KADININ SURETİ: MARILYN MONROE

“Hakkınızda hiçbir şey bilmeden size tapıyorlarsa aynı nedenle sizden nefret de edebilirler.”

Doğduğu ilk andan itibaren hayatın yüzüne gülmediği bu talihsiz kız çocuğu, küçük yaşlardan itibaren kabus gibi bir hayat yaşadı. Ne kadar öyle anılmak istemese de “Aptal Sarışın” etiketinin altına sıkışmış olan, Marilyn Monroe olarak tanıdığımız bu efsanevi aktris hayatına birçok skandal ve acı sığdırdı.

Ölümünün üzerinden geçen 56 yılda bile kendine has güzelliğiyle herkesin gıpta ettiği, güzelliğine kayıtsız kalınamayan Monroe günümüzün en büyük ikonlarından. Baş döndüren aurasıyla bugün bile adından sıkça söz ettirmeyi başarıyor.

1 Haziran 1926 yılında Los Angeles devlet hastanesinde doğan Monroe’ya annesi Norme Jeane Mortenson ismini verdi. Bu isim 20th Century Fox ile çalıştığı dönemde uzun ve telaffuzunun zor olduğu gerekçesiyle Marilyn Monroe olarak değiştirilecekti.

Babasının kim olduğu konusunda farklı spekülasyonlar yapıldı. Kimilerine göre annesinin o zaman RKO stüdyolarında birlikte çalıştığı Charles Stanley Gifford; kimilerine göre de annesinin ikinci evliliğini yaptığı Martin Edward Mortenson küçük Norma Jeane’in babasıydı.

Annesi Glady Pearl Baker’a şizofreni teşhisi konulmasıyla birlikte Norma Jeane için de asıl hayat başlayacaktı. Annesi hastaneye yatırıldıktan sonra çocukluğunu yetimhanelerde ve koruyucu ailelerle geçirdi.

Koruyucu ailelerin yanında kaldığı süreçlerde yaşadığı baskılar ve tacizlerle çocukluğunu geçiren Norma Jeane henüz 16 yaşındayken komşusu olan James Dougtery ile tanıştı ve kısa süreli bir flörtten sonra onunla evlendi. İlk kocasıyla ilgili yapılan dedikodulardan biri; bu evliliğin yetimhaneye dönmemek adına formaliteden olduğuydu. Marilyn ilk evliliğinde iki kez intihara kalkıştı.

1111

Bu evliliği tam dört yıl sürdü. Norma Jeane artık 20 yaşındaydı! Boşandıktan sonra artık kendi ayakları üstünde durabilmeliydi. The Blue Book mankenlik ajansına girerek modellik yapmaya başladı. Mankenlikle adını duyurmaya başlayan Norma Jeane kısa sürede film dünyasının da dikkatini çekti ve 20th Century Fox ile anlaşma yaptı. İşte bu dönemde adını değiştirdi. Artık adı Norma Jeane Mortenson değil Marilyn Monroe idi.

Çektiği “Scuda Hoo! Scuda Hey!” ve “Dangerous Years” filmlerinden sonra başarısız olduğunu düşünen Marilyn sinemadan uzaklaştı. Çünkü Fox şirketi Marilyn ile yeni bir kontrat imzalamıyordu. Marilyn modelliğe devam etti. Modelliğe devam ederken bir yandan da oyunculuk eğitimini sürdürdü.

Aldığı oyunculuk eğitimi sayesinde “Ladies of the Chours” filminde ilk kez şarkı söyleme ve dans etme fırsatı buldu. Bunun ardından “The Aspalth Jungle”  ve “All About Eve” filmlerinde aldığı kısa rollerle eleştirmenlerin özellikle dikkatini çekti. Küçük, önemsiz rollerde yer alsa da oldukça ilgi çekiyordu. Her yerde onun artan ününden bahsedilir olmuştu. Marilyn başarısı gün be gün artan bir oyuncu olarak tanınmasının yanı sıra çalışılması zor bir oyuncu olarak da ünleniyordu.

Repliklerini unutuyor, setlere geç kalıyor veyahut hiç gelmiyordu. Uykusuzluk ve gerginlik için kullandığı barbitüratlar ve amfetaminler onu çekilmez biri yapmıştı. Sahne korkusu, kendine güvensizliği ve bunlara inat mükemmelliyetçi yapısı film setlerinde kendini gösteriyordu. Bu çelişkilerin sebebi elbette kullandığı ilaçlardı.

