Site Loader

“ Psikoloji, uzun bir geçmişe kısa bir tarihe sahiptir.”

Hermann Ebbinghaus

Varoluşçuluk, her ne kadar 19. yüzyılda Kierkegaard ve Nietzsche ile birlikte bilim literatüründe kendine yer bulmaya başlamışsa da kökenleri, insanlık tarihi kadar eskidir. 20. yüzyılın ortalarında ise Sartre ve Albert Camus’un, yazılarında Varoluşçuluk görüşünü kendilerine özgü bir biçimde işlemeye başlamaları, zaten tarihin en büyük savaşına o yıllarda şahit olan insanların yoğun ilgisiyle karşılaşınca oldukça popüler hale gelmiştir.
Dünya varoluşçuluğun etkisindeyken psikiyatrist bir aileden gelen ve Carl GustavJung’un öğrencisi olan, Ludwig Binswanger varoluşçu felsefenin, psikolojiye sentezinde önemli bir basamak olmuştur. İlerleyen yıllarda ise Rollo May, Victor Frankl, IrvinYallom gibi isimler psikoloji dalında varoluşçuluk bayrağını taşıyan isimler olmuşlardır.
Varoluşçu felsefenin temsilcileri olan Sartre, Camus, Kafka ve daha birçok isim yaşamın anlamsızlığı, dünyanın yaşanmaya değer bir yer olmadığı gibi konuları vurgulamasına rağmen bu akımın psikolojiye yansıması bunun tam tersi olmuştur. Varoluşçu filozofların aksine varoluşçu psikologlar yaşamın anlamını vurgulamış, dünyanın yaşanmaya değer bir yer olduğu fikrini benimsemişlerdir. Aslında bakılırsa varoluşçu psikoterapi bir yöntem değil bir tutumdur. Psikoterapide varoluşçu tutum kuramsal bir noktadan hareketle ya da yalnızca eğitimle edinilebilecek bir özellik değildir.
Varoluşçu psikoloji en temelde ölüm, özgürlük ve sorumluluk kavramları üzerinde çalışır. Ölüm kavramının, zıttı olan yaşam kavramına anlam kattığını, insanlara amaç edinmek için sınırlı zamanları olduğunu hatırlatan bir gerçek olduğunu ve ölümden kaçmak yerine, onunla yüzleşmek ve onu kabul etmek gerektiğini vurguladı.(Dökmen, 2000)
Varoluşçu psikolojinin temel amacı insana, otantik yaşama bilincini kazandırmaktır. Otantik yaşamak, kendi varoluşunun farkında olmak, kendine has bir yaşam sürmek olarak tanımlanabilir. Her insanın yaşam tarzının şahsına münhasır olduğunu savunduğu içinde terapistler, danışanları/hastaları formal olarak değerlendirmeye karşı çıkar ve danışanı yargılamaktan çok onu anlamaya çalışmayı, onu yönlendirmekten çok ona terapi sürecinde eşlik eden biri olmayı tercih ederler. İnsan yaşamını değerli kılmasıyla da hümanist felsefeden fazlasıyla etkilendiğini söylemek gerekir. (Corey, 2015)

“İnsanın dünyadan ayrı bir varlığı yoktur, dünya da insandan ayrı var olamaz”

Varoluşçu psikolojinin bir diğer özelliği de doğa bilimlerinde kullanılan yöntemleri reddederek “fenomenolojik” bakış açışıyla insan dünyasını incelemesidir. Danışanın problemini değerlendirirken, olaylara onun gözünden, onun dünyasından bakılması gerektiğini aksi takdirde danışanla otantik bir ilişkinin kurulamayacağını savunur.
Irvin Yalom’a göre insanın dört temel kaygısı vardır. Bunlar; ölüm korkusu, sorumluluk yalıtılmışlık ve anlamsızlıktır. İnsan nevrozunun altında yatan asıl sebepler cinsellik veya içgüdüler değildir. Nevroza bu dört temel kaygı neden olmaktadır. Kaygının ise insanın anlam bulma ihtiyacı doğrultusunda şekillendiğini savunur.

Irvin Yalom

Victor Frankl terapi yöntemini anlam arayışı ve anlamın ortaya çıkarılması üzerine kurar ve özgürlük kavramını şu şekilde vurgular: “İnsan koşullardan özgür değildir fakat bu koşullar karşısında tavır almakta özgürdür.” Frankl’ın varoluşçuluğa yönelmesinde 2. Dünya savaşı yıllarında yaşadığı travmaların etkisi büyük olmuştur. Yaşadığı olayları ve hayat görüşünün nasıl şekillendiğini “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında anlatmıştır.

Victor  Frankl


Varoluşçuluğa katkı sağlamış başka bir psikolog olan Rollo May ise kötülüğün insanın bir parçası olduğunu, iyilik ve kötülüğün bir denge oluşturduğunu söyler. İnsanların iyi ve kötü eylemleri arasında bir seçim yapma kapasitesinin olduğunun farkında olduğunu savunur. May’e göre negatiflik ve pozitiflik arasındaki zıtlık insan yaşamına derinlik katar. (Corey, 2015)
Türkiye’de ise varoluşçu psikoloji alanında çalışmalar yapan Ferhat Jak İçöz ve Engin Geçtan gibi önemli psikoterapistler de bulunmaktadır.

“Önümüzdeki yolculuğun bir sonu olduğunu bilmek güzel. Nihayetinde önemli olan yolculuğun kendisi.”

Ursula Le Guin

 OKUMA ÖNERİLERİ
1-)Nietzsche Ağladığında- IrvinYallom
2-)İnsanın Anlam Arayışı- Victor Frankl
3-)Dersaadet’te Dans-Engin Geçtan
4-)Yaratma Cesareti- Rollo MAY

KAYNAKLAR:
Corey, G.(2015). Psikolojik Danışma, Psikoterapi Kuram ve Uygulamaları (Sekizinci Baskı).Metis Yayınları
Dökmen,Ü.(2000) Varolmak, Gelişmek,Uzlaşmak: Evrenle Uyumlaşma Sürecinde(Sekizinci Baskı).Sistem Yayınları
Geçtan, E.(1990). Varoluşçu Psikiyatri(Dokuzuncu Baskı). Metis Yayınları

Ahmet UĞUR

Bir cevap yazın

Bizi Takip Edin

Araç çubuğuna atla