Enerji

Amerikan kablo TV kanalı HBO, 6 Mayıs 2019 tarihinde Çernobil faciasını konu alan mini dizinin ilk bölümünü yayınladı. Dizi, IMDB verilerine göre televizyon dizileri popülerlik sıralamasında ikinci sıraya oturdu. Ukrayna’nın Çernobil kentinde 1986 yılında yaşanan nükleer patlamayı konu alan mini dizi birer saatlik beş bölümden oluşuyor ve 3 Haziran’da son bölümü gösterilecek.1 

Dizinin yakaladığı popülarite ile nükleer santraller yeniden dünya çapında tartışma konusu oldu. Biz de nükleer santrallere bir mercek tutalım. 

Nükleer enerji, çok yüksek sıcaklıkta, yüksek enerjiye ulaşan atom çekirdeklerinin çarpışması sonucu oluşan  füzyon (birleşme) ve fisyon (parçalanma) tepkimeleri ile elde edilen enerjidir. Dünyanın ilk nükleer enerji santrali, Sovyetler Birliği döneminde 1954 yılında çalışmaya başlayan Obninsk Nükleer Enerji Santrali’dir ve 1970 yılında yaşanan petrol krizi sonucu bu enerji tüm dünyada yaygınlaşmıştır.2 

TAEK verilerine göre Ağustos 2010 itibariyle dünyada 29 ülkede toplam 373 bin 673 Megawatt (MW) kurulu güce sahip 440 nükleer reaktör işletme halindedir ve dünya elektrik enerjisi ihtiyacının yaklaşık yüzde 15’ini karşılamaktadır. En fazla nükleer santral 104 ile A.B.D.’ye ait. Fransa’da 58, Japonya’da 54, Rusya’da 32, Güney Kore’de 20, Almanya’da 17, Hindistan’da 19, Ukrayna’da 15, Çin’de 12 adet nükleer santral bulunuyor.3 

Nükleer reaktörler düşük maliyeti, çevreci olduğu iddiası ve verimliliği gibi birçok avantajının yanı sıra yakın geçmişte birçok kazaya sebep olarak binlerce canlının yaşamını olumsuz etkilemiştir. Bu kazaların en bilineni Çernobil’dir. Çernobil’in dışında 10 Ekim 1957’de İngiltere’de, 29 Eylül 1957’de Rusya’da, 28 Mart 1979 ABD’de, 30 Eylül 1999’de Japonya’da olmak üzere birçok kaza meydana gelmiştir. Greenpeace olası kazalar üzerine şöyle bir uyarıda bulunuyor: “Fransa, A.B.D., İsveç ve Japonya’da, yakın dönemde yaşanan kazalar gerçek facialara ramak kala durdurulabildi. Bu kazalar ve daha yüzlercesi, nükleer santraller olduğu sürece yeni Çernobil’lerin ne kadar olası olduğunu da ortaya koyuyor.”4 

İstanbul Bilim Üniversitesi’nden Radyasyon Onkoloğu Doç. Dr. Şefik İğdem radyasyonun insan sağlığı üzerindeki kısa, orta ve uzun etkilerini şöyle anlatıyor: “Radyasyon, DNA üzerinde tamiri zor kırıklar meydana getirerek DNA’nın replikasyonunu yani çift sarmallı DNA’nın kendini kopyalaması işlemini engelliyor. Böylece hücre bölünemiyor veya bölünmeye çalıştığı zaman ölüme doğru yönlendiriliyor. Bu konudaki bir başka senaryo ise hücrede meydana gelen DNA kırığının, bir hata olarak bir sonraki nesle aktarılmasıdır. Bu aktarılma sonucunda mutant, yani bozulmuş ve hasarlı hücreler bir şekilde diğer hücrelerin kontrolünden kurtularak yeni bir kanserizasyona yol açar.”5 

Diziyi seyredenlerin de fark edeceği üzere radyasyonun kısa vadeli etkileri deride kızarıklık, ülserasyon, üreme hücrelerinde sterilizasyon, gözde katarakt, saçlı deride saç dökülmesi, bağırsaklarda ishal ve bulantı olarak tanımlanıyor. Uzun vadede ise zarar gören DNA’nın onarımında hücrelerin kanser hücresine dönüşme olasılığı çok yüksek. 

Bu bilgiler ışığında diziyi izleyenlerin de yorumları üzerine ülkemizde kurulacak olan Akkuyu ve Sinop nükleer santrallerini düşünmeden edemiyor insan.  

Bir cevap yazın

Araç çubuğuna atla