Uzun süre birlikte olduğu beyzbol yıldızı Joe Dimaggio ile evlendi. Ancak bu evlilik de sadece 9 ay sürdü. Joe DiMaggio, Marilyn’in kariyerini onaylamıyor; eşinin çalışmamasını tercih ettiğini çok sık dile getiriyordu. “Yaz Bekarı” olarak bilinen “The Seven Year Itch” film setine gelen eşinin, meşhur fan sahnesinin çekimi sırasında sette çok fazla ışık olduğu için Marilyn’in vücudunu örtmekte yetersiz kalan elbisesine çok öfkelendiği ve aynı akşam Marilyn’e şiddet uyguladığı iddialar arasındadır.

2.kocası

Marilyn oynadığı aptal sarışın rollerinden çok sıkılmıştı fakat bu durumdan ne kadar sıkılmış olsa da bugün hâlâ o filmleriyle hatırlanıyor.

Artık istediği rolleri seçecek kadar güçlenen Marilyn Monroe New York’a giderek Actor’s Studio’da oyunculuk dersleri almaya başladı.

New York’a gelmesi dönemin ünlü yazarlarından Arthur Miller ile tanışmasına vesile oldu. Çift daha sonra evlendi ve dönemin en çok konuşulan çifti oldular.

3.kocası

Kendi prodüksiyon şirketini kuran Marilyn Monroe bu dönemde artık sadece onayladığı senaryolar ve kendi belirlediği yönetmenlerle çalışacak kadar tanınmış bir oyuncu oldu. İlk filmi “Bus Stop”ı çekti ve bu filmdeki performansıyla Altın Küre’ye aday oldu. Marilyn, aldığı mükemmel övgüleri kalbine doldurup eşi Arthur Miller ile Londra’ya gitti. Marilyn, 1959 yılında Billy Wilder’ın yönetmenliğinde çektiği “Some Like It Hot”, kariyerindeki en başarılı ve en popüler filmi oldu. Monroe bu filmdeki oyunculuğuyla Altın Küre Ödülü’ne layık görüldü.

Fakat madalyonun diğer yüzünde yaşanan olaylar bu kadar yüz güldüren cinsten değildi. Her şey yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor, müthiş derecede rahatsız edici bir parlama ile kendini gösteriyordu. Marilyn yine sete sürekli geç gelmeye, repliklerini unutmaya, hatta zaman zaman çekimlere katılmayı reddetmeye başlamıştı. Bu durum yönetmeniyle aralarında büyük kavgalara sebep oluyordu. Çekimler devam ederken hamile olduğunu fark eden Marilyn Monroe, filmin tamamlanmasının ardından düşük yaptı. Bu durum onu çok derinden etkiledi. Arthur Miller ile 6 yıldır süren evliliği son buldu. Marilyn, Arthur ile ayrı olmanın sızısını taşıyamıyordu. Çocukluğundan beri içinde taşıdığı her şey gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Kariyeri ve özel hayatındaki bu çalkantılarla baş edemeyen Marilyn Monroe kısa bir dönem psikiyatri kliniğinde tedavi gördü.

1962 yılında “Something’s Got to Give” adlı filmde rol aldı. Bu dönemde de J. F Kennedy ile aralarında aşk dedikoduları çıkmaya başlamıştı. Marilyn Monroe‘nun ruh hali bu dönemlerde iyice bozuldu.

kennedy

Yüksek dozda aldığı sakinleştirici sebebiyle 5 Ağustos 1962’de Brentwood, Los Angeles’teki evinde hayata gözlerini kapadı. Henüz 36 yaşındaydı.

marilyn-oldu_3231

Ölümünün ardından yapılan otopsi sonucunda ölüm sebebi yüksek dozda Barbitürat alımı sonucu muhtemel intihar olarak ilan edilmesine karşın ölüm sebebi hakkında her zaman bir şüphe oldu. Olay yerindeki delil yetersizliği, otopside alınan dokuların kaybolması ve görgü tanıklarının çelişkili ifadeleri yaşanan olayın intihar değil de cinayet olduğunu düşündürdü. Hatta Kennedy ailesinin bu cinayetle bir ilgisi olduğuna dair kanıtlanmamış birçok iddia öne sürüldü. Yine de bu durum hala muallâkta.

KAYNAKÇA

 HANDE BAYRAM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